Filarmoniye Yolculuk: “From the New World”

Çek besteci Antonín Dvořák’ın kendi ülkesinden Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanan hikayesinin doğurduğu eserlerden biri olan 9. Senfoni, From the New World, sanatçının bohem müziği dışındaki müzik türlerini keşfi ve bulduğu yeni malzemelerle kendisinde var olanları sentezlemesi süreçlerinin bir sonucu aslında. Kim bilir Dvořák o eseri yazarken neler hissetti, ne tür hayaller kurdu, bunu bilemeyiz; ancak dinlendiği zaman çoğu kişide bambaşka duygular uyandırdığı su götürmez bir gerçek. Ben ne zaman From the New World’ü dinlesem bana hep hayal kurmam gerektiğini ve bu hayalleri gerçekleştirmemin mümkün olduğunu hatırlatır.

Onur Tahmaz

Klasik müzikle serüvenim keman çalmaya karar vermek ile başladı. Tabii ki bu da bir hayaldi benim için, hem de o zamanlar imkansız gözüken bir hayal. Dokuzuncu sınıfta dinlediğim eserlerin de etkisiyle keman çalmaya karar vermem çevremdekilerin “Bu yaşta kemana başlasan bile öğrenemezsin.” gibi heves kırıcı yorumlarıyla karşı karşıya bıraktı beni. Tabii o zamanlar hayal nedir, nasıl kurulur bilmediğimden inatçı kişiliğimin de etkisiyle “Siz öyle düşünmeye devam edin, ben keman çalmayı öğreneceğim!” dedim ve BÜFO’ya kadar uzanan bu yolculuk böyle başladı.

Lise son sınıfa geldiğimde beklemediğim bir düzeye gelmiştim kemanda, hocam da normal şartlar altında çok uzun yıllar sürmesi gereken bir sürecin çok daha kısa bir sürede üstesinden geldiğimi söyleyip beni cesaretlendirmişti. Kemanla nasıl bir geleceğim olabileceğini hep sorgulardım. Sonunda, Boğaziçi Üniversitesi’nin internet sayfasında bir orkestra fotoğrafı gördüm ve bir anda karar verdim; ben de bir orkestrada çalmak istiyordum. Bu kararımı hocama söylediğimde bana bir orkestrada çalmamın mümkün olmadığını çünkü en başında solak olmamın buna engel olacağını söyledi. Bu beni ilk başta ne kadar üzse de sonrasında daha çok hırslandırdı.

Orkestra çalışmasından bir kare

2014 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandığımda ilk olarak okulun o övündüğü orkestradan eser olmadığını fark ettim. Güzel bir vitrin hazırlayıp içi boş bir şekilde görücüye çıkaran zihniyet ile ilk olarak o an karşılaşmıştım. Ancak hem okul yönetiminin umrunda olmayan hem de okuldaki müzik faaliyetlerinin çoğunu gerçekleştiren Müzik Kulübü tarafından faaliyetleri desteklenmek yerine engellenmeye çalışılan bir oda müziği topluluğunun varlığından haberdar oldum: Da Camara. Bu topluluk üniversitenin eski bir mezunu olan Denis Şener tarafından kurulmuş ve yönetiliyordu. Kendisiyle temasa geçtim. Yeterli olup olmadığımı bilmediğimi, ayrıca solak olduğumu ama yine de şansımı denemek istediğimi söyledim. Kendisi hiç ummadığım bir şekilde beni provaya çağırdı ve orkestra şefliğine giden serüvenimi de başlatmış oldu.

Bu topluluk, ben girdikten üç dönem sonra Denis Bey’in kararıyla kapatıldı. Kendisine her ne kadar bana yol gösterdiği ve hayata karşı farklı bir bakış açısı kazanmama vesile olduğu için minnettar olsam da birliktelik ve aidiyet duygusu pek mevcut değildi bu toplulukta. Da Camara, Boğaziçi Oda Orkestrası’nı kurmamda artılarıyla eksileriyle bir rol model olmuştu. Artık belli aksiyonların nasıl sonuçlar doğuracağını biliyordum.

Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası — BÜFO

Boğaziçi Oda Orkestrası’nı kurma hikayem 2016 yazına dayanıyor. Müzik teorisi ve armoni kitaplarından müziğin temellerini, şeflik kitaplarından da bir orkestranın nasıl yönetileceğini kendi çabalarımla öğrendim. Bu sürecin sonunda kendimi sorgulama gereği duydum:

Ben neyi, neden yapıyordum? Bu uğraşlarım boşuna mıydı ve en önemlisi, gerçekten bir orkestra kurabilecek miydim? Son soruyu cevaplamak yerine zamanın buna karar vermesi gerektiğini düşündüm, hayalimi sonlandırmak yerine elimden geldiğince çabalayıp sonuç ne olursa ona razı olmam gerektiğinin en doğrusu olduğunu biliyordum.
Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası

