İçinden trenlerin geçtiği cümlelerimin altına yazıyorum;
İki kere ikiden dört, ikinci kereden yenilgiyle dönülür.
Vapurların akşam olmadan yanaştığı cümlelerimin yanında buldum bunu;
Bir çok giden memnun ki yerinden, çok seneler geçti. Dönen yok seferinden.
Yıldızları gökyüzünden toplayamayan küçük bir çocukken duymak istedim bunu
Yaşıyorum ama öylesine değil. Gelecekler gitmeyecek ve dünya dönerken kimse düşmeyecek.
Korkma, tutunmana gerek yok.

Kavanozlar dizili küçük bir mutfak, içlerinden taşan umutsuzluklar.
Bizim umutsuzluklarımız ev yapımı, organik bıkkınlıklarımız.
Korkma, bundan sonra kimse hasta olmayacak.
Kayıplar ölümden değil, yaşam artık cam kavanoz; yıllarca saklanacak kaçışımız.

Bunu bir parmağa bağlı kırmızı ipken unuttum;
Unutuluyor göğsü daraltan tüm kalabalıklar.
Bir defa oturduğu sandalyesinde zamanı öldürmek için plan yapan bir gençtim,
Bunu da o zaman yasakladım;
Bulmak istemiyorsan bırakmayacaksın.

Çok geç. Her şey o kavanozun içinde.
Kimse açmak istemiyor; kavanozun içinden cama çarpa çarpa ölmek de istemiyor.
Çok genç! Yaşamak istemiyor, perde önünde, perde arkasında.
Alkışlar belli, selam verilip önünde eğiliyor.

Tünelin sonunda ışık göremiyorken duydum adımlarını,
Kaçıyor kaçmakta olan.
Biz bir kentin adını sadece babası seslenirken duyduğu sakinleri;
Bir gün bembeyaz bir mermerden duymuş olacağız ismimizi.

Like what you read? Give sıfır a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.