Anılar, Hatalar ve Hattalar

Ben ilkokul 4. sınıftayken sınıfımızda “kümeler” vardı. 2 kişi oturduğumuz sıralardan 4 tanesini birleştirir, 8 kişiden oluşan kümeler yapardık. Öğretmenimiz her küme için sınıfın başarılı ve nispeten daha az başarılı öğrencilerinden seçerek karma bir grup oluşturur ve her kümenin kendi adını bulmasını isterdi. Dönem boyunca yapılacak tüm grup çalışmaları da bu kümenin ortak işi olurdu.

Öğretmenimiz küme başkanlarını seçmek için derslere aktif katılan öğrencilerden oluşan bir seçme liste yapmıştı. Sınıf oylaması sonucunda en yüksek oyu alan öğrenciler küme başkanları olacaktı. Ben de sınıfta dördüncü en yüksek oyu alıp kendi kümem olan “Kıvılcım” kümesinin başkanı olmuştum.

4. sınıfın ikinci döneminin başıydı… Bir matematik dersinde öğretmenimiz her kümeden birini rastgele seçip tahtaya kaldırıyordu. Bizim kümeden bana denk gelen talih, karşıma tahtada çözmem için bir bölme işlemi çıkardı. Matematik en sevdiğim derslerden biriydi; tahtaya çıkarılmak ise en sevdiğim aktivite. Gururlu adımlarla çıktığım tahtada bana sorulan bölme işlemini yapamadım. Tüm matematik becerilerimi 15 günlük yarıyıl tatilinde bırakmıştım. Tahtada geçirdiğim vakit uzadıkça uzadı. Önce sınıf arkadaşlarım, sonra kendim, en fenası da öğretmenim buna çok şaşırmıştı. Bana yöneltilmiş şaşkın bakışları ve hayal kırıklığıyla karışık ifadeleri hala ara ara utanarak hatırlarım.

O gün tahtada geçirdiğim birkaç zorlayıcı dakikaya rağmen okul başarım artarak devam etti. Babamın tayinleri dolayısıyla taşındığımız illerdeki yeni okullarımda dahi öğretmenlerimin sevgisini kazanmaya devam ettim. Ancak tahmin edilebileceği gibi, bir daha aynı gururlu adımlarla tahtaya çıkamadım. Cevabımın doğruluğuna biraz bile şüphe duyduğum hiçbir soruya parmak kaldırıp cevap veremedim. Sınıfa katılımım gözle görülür şekilde düşmüştü.

Ne var ki, eğitime olan ilgim hiç azalmadı. Eğitim sistemimizin karşıma çıkardığı engelleri atlayıp iyi okullarda okumayı, iyi bir üniversite bitirmeyi ve yüksek lisans derecesi almayı başardım. Üstelik yıllar sonra profesyonel hayat da beni eğitim alanına yönlendirdi. Kendi kişisel ilgime ek olarak, bu işe mesleki gözle de bakma, beni besleyen projelerde yer alma, bu alanda çalışan pek çok farklı insanla tanışma fırsatım oldu.

Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG) gerçekleştirdiğimiz pek çok projenin arasında Öğretmen Ağı’nın özel bir yeri var. Hem uzun zamandır hayalini kurduğumuz hem de arkasına tüm inancımızı koyduğumuz bir iş olarak Öğretmen Ağı, bize umut vermeye devam ediyor. Ancak bunun yanında, benim Öğretmen Ağı’yla kişisel bağım bambaşka.

ERG’deki görevimin henüz başlarında tanıştığım Öğretmen Ağı’yla ilk buluşmamda, öğretmenlerimizle aynı masaya oturup fikir üretmeye çalışıyorduk. Benim dahil olduğum grup yaratıcılık üzerine çalışmak istedi. Aslında çalışmanın başına üzerine düşünülmesi arzu edilen “Öğrencilerin yaratıcılığını nasıl artırabiliriz?” sorusu, “Çocukların yaratıcılığını engelleyen faktörleri nasıl ortadan kaldırabiliriz?” sorusuna dönmüştü. Grubumuz, kendi yoğun saha çalışmalarının bulgularını paylaştıktan sonra masaya dökülen içgörüleri kategorize etti ve nihayetinde, en büyük sorunun, yaratıcılığın azlığı değil, hata yapma korkusunun fazlalığı olduğu sonucuna vardı. Artık benim ve grubumun en büyük gayesi, hataya mümkün olduğunca alan bırakan öğrenme ortamlarına yer açmaktı.

Çalışmanın sonunda her öğretmen kendi branşı ve yapabilecekleriyle alakalı mikro uygulamalar geliştirdi. Okullarına dönüp bu uygulamaları öğrencileriyle, velileriyle ve diğer öğretmenlerle test ettiler. Uyguladıkları aktivitelerden ortaya çapı küçük etkisi kocaman pratikler çıkartıp, hikâyelerle geri döndüler.

Bundan aylar sonra bir gün, Öğretmen Ağı’nın çıktılarını ve geleceğini tartıştığımız bir toplantı gerçekleştirildi. Öğretmenlerimizin beklentilerinin de dinlendiği bu çalışma esnasında anekdotlar paylaşılmaya başlandı. Bunlar arasından biri, beni 4. sınıfta küme başkanı olarak tahtaya kalktığım güne geri götürdü ve aklımın ve kalbimin orta yerine çakıldı. Keziban öğretmenimiz, okulundaki öğretmenlerden kendi çalışmasıyla ilgili ona yansıtılan bir geri dönüşü paylaşıyordu. Okulunda, derse katılımı düşük bir öğrenci olduğundan bahsediyordu. Öğretmen Ağı’ndaki projesi her ne ise, bu çocuk üzerinde olumlu etkisi olduğundan konu açmış. Meslektaşı, Keziban öğretmene dönüp, “Yahu sen bu çocuklara ne yapıyorsun! Derste hiç konuşmayan çocuk parmak kaldırır, tahtaya çıkar oldu” diye eklemiş. Keziban öğretmen, bunu duymanın kendisi için alınabilecek en güzel sonuç olduğunu o gün, “Benim için bu iş bu kadardır.” diyerek özetlemişti. Ben de öğretmenimin bu cümlesini içimden büyük bir coşkuyla tekrar etmiştim. “Benim için bu iş bu kadardır.”

Keziban öğretmenin sınıfta yaptığı şey, öğrencisindeki hata korkusunu yenecek küçük sınıf içi dokunuşlar yapmaktı. Ona, öğrenme ortamlarında öğrencinin ihtiyaç duyduğu güveni yaratmak ve içerideki bilginin yukarı akmasını, dışarı çıkmasını sağlamak için alan sağlamak. Bunu bir kere sağlayabildikten sonra öğrenci ne sınıf arkadaşlarının ne öğretmenin tepkisinden korkar. Çünkü soruyu doğru yanıtlamaktan daha kıymetli bir şey varsa, o da birlikte öğrenmek ve hataları “hatta”lara dönüştürmek.

O gün Keziban öğretmeni dinledikten sonra, kendi yaşam sürem boyunca bir halkayı tamamlamış olduğumu düşündüm. 4. sınıftaki ben büyümüş, döne dolaşa bir yere gelmiş, orada katkıda bulunduğu işlerden biri başka bir çocuğu aynı sancıyı çekmekten kurtarmıştı. Anılarımın bana ve Öğretmen Ağı’nın her bir bireyine teşekkür ettiğini hissettim. Ve neden dönüp dolaşıp eğitim alanında çalışmaya başladığımı anlamış bulundum: tek bir çocuğun bile içindeki ışığı ortaya özgürce çıkarabilmesine vesile olmak bu hayatta yapılabilecek en anlamlı şey.

Yazar Emine Özge Karakaya hakkında:

2012 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümünde lisansını, 2013 yılında Belçika’daki College of Europe’da Avrupa Ekonomik Entegrasyonu ve İşletme bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Coca-Cola, Fiat, Garanti Bankası, Hayat Kimya, L’oreal Paris ve Pınar gibi, farklı kategorilerden 50’nin üzerinde markaya hizmet verdi; Nijerya, Mısır ve Polonya pazarlarında içgörü avladı; Kıdemli Stratejist’liğe terfi etti. 2016 yılında, kendini ve becerilerini içinde yaşadığı dünyayı güzelleştirmeye daha çok vakfetmek için İletişim Uzmanı olarak Eğitim Reformu Girişimi’ne katıldı.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.