Genç ve Tiyatrocu

Merhaba, ben Efe Akercan. 1996 yılında, İzmir’de dünyaya geldim. Liseye kadar Muğla’da okudum. Tiyatroya ilk olarak ortaokul yıllarımda Muğla’da başladım. Tiyatronun içinde bulunmanın bana herhangi bir şeyden daha fazla zevk verdiğini fark ettim. Sadece sahnede bulunma ânı değil, sahneye çıktığımız âna kadar olan sürecin içinde bulunmak da aynı şekilde hissettiriyordu. Bir şekilde bu işin bir parçası olmalıydım.

Solda Efe Akercan ve sağda Emir Özden, Otomatik Portakal Oyunu, 2017

Bu alanda devam etmek istedim ancak Muğla’da tiyatro alanında kendimi geliştirebileceğim imkanlar çok kısıtlıydı. Muğla’da yaşadığım sürece tiyatroyu sadece hobi olarak yapabileceğimi fark edince araştırmalara başladım. Devlete ait Güzel Sanatlar Liselerinde Tiyatro Bölümü bulunmuyordu. Tiyatro bölümü barındıran sayılı Özel Güzel Sanatlar Liseleri vardı ama bunlar da İstanbul’daydı. Bu yüzden İstanbul’a gelmek istedim. Ailem bunu ilk anda çok normal karşılamadı tabii ama bu işin içinde bulunma arzum onları bir şekilde ikna etti ve İstanbul’a geldim. Böylece, gerçek anlamda tiyatro maceram 2010 yılında başladı. Okulda olmayı eskiye göre çok daha fazla istiyordum çünkü istediğim alanda eğitim alıyordum. 2 yıl önce Kadir Has Üniversitesi Oyunculuk Bölümü’ne başladım.Tüm bu süreç içinde oyunculuğu profesyonel anlamda icra etme şansı yakaladım. Şu anda da Küçük Salon’da Otomatik Portakal oyununda oynuyorum. İlk günkü heyecanla devam ediyorum.

Otomatik Portakal Oyunu. Soldan sağa; Efe Akercan, Emir Özden, Güneş Seven
“İyi bir tiyatrocu olmak istiyorum. Tiyatrocu olabilmek için çok okumanın, çok izlemenin, yeni deneyimlere açık olmanın, ekip çalışmalarına uygun olabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Bunun için sabırla, tükenmeyen bir istekle çalışıyorum.”

Tabii bu noktaya kadar gerek kendi yaşadığım gerekse çevremdeki arkadaşlarımın yaşadığı birçok problem var. Bunların en basiti ki sanıyorum benim yaşımda olup tiyatro ile ilgilenen herkes bunu kabul eder; gelecek kaygısı. Maalesef Türkiye’de tiyatro hiçbir şekilde garantisi olmayan bir iş. Hatta birçok profesyonel oyuncu için ‘’gönül işi’’dir. Gönül işidir, orası doğru ama tiyatro yaparken hayatımızı idame ettirebiliyor olmamız gerekiyor çünkü bu işi verimli bir şekilde yapmak için en azından minimum standartlarda bir maddi tatmin gerekiyor. Sadece tiyatro ile yaşamımızı sürdürmekte zorlandığımız için istemediğimiz işlerde oyunculuk yapmak zorunda kalmamız gibi üzücü bir durum da doğabiliyor. Konservatuvarlardan mezun olup işini yapabilme fırsatı bulmak için ajans ajans dolaşan çok fazla genç tiyatrocu var ve bazılarının ilgisi ve hevesi zaman içinde yıpranabiliyor. Sonuç olarak pes edip başka işlere/alanlara yöneliyorlar. Bunun çözümü için ilk başta toplumun, sonra da devletin desteği gerekiyor. Antik Yunan’da devletin ve halkın verdiği desteğin günümüzde yarısı dahi tiyatroya verilmiyor. Tabii burada dikkat çekilmesi gereken konu, halkın tiyatroya verdiği destektir; tiyatroyu, bu işin profesyonellerinden önce halkın istemesi gerekiyor.

Sağdan birinci: Efe Akercan

Bugün bir tiyatrocu olmaya çalışırken umudum, şartların daha olumlu hale geldiği, tiyatronun daha çok destek ve ilgi gördüğü bir gelecek. Hayattan, mesleğime dair en büyük beklentim ise tiyatro ve sahne adına belirli bir doyuma ulaşmış ama yine de heyecanımı yitirmemiş olarak başka tiyatroseverlere yeni kapılar açabilmek.