Ironman70.3 Dubai izlenimlerim

Ironman70.3 Dubai vardı bugün.

Yani 1.9km yüzeceksin. 90km bisiklet yapacaksın. Üzerine de 21km koşacaksın.

Bu bir de bu işin tamamı değil.

Yarısı.

Bunun bir de bu dediğim mesafelerin dublesi olanı var. Triatlon sporunda Ironman sadece yarışın markası. Ben bu konuda çok bilgisizim.

Hatta o kadar ki, ilk katıldığımda “triatloncu” diyerek rezil olmuş, daha beter potlarla devam etmiştim olaya. En azından bugün triatlon yapan sporcuya “triatlet” demeyi biliyorum. Bu işin ne kadar zor olduğunu da.

İkinci kez denemeye cesaret bile edemedim. Yapanlara saygım ve desteğim sonsuz o yüzden.

Bugün Dubai’de tanıdığım kimse yoktu katılan. Birkaç kere beraber antrenman yaptığım ekipten birilerinin olduğunu duydum. Hatta eminim. Ama ben hiçbirini görmedim. Umarım onlara destek veren birileri vardı… Yalnızlık, destek verilmemesi beni çok etkiliyor… Belki kendim çok yalnız başladığımdan…

Sabah kendim için koşmaya çıkarken içimden de keşke yarıştan birilerine denk gelsem destek olsam bari diye geçirdim. Sonra da daha henüz bisiklette olacaklarını düşündüm.

Ve pek tabi ben herkesi kendim gibi sanıp uçan sporcuları unutuyorum. Daha bunları düşünürken bir baktım karşıdan birinciye öncülük eden bisikletler nani nani ışıklarla geliyorlar.

Kalbim gümbür gümbür kameramı zar zor yetiştirdim. Adam sanki hiç yüzmemiş, sanki 90km bisiklet tepesinde bu rüzgarda debelenmemiş, sanki 400metrede rekor bekleniyormuşçasına nasıl koşarak geliyordu biliyor musunuz!

İnsanın asabı bozuluyor.. Hayran oluyor… Vay be diyor… Tam bunları derken adam yanından süzülüp gidiyor ve sen arkasından bakarken bi bakıyorsun ki gerçekten “arkasına” bakıyorsun.

Aaaa ne kadar küçük bir poposu var!

Aklından o an hızla geçiyor. Sen buna utanıyorsun. Sonra kendi poponu düşünüyorsun asabın iyice bozuluyor. Sonra gülme geliyor. Bunlar olurken yandan koşarak geçen iki kadının adamın arkasından “smallest butt eveeeeeer” diye bağırdığını duyup kahkaha atıyorsun. Derken oradan koşan denk gelen tüm kadınların aynı şeye baktığına ve konuştuğuna tanıklık edip kendini yeniden haklı buluyorsun filan.

Adamın adı Jan Frodeno arkadaşlar. 3:34.48 ile bitirdi. Birinci oldu. Pes pes pes…

Kadınlarda da Daniela Ryf 4:01:09 ile birinci geldi.

Vay be!

Ben bu sürelerde daha sadece maraton koşamadım. :) Bu sürelerin yanına yanaşamadım.

Hayatımda 1 kere sprint triatlon yaptım. 900mt yüzme, 20km bisiklet, 5km koşu yani.. oy anam oy.. bi unutulmaz trajikomik anım da odur. Şu an bütün bu yazdıklarımı izlerken bu hale geldim, bi gün kalkıp orta mesafe triatlon yapsam, ne olurum bilmem.

En unutamadığım şey de yüzme kısmıydı.

Yüzmek çok zor bir spor arkadaşlar. Denizde ekonomik yüzmek mi desem, ona ne denir doğru terimi bilmiyorum ama; yani suyla boğuşmadan yüzebilmek başlı başına bir başarı. Ben çok zorlandım yüzmede ve o günden beri hiç cesaret edemiyorum triatlon denemeye. Ders alıp çok çok çok çalışacaksın. ÇOK. Ve aklına hiç tatsız bi şey getirmeyeceksin.

BU arada Triatlet arkadaşım Göksen Çınar’dan öğrendim; bu işin sıralaması neden böyle de en son yüzmüyoruz diye.

Bütün risk faktörleri göz önüne alınarak bu karar alınmış pek tabi. Tabi ki Ayol Yonca bunu önce yüzemez, sonra yüzer diyerek karar vermedi koca Ironman başı.

Yüzme en riskli spor olduğu için ilk önceymiş. Başlarken şeker seviyen, tansiyonun vesairen en iyi seviyede başlıyorsun. Boğulma, hipoksi veya işte olası her türlü zorluk ve risk yüzmede daha çok. O yüzden iyiyken o bitmeli. Ardından bisikler. E onda da düşme, uyuya kalma, çarpma kaza riski var. Koşu ise en az riskli olan branş. O yüzden en sonda koşu.

Bunun tersi olsa, düşün en büyük riske en yorgun gireceksin. Uyyy delilik. Ben kendimi gördüm o durumda ilk boğulan ben olurum net. Ben daha yüzme ilk branşken aklıma Jaws filmi geldi üçüncü kulaçta kalpten gidiyordum. Onu unutturdum kendime bu sefer yosunlar bi korkunç geldi. Dubaları göremedim. Yanımda yüzenin köpüklerinden korktum. Saçma şeyler oldum.

Bu nedenle burada yazdıklarım sadece koşan, koşmaya dair tecrübesi olduğu kadar bilgisi olan, bisiklete dairse başlangıcın en başında bi insan olarak sadece destekçi olarak gözlemlerim. Ama diyim. Hatam olursa yazdıklarımda bundandır.

Dubai’de Acayip rüzgarlı bir hava var bugün. Gri. Birçok arkadaşım şu anda Dünya’nın çeşitli yerlerinde soğuk kar kış yağmur demeden sporuna devam ediyor. Hepsine saygıyla selam çakıyorum. Biz bu havada cortladık.

16 yıldır yaşamadığım kadar şaşırtıcı bir serin/soğuk. Sürekli yazlıkla dolaşmaya alıştığımız ve zaten kışlık bi eşyamızın da artık kalmadığını düşünürseniz, zorlanıyoruz tabi.

Eskiden sıcakta zorlanıyordum, şimdi serinde. İlla zorlanma bi var yani.

Bir de beni hep düşündüren şey de şu; Bu Dubai pahalı bi yer. Bu yarışa başka ülkeden gelecek sporcunun hali vakti harbi iyi olmalı. Oteli, uçuşu, yemeği vesairesi gerçekten kolay değil. Sponsorlar lütfen sporcularımızı destekleseler de burada Türk triatlet görsek!

Ben koşmaya çıktığımda rüzgarla birlikte kum fırtınası vardı. Yarış evimizden yaklaşık 400metre ileride oluyor. Yarışmacıların yüzdüğü yer, koştuğu yer evimizin önündeki sahilde. Jumeirah Beach’de yani. Nefis bir plaj. Düzenleme de yaptılar, harika bir ortam oldu. Tamamlanınca yaklaşık 17km gidiş, 17km geliş yürü koş parkur da olacak. Sörfçüler, kiteçılar, piknikçi, sahile takılmaya geleni ne istersen var. Ancak bugün hava koşullarından pek kimse yoktu.

Kite Beach Jumeirah— Dubai

Kumlar insanın yüzüne bacaklarına inanılmaz çarpıp acıtıyordu. Yüzme nasıl olsa bitmiştir, peki bu havada bisikleti nasıl yapıyorlar diye koşmaya başladım.

Denize bakamadım. O kadar dalgalı ve deliydi ki! Nasıl nasıl nasıl yüzdüler diye sayıkladım durdum.

Oysa sonradan koşanlarla sohbet ederken anladım ki sabah start verildiğinde deniz daha iyiymiş. Aslında biri de, “şu an öyle berbat hissediyorum ki, en kolayı yüzmekti” dedi. Bence bitirdiğin şey hep çok iyi oluyor zaten… O yüzden ne kötü diyene, ne iyi diyene bi şey demedim. Hep şu an iyi gidiyorsun demekle yetindim.

Kum bi yandan yanağına yüzüne vurup kesiyor, bi yandan rüzgar inanılmaz savuruyor, bi yandan yalnızlık, çok yalnız olmak en zorlayanı oluoyr bence.

Gerçekten inanılmaz bir his o yalnızlık.

Oysa bir kişi, hiç tanımadığım bir çift gözle kurduğun temas, bi çak yapmak, bi alkış sesi, seni alıyor en dipten çıkarıyor zirveye.

Türkçe nasıl destek verilir bir türlü kestirememiştim. Aynı şeyi İngilizce için de söyleyebilirim. Eğer o sporu yapan bir tanıdığın yoksa, ve sana o dili, o sporun dilini öğrenme şansı denk gelmediyse, desteklemek de kolay değil.

Hele de bu ortamda.

Ben koşarken zaten ilk üçü gördüm. Onların önünde bisikletliler vardı. Korkarım onların destekle filan işi yok. Kafa kitlenmiş yola. Gözleri bir şey görmüyor. Ama arkadan gelenleri düşündükçe içim kötü oldu.

Eve dönüp Destina’yı (kızım) dansa bıraktım. Onunla beraber bisikletlileri görünce pencereleri açıp bağırdık, alkışladık. Destina inanılmaz etkilendi. O zaten henüz 15 yaşında olmasına rağmen kaç senedir, “anne ben en az 1 maraton koşucam.” diyordu, triatletleri görünce, ne çok şey sordu anlatamam. Çok etkilendi ve “ben kaç yaşımda yapabilirim, hemen yazılabilir miyim, ne kadar antrenman yapmam gerek” dedi.

Yaparsın dedim. yapar çünkü biliyorum.

Biliyorum isteyen herkes yapar.

Kardeşim şu anda çalışmaya başladı. Biliyorum o da yapacak, arkadaşları da.

Ne çok arkadaşım var Ironman yapmış… Mesela benim için de onları biliyor, tanıyor olmak ve bu sayede kızıma ve kardeşime “yaparsın” derken ne dediğimi biliyor olmak büyük bir gurur.

Bisikletle gidenleri görünce kardeşimi aradım. Sabah o da bisiklete çıkmıştı. O da görmüş yarışanlar ve çok etkilenmiş. Heyecanla manyak rüzgarı, heriflerin o rüzgarda nasıl öyle bastıklarını konuştuk. Ağzımızın suları akıyor bu işleri konuşurken. Nihayet sağım solum canım ailem dediğim yakınlarımla da bu muhabbetti yapabiliyorum bu da ayrı bir OH BE!

Parkura dair

Burada ilgilenenlere özel not düşeyim:

Bisiklet yolu muhteşem! MUH TE ŞEM.

Cillop asfalt. Tek sorun daha geriden gelenler için trafik. Malesef şehire giriş çıkışlarda gördüğüm trafik lambalarını kollamak gerek. Araçlar durmadılar. Yol vermediler. Çok korktum gördüğümde. Anlık bir mesele.

Çöle yaklaştıkça manzara muhteşem oluyor… Tabi o halde kim manzara görüyor bilemem. Bakacak hal kalmaz bas bas bas pedala…

Ben kesin ay ama bu kum tepeleri şahane deyip durur doyar öyle devam ederdim. Finiş bana haram yahu!

Yüzme açısından da beni en çok ürküten şey denizanası olayı. Anormal boyutta yapılan inşaat yüzünden deniz canlıları yollarını ve mevsimlerini şaşmış haldeler. O yüzden bunları düşünmeden edemiyorum. Bu işe baş koyanların da umursamadığını görüyorum.

Koşmaya gelince…

Birkaç kişinin ayakkabısını çıkarıp koşmaya başladığını gördüm. Eyvah dedim. İlk başta eminim çok iyi gelmiştir. Özel bir zemin yapıldı. Yumuşak bir şey. Ancak bana sorarsanız feci suni bir zemin. Dahası alt yapısı nedir bilmem en ufk güneşi fırın gibi emip aynen geri veriyor. Öyle yakıyor ki insanı, asfalttan beter, betonu öper başına koyarsın öyle diyeyim. Ben Luna’larla koştuğumdan zemini çok iyi hissediyorum. Sıcağı, soğuğu da. Birkaç kere nasıl olsa zemin şahane diyerek çıplak ayak koştum ve ayağımın altı 2km içinde kanlı su topladı, altı resmen yanık oldu. Denize koştum yanıklarımı söndürmek için. Ayakkabı bile normal bir zeminden fazla ısınıyor. Onu da denedim. O yüzden olur da bunları okuyup yarışa gelmek isteyen olursa, mutlaka aklında olsun. O halde bilmiyorum mantıklı mı ama, kumun parkurun dibinde olan kısmı daha tok ve sert ama kaslar açısından kanımca daha rahat bir koşu zemini. Birkaç kişiyi de gördüm. Oraya indiler devam ettiler. Bacaklarını rahatlatmış olduklarına adım gibi eminim. Normal zamanda bile iyi geliyor.

Masalardaki gönüllüler gördüğüm kadarıyla pek tecrübeli değildi. Bi ara yemin ederim, çekil dur ben yapayım demek filan geldi içimden. Kesin gönüllü gitmem lazım bir yarışa desteğe. Büyük eşşeklik bilip de gönüllü olmamak. Yazdım kendimi kenara.

Masalarda portakal dilimleri vardı. Su vardı. Bir de enerji içecekleri. Gördüğüm çoğunluk kendi jelleri, takviyeleri ile koşuyordu.

Parkur çok net işaretlenmiş olsa da, orası milletin çocuklarıyla yürüdüğü takıldığı bir sahil yolu. O yüzden bir ara koşanların içinde yanında sağında solunda anlamsız insanlar da vardı. Bazı tipler bisikletten inip koşmaya başladığında bacakları birbirine doğal olarak dolanan, yalpalayan sporcuların taklidini yapıp dalga geçti. Gidip suratının ortasına çak bi yumruk! Öylesine canım sıkıldı.

Yaşın kaç be adam utanmadan dalga geçiyorsun. Ben o an yarışıyor olsam, adama gidip “ayıp be ayıp, sıkıysa sen gel yap benim yaptığımı da ben de seni alkışlayayım” derdim.


Elimden geldiğince alkışladım. Sanırım yaklaşık 2 saat alkışladım… Sayısını bilmediğim kadar çok kişiye çak yaptım.

3 kişinin bitirmesine yardımcı oldum. Hele bir tanesi… Eminim, inanın eminim şu anda “ya bi kadın geldi yanıma.. beni kendime getirdi.. acaba kimdi… resmen bırakacaktım… beni ikna etti..” diyor. Eminim çünkü yanında bir süre koştum. Takviyesini almasını hatırlattım. Yürümeye başladı. Henüz 16km’ si daha vardı. Ama hani kafan gider ve az daha dinlensen toparlanacak beden bilirsin de, o an inanması güç gelir ya… hah işte o haldeydi. Gözlerinden belli adam toplayacak. Sadece şu 1–2km işi zor. Neyse. Onun yanında kaldım. Azıcık sohbet ettim izniyle. “Konuşmak iyi gelir mi?” diye sordum. Evet dedi. Masaya geldik. Portakal aldı. Enerji içeceğini içti. Bak dönüşünde yolun bu tarafındayım çak yapıcam dedim. Gülüştük. O adamın eline 3 kere çak yaptım. Son çak yaparken, “bitti” dedi. Ben de evet dedim.

Bi kız çok ağlıyordu. Ben de ağladım onunla. Son turuydu.


Bakın 21km 3 lap. Yani aynı yolu 3 kere gelip gidiyorsun. İnsan deliye bağlar. Bacağın gitse miden almaz aynı yolu gele gide. En zoru gittiğin yolu gelmek, geldiğin yolu geri gitmek.

Hayat gibi.. Düşün, en zor dediğin yeri 3 kere sil baştan yapsan.. veya aynı sorunu 3 kez aynı yoldan giderek çözmen gerekse… Birinci de bu yolu denedim, bunun daha kısası var dersin hayatta… Oysa hayır, burada devam. Sadece devam etmen, bitirmen lazım.

Bi ara “yüzme bitti. bisiklet bitti. bu koşu da bitecek” diyerek destek vermeye çalıştım.

Bi ara rüzgarı durdurmak istedim. Bi ara cep telefonumdan müzik açtım dinlettim. Tam o anda ezan okundu. Tüm müzik ve alkışlama durdu. Rüzgar ve deniz sesi geldi. Göz teması bile yetti.

Sonuçlar ve geri kalan her şey için linki tıklayabilirsiniz:

Yaşlı, genç her yaştan insan vardı. Her yaştan!

Her tipte insan vardı. Her bedende insan vardı. Evet beden dedim.

“O kiloda bunu nasıl yapıyor?” sorusunu soramaz hale geliyorsunuz görünce. Tek aklınıza gelen şey şu oluyor; “Herkes istedikten sonra her şeyi yapar!”

O göz temasında alınan-verilen duygu ömre bedel.

En az 200 kere çak yapmış olsam, elimden geçen ve elime gelen o “teşekkür” inanın ömrüme ömür kattı sanki. Bu arada bazısı ellerim yapış yapış, terli diyerek çekindi çak yapmaya… Allahım dedim, o halde bile nezakete inceliğe bak. Bırak benim elim yapışık olsun be yahu, ne önemi var dediğimde birkaç kişi geri döndü çak yaptı.

Ya ben nasıl duygulanmam yahu!

Ne çok teşekkür eden oldu.. Ama ne çok!

Ben de onlara teşekkür ettim…

Çoook teşekkür ederim.

(Hey allahım! Aslında şunu yazmak için oturdum, onu unutmuşum! Bir de destek vermek isteyip ne yapacağını bilemeyen boşlukta kalanlar vardı.. Ben gelir gelmez alkışa bağırmaya başlayınca onlar da başladı. O zaman da şunu anladım, destek vermek için de destek arayan var. İçinden geliyor ama utanıyor, çekiniyor yandaş arıyor. Biri yapınca o da hemen devam ediyor, başlıyor. Çok inanılmaz insan halleri. Ben yaptıkça bi şeyler etrafımda destek verenler birikti. Bi ara bi kız geldi yanıma, ben de senin yanında durup destekleyebilir miyim dedi. Sonra birisi peki çak yapmak “offensive” değil mi dedi, yani burada kiminin inancına göre el teması uygun değil. Saygısızlık olabilir. Ben de zaten uygun görmeyenler kafalarıyla teşekkür edip elini kalbine götürüp “shukran” (teşekkür) diyor dedim.. Ne inanılmaz değil mi? Aslında bu bile büyük bir şey bi ilk adım… Hepimiz o cesarete ihtiyaç duyuyoruz.. Koşan koşmayan…)

Yonca

“destekspor”

Notçuk: Kısacık videolar da çektim.. İsteyen instagram hesabımdan bakabilir. www.instagram.com/4yaprakliyonca/

Son bi şey… Bu yazının ve bugünün şarkısı bence budur

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Yonca Tokbas’s story.