115. Gün — Şişman Olursan, Şişman Ölürsün!

İlk günden beri geçirdiğim en başarısız iki haftayı geride bıraktım. Toplam hedeflediğim kilo beş iken gerçekleşen 6oogr oldu. Yani tatile kadar kendime büyük eminlikle koyduğum hedefimin %10'unu başarabildim, 119Kg ile gidiyorum. Doktorumun bana dediği ‘havaya girme’nin etkisi büyüktür. Bu yetmezmiş gibi ilk günden itibaren en fazla 2–3 günde bir yazdığım bloguma da zihnen her akşam ‘uff yazacak halim yok’ gibi bir sahte psikoloji yaratarak beni motivasyon kaynaklarımdan uzaklaştırmaya çalışan dahili bedhah beynimle de tekrar yüzleşmiş oldum.

Tüm Türkiye’nin uzak kaldığımız iki haftadır konuştuğu Mustafa Koç’un vefatı için de buradan iki kelam etmem gerekmekte. Türkiye’ye katkısı yatsınamayacak değerli Koç Ailesi’nin değerli bir üyesi ve Holding’in başkanı olarak kaybımızın büyüklüğünü konuşmak bana düşmez, bana düşen tarafı ise konunun şişmanlığa ve tüp mide ameliyatına düşen tarafı. Kendisinin Türkiye’deki en büyük asetleri yönetirken yaşadığı stresi, yaşını, kilolu yaşadığı zamanın uzunluğunu ve kiloyu verdiği zamanın kısalığını düşününce insan üzülmeden edemiyor. Peki şimdi neler oldu? Artık spora gittiğimde nabzım arttığında yavaşlıyorum, tüm sevenlerim beni bir bir arayıp ‘Aman Cenk çok spor yapma’ tembihlerinde bulunuyor, her gördüğünde ‘Vaaaay’ çeken arkadaşlarım bile ‘Abi biraz ağırdan al bence’ gibi bir psikolojiye girdiler. Ben ameliyat fikrine başında beri karşı biri olarak, midemin bağlanması ya da bir tüp aracılığı ile bypass’lanması ve sonrasında folik asit gibi bazı şeyleri dışarıdan alacak duruma gelmeyi hiç bir zaman kabul etmedim. Bunu yapan arkadaşlarımdan da başarılı sonuçlar olanlar oldu onları da bu vesileyle tebrik ediyorum. Ameliyatın sadece belirli yaş ve obezite değerleri sonucunda tıbbi bir karar olması gerektiğini düşünüyorum. Ben herhangi bir tıbbi müdahale geçirmemiş, hayatımın en dengeli beslendiğim döneminde, 4 aydır alkol almayan bir karaciğer ile çok da tehlikeli bir hızda gittiğimi düşünmemekle birlikte; Mustafa Koç’un ölümü kilo problemini ve çözümlerini önemli bir gündem maddesi haline getirmiştir ve insanın aynaya bakarak tekrar tekrar düşünmesinin gerekliliğini bize bir kez daha göstermiştir.

Bir düşünce yapısına göre 15 yıl üzerinde kalan kiloyu 15 günde vermen doğru değil ama bence 15 ayda vermen de doğru değil. Peki nedir doğrusu? Ben doktor değilim üzerime vazife değil ama bence dengeli beslenmek, herhangi bir ‘zayıflama’ ilacı kullanmamak, sporu abartmadan yaşına ve kilona göre değerlendirerek bedenin sana uygun olan yağ kütlesini vermesine izin vermek. Maalesef spor konusunda hem bizler hem de kendi çalıştıklarımı tenzih ederek söylüyorum genelde spor antrenörleri de obezite ve kalp sağlığına karşı çok eğitimli ve dikkatli değiller. Ben yıllar önce ilk fitness maceramı hatırlıyorum; o zaman yaklaşık 120'li kilolardayım ve doğuştan bir ‘sporcu nabzı’ durumum var; yani dinlenik nabzım şu anda bile ortalama dakikada 45 atıyor. Bunu söylememe rağmen benim nabzımı 180'lere taşımaya kalkınca spor salonundaki üyeliğimden vazgeçmiştim. Acelemiz yok! Biz sağlıklı birer insan olarak sevdiklerimizle çokca zaman geçirmek için bu yoldayız! Bir ay erken olmuş, iki ay geç olmuş önemli değil; önemli olan hedefe sağlıkla varmak! Ben de bu serüvenime 180 gün gibi başladığımın yanlış olduğunu yavaş yavaş fark ediyorum. Ankaraya gidiyorsan hedefi üç saat koymak gibi geliyor, halbuki hedef Ankara’ya varmak olmalı.. İnsan bu yola girerken kendisini nasıl kandırabiliyorsa öyle davranmalı ama yola alıştıkça da farkındalığını arttırarak doğru yola doğru ilerlemeli.

Şişman olursanız, şişman ölürsünüz.. Bence bu konu artık kamu spotlarına çıkarılmalı ve sigara bıraktırma çalışmaları gibi buna da çocuk kanalları dahil olmak üzere iletişim yapılmalı. Ben bir iletişimci olarak buna destek olmaya hazırım!

Bu arada kilo veremesem de bel çevremden oldukça fazla inceldim. Aşağıda oğlumun doğum gününden bir resim koydum bile :) Günler günleri kovaladı ve benim meşhur kayak tatili zamanım geldi çattı! Yarın sabah Fransa’ya doğru yola çıkıyoruz kısmetse ve tüm hazırlıklar tamam! Kendime kayak pantalonu bile buldum :) Üstüm başım hiçbir eksiğim yok! Bu o kadar mutlu edici birşey ki; beni anca şişmanlar anlar!

Cenk ve Gamze Kıran @ Sarp Kıran’ın Doğum Günü

Yarın için doktorumdan önerileri aldım. Özetle sağlam proteinli bir kahvaltı, bol kayak, öğlen yemeğini bol leblebi, ceviz ve belki hafif bir çorba ile atlatma ve akşama da serbest öğün. Ben kayak tatili olduğunu düşününce öğlen yemeklerini atlayabileceğimi sanmıyorum ama kendimi tutmaya çalışacağım. Bu tatili kendime de bir kısa mola olarak düşünüyorum. Abartma yok ama kısıtlama da yok! Ne de olsa bu işin önemlisi kendini sürdürülebilir bir yeme-içme ve spor düzenine alıştırmak. Ben hayatımı düşündüğümde; özellikle tatillerde kendimi kısıtlamak isteyeceğimi düşünmüyorum. Dizlerim ve kilolarım izin verdiği kadar çok fazla kayak yapmak istiyorum ve döndüğümde de aslanlar gibi kaldığım yerden devam ederek 1–2 haftalık maya ve gluten olmayan bir diyetle Mart ayına oldukça incelmiş girmek istiyorum. Gençlik yıllarından profesyonel kayakçı olduğumdan genelde bu tarz tatillerden kilo vermiş dönerim :) Bakalım neler gösterecek zaman?

Sizlerden bu sefer ben bir haftalık izin istiyorum; döndüğümde ilk iş blogumdan tüm tatilimi özetleyeceğim.

Sevgiler.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.