Törensiz gömülen hayaller

Teselliler arasından boşluğu seçiyor. Koyu mavi ceketinin cebinde yazıları silinmiş, artık okunmayan (başkaları için) kağıt parçaları. Yeşil çimenler üzerinde beyaz mermer, gömleklerin sol yanında solmuş hatıralar, biraz acıtan, biraz da buruk. Ayrıntılara hiç gerek olmadı. Hiç var olmayan bir yerde olduğunu iddia ediyor. Kim nerden bilecek.

Tesadüfe inanmaz, tesadüfleri hesaba katarak yaşıyor. Belki bir gün, trafik lambasının altında yağmur durduğunda şemsiyesini kapattıktan sonra, adımları adımlarına çarpacak. Belki görecek belki görmeyecek. Tam o saatte, şu an yaşanan teselliyi hatırlayıp ‘mutlu ol’ diyecek, yoluna devam edecek, bu da kayıtsız kalmanın öteki adı olacak. Sonraki günler saati hep orada takılı kalacak. Bunu kendisi dahil herkes biliyor. Yine de değişime başka bir isim vermek istiyor. Gri bir dünyada duvarlara çarpa çarpa bir kapı bulmak istiyor gibi, gökkuşağına muhtaç gibi. Kendi renginde bir dünyada tüm felaketlerden uzaktır gökyüzü.

Kimse kovalamıyor. Kaçmak da lazım! Ya akıllarına gelir de kovalamak isterlerse diye. Kimsenin kimseyi farketmediği kalabalığın yeryüzüne en uzak yamacı. İsterlerse ellerini uzatıp kurtarabilirler, isterlerse güneş tepedeyken selam verip itebilirler. Beklenti her şeydir. Sırasını bekliyor.

Artık okunmayacak mektuptur o, ezberden tekrar edilir yahut her sabah su verilir. Rengini kıskanıp sırrını soranlara ‘yerini sevdi’ denir. Sonra devam edilir, cuma günü beşten sonra köprü hep işkencedir.

Ey ömrümün uğuldayan durağı, kovanımdan gitmek istiyorum! Yoksa kovanımla mı? Bir hikayeye başlayamadı, bir hikayeye ait olmak için artık çok geç sayıyor kral. Öyle ya bu olsa olsa masal olabilirdi, devlerle savaştı. Kazanmayı hayal ediyor. Hayalini kuruyor! Duvarın önüne yığılı halk alkışı kesti, son düşüncelerini de duyunca yuhalamaya başlıyor. Ne hayaldi ama, en azından bir veda edebilirdi. Böyle aniden…

Artık gitme zamanı gelmiş olmalı, muhafızların ayak seslerini duyuyor. Yağmur başlıyor, sarayın balkonunda şemsiyesini açıyor biri. Devlerle savaş şimdi başlıyor; kalmak yada kaçmak. Artık ikisi de teslim olmaktır.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.