Denemesele 6

Rüzgar Kemal…

‘Yakın zamanda yaşadıklarımı anlatmaya kalksam roman olur.’
‘Pek ilginç gelmedi. Benim hayatımdan da birkaç kısa hikaye çıkabilir.’

Elini çenesine koyup sağa doğru kaykıldı.Verdiğim cevaba canı sıkılmadı ama vurdumduymaz bir göz devirmesini masaya bıraktı.

Gözlerini devirenler, burundan derin bir nefes vererek kafalarını geriye doğru atanlar ya da saliselik göz kısmasıyla dudak kenarlarına bir gülümseme kıvrımı konduranlar ile bir aradayım. Mikro jestlerden büyük anlamlar çıkarma konusunda daha sıkı çalışmalıyım.

‘Milli Takım nasıl da yamuldu geri dönüyor!’

diyerek masada hiç açılmamış olan bir şişenin kapağını açtı. Yumuşamıştı. Sesi daha sakin bir tonlamaya geçti.

2016 Avrupa Şampiyonası’nda İrlanda’yı destekliyordum. Güzel top çeviriyordu keranacılar. Dünyanın neredeyse yarısını bilfiil zