Denemesele 24

Çaldıran Gölü, Çıldırın Ovası
Bizim bu memlekette en sevdiğimiz şey günah keçileridir. Vurun kahpeye diyerek büyüdük en nihayetinde. Misafirperverlik, küçükleri korumak, halden anlamak, büyüklerimizi saymak derken yıllar geçti gitti. Bizim has kültürümüz gıybet, şartlar uygunsa linç etmek oldu.
Ben mi kullanıyordum kardeşim hızlı treni, ben niye istifa edeyim amk diyen adam var ülke yönetiminde. Düşük profilgillerden. Birkaç yıl içinde tarihin tozu olmak üzere kendisi ama dünyalığını da buğday tepeler gibi yığmaktan geri kalmadı.
Bak yüksek profil sahibi akademisyen Davut Paşa’ya, kıraathaneye girse fikrini soran olmaz. Numan Kurtulmuş Rocks diyor, birbirinizi sırayla öğütmenizi bekliyorum.
Neyse olur öyle şeyler cümlesi var dilimizde. Çaresizlik kokan bir kadersizlik mi, kadercilik mi ayırt edemiyor insan.
İstifa etmek bu ülkenin en büyük günahlarındandır. Oruç yiyeni döven, karısının kemiklerini kıran ayıplanmaz istifa eden kadar.
Bu paragrafı yazdıktan birkaç gün sonra ÖSYM Başkanı istifa etti. Alkışlar mı gelsin? Yoksa gurur mu duyalım? Dikkat ettiyseniz yaptığı beceriksizliklerle binlerce gencin hayalleriyle oynayan, yüzlerce ana babayı sinir stres sahibi yapan bu zatın zorla istifa ettirildiği aşikar. Skandallar başkanıdır zaten kendisi. Hatırlarsınız Suat Kılıç diye bir vitaminsiz spor bakanı vardı. Tayyo reyizin tokatlaya tokatlaya kovduğu. İşte bunlar efsanevi liyakatsizler klasmanında.
Haberlerde muhakkak çıkar, sezon öncesi çapraz bağlarını koparan ya da ayağı kırılan futbolcular. Spor trajedilerine fazladan üzülürüm.
Okan Buruk’un ilk yılları, sezonun ilk maçlarından biri. Galatasaray Trabzonspor maçı ve Avni Aker’de çatırt diye kırılan kaval kemiği. Hatırlayanlar olacaktır, bırak stadyumu, televizyonun ekranı çatladı sanmıştım.
Yapılması gereken şeyleri zamana bırakmak kadar kahpe bir hata olamaz.
Bir ara ozon tabakası deliniyor, inceldiği yerler var muhabbetleri vardı. Pek kalmadı. Deodorantlar ozon tabakasının ağzına sıçıyor geyikleri oldukça kuvvetliydi. Neyse ki ülkemizde deodorant kullanmak günah.
Anlaşılmak büyük bir derdimiz gibi görünse de bir yaştan sonra onu da dertten saymıyoruz. Çünkü kendi kendimizi haklı görmek üzerine evrimleşiyoruz. Tabii evrim diye bir şey yok o apayrı.
Arkadaşlık bir yerden sonra oldukça fuzuli. İnsanın dert dinlemeye mecali kalmaması ne demek yav?
“Herkes bir yola girmiş, sen bir bok becerememişsin gibi bir fotoğraf karesi” tüm akıllı telefonlarda.
Kılavuzu yalnızlık olanın, ruhu acıyor. Ruhu acıyan, yalnızlığı oruçtan beter tutuyor. İftarsız, sahursuz...
Zamanında tutulmayan yas gibisin. Depresyon olmuş şakaklarıma kurşun sıkıyorsun.
Amerikanya toprakları yeni bir tür faşizm ile karşı karşıya. Aslında faşizm demeyelim. Farklı bir kelime bulmak daha doğru olur. Neo-moronluk güzel oldu bak.
Tramp reyiz biliyorsunuz, özel sektörden gelme. Rekabetin harman olduğu yerde büyümüş, serpilmiş ve bir fantezinin gerçek olması gibi kendini tepelerde bulmuş bir abimiz. Hafif paranoyak/absürt film olarak devam eden bir başkanlık macerası var. Dünyada yepisyeni aksiyon filmleri sahneleyebilecek bir karizmaya sahip.
Putin başgandan çekinse de kapalı kutu İran’a çomak sokmak için kendini zor tutuyor sanki. Maçası yetmez o ayrı. Bu arada Fransız Reno markası İran ile bayaa heybetli bir fabrika anlaşması imzaladı. Dikkatlerden kaçmasın.
Kuzey Kore ile saçma sapan geyikler falan derken, reyizin esas takıntısının Çin ekonomisi olduğunu düşünüyorum. Bizim şansımız, kendisinin Ortadoğu’yu çok modası geçmiş bulması ama du bakali ne n’olcak?
Hayır, lanet olsun insanin kendisini ispat etme arzusuna diyerek bu denemeselenin de son cümlelerine ulaşıyoruz. Tamam kötülerin ayakları birbirine dolaşsın ama siz de biraz sahte alçak gönüllülerden uzak durun sevgili güzel insanlar.
Kurban Bayramı ile birlikte tatilin dibine vurmayı aman unutmayın, sevdiklerinizi de sakın çok özletmeyin çünkü yaz çoktan bitti bile.
Sevgilerimle, Burak.
22 Ağustos