Boğaziçi Oda Orkestrası olarak ilk dönem 25 kişilik bir kadro ile yola çıktık. Ekim ayının sonunda çalışmalara başlamamıza rağmen Aralık ayında bir konser bile planladık. Müzik Kulübü’nün klasik müzik gecesi olan Rubato konserini bir kerelik devraldık. Bu konseri bize devretmelerinin nedeni, yıllardır canlandırılamayan bir konserden artık ümidi kesmiş olmalarıydı. Da Camara’da çalarken, bu konsere çıktığımızda 500 kişilik bir salonda sadece 100 seyirci olmasının müzisyenler için ne kadar motivasyon kırıcı olduğunu tecrübe etmiştim. Bu konseri devralmamızın ardından 2 ay süren gerek prova çalışmaları gerekse organizasyon, tanıtım ve protokol hazırlıkları ardından büyük bir ilgiyle karşılaştık. Daha 2 aydır var olan bir orkestra tüm salonu ağzına kadar doldurmuştu. Hatta öyle ki, 200’e yakın kişiyi kapıdan döndürmek zorunda kalmıştık.

Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası

Boğaziçi Oda Orkestrası olarak, aynı senenin ikinci döneminde 2 farklı repertuvarla 5 ayrı konser düzenledik. Bu konserler orkestranın tanınmasını da arttırıyordu. Çoğu ünlü orkestranın aksine sosyal medyanın gücünün de farkındaydık. Dinleyicilerimize ulaşmamıza yardım ettiği kadar yeni enstrümantalistlerimize de bu kanallar üzerinden ulaştık ve büyümemizde, daha doğrusu BÜFO olmamızda önemli rol oynayan araçlar (Facebook, Instagram vb.) sosyal medya platformları oldu. Tüm bu olanların ışığında, 15 Aralık 2017 tarihinde, Dönüşüm adlı konserimizde Boğaziçi Oda Orkestrası’ndan Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası’na dönüştük.

50’ye yakın kadrosuyla Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası, Türkiye’de kurulmuş ilk ve tek üniversite orkestrası olma özelliği taşıyor.

Bunu söylerken, yurt dışında sayısız örnekleri olduğunu da hatırlatmak lazım gelir. Tabii, diyebilirsiniz ki çoğu üniversitenin orkestrası var. Ancak burada bir detay saklı; Boğaziçi Üniversitesi’nde bir müzik bölümü bulunmuyor ve bu insanların çoğu bir konservatuvar mezunu değil. Orkestrayı, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, mezunları, akademisyenleri ve çeşitli konservatuvarlarda okuyan müzisyenler oluşturuyor. Bu insanların tamamı gönüllü olarak orkestrada bulunuyor ve tek ortak amaçları beraber müzik yapmak.

Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası

BÜFO, şu anda İKSV ile konser görüşmeleri yapan, belediyelerin odağında olan, önemli kurumlar ve sanat merkezlerinden konser teklifleri alan bir seviyede. Bu kadar kısa bir zamanda bu noktaya getirdiğimiz orkestramız, her bir üyesinin ayrı ayrı emekleriyle buralara geldi ve inanıyorum ki çok daha iyi yerlere gelecek. Boğaziçi Üniversitesi de, fotoğraflarını okulun duvarlarına övünerek astığı Robert Kolej Orkestrası’nın devamı olarak kendini niteleyen BÜFO’yu çeyrek değil, yarım değil, tam desteklediği taktirde mirasına sahip çıkmış ve görevini yerine getirmiş olur. Amaçlarımız, Boğaziçi Üniversitesi’ni Türkiye’de çoğu alanda olduğu gibi klasik müzik alanında da öncü hâle getirmek ve üniversite orkestralarını tüm okullara yaymaktır. Bu yollarda da emin adımlarla yürüyoruz.

Antonín Dvořák’ın da dediği gibi, genç müzisyenlere cesaret verebilmek için önce gençlere güvenmek gerekiyor.
Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası — Onur Tahmaz Konuşma

Verdikleri desteklerden dolayı 1 Genç 1 Gelecek ailesine ve kurucusu Murat Yigen’e teşekkür ediyorum. Çokça taktir ettiğim organizasyonları birçok insan için yol gösterici oluyor. Kendim buna şahit oldum ve olmaya devam ediyorum. Umuyorum ki daha nice güzel işler yapacaklar. Ayrıca, BÜFO’yu Facebook ve Instagram’dan @bounphilharmonic kullanıcı adını aratarak takip edebilir, konserlerimizden ve yeni projelerimizden haberdar olabilirsiniz.

Orkestranın son konserinden videoyu aşağıda bulabilir, YouTube kanallarına bu linkten ulaşabilirsiniz.