Zaman ‘Karayel’e Dönmez

Estirir karayel şimdi o eskilerden. Karayel nedir ey bahtı güzel okur? Tutup anlatsam sana, tutup ellerinden desem ki ‘eskilere gidelim’. Buyur desem… “Buyur!”

Eskilere gitsek el ele çekinmeden. Eskide kalmış, karayelin estiği o tepedeki yere. Hani çevresindeki tüm arazilerin alçakta kaldığı o yüksek seyirlik. Hayatın seyirliği. İşte oraya gitsek. Koşa koşa, toprak yollarını tozutsak. Hem kış günü toz nasıl güzel olur? Hava bulutlu iken, rüzgar sert esiyor iken, soğuğun sarıldığı rüzgardan ellerimi sakınmış iken, o tepelerde hep beraber yürüsek. Sen, ben, aşkımız, eskiler, yeniler, anılar, gelecekler…

‘Eskiyorsun, taşıyamayacak kadar’

Eskiye özlem, eskidikçe artıyor biraz da. artık o zamanları o gözle yaşayamayacak kadar eskiyorsun. Yükün öyle artıyor ki sonra yeni biri olup o eskide kalan sana özlem duyuyorsun. Oluyor, oluyor. Böyle acıtıyor canını eskiler. O eski Anadolu türküsünde söylendiği gibi bir acı bırakıyor insanın izinde. Sevdiği kadın için şarkı söyleyen adamın son sözü gibi o kahırlı türküsünde: “Sen bana abi de ben sana bacı.”

Demek ki o kadar imkansız, zaman kadar eski. Zamanın döndürülemezliği kadar eskiden. Eskilerden. Şimdi o zamanların ellerinde kavrulan birer çocuğuz. Olgunlaşıyoruz. Geçmişe özlem duyuyoruz. Eskilerde kalanları özlüyoruz. Özlüyorum.

“Özlemek dostluktandır, dostluğumdan öte bulmalıyım seni*”

*Ahmet Telli.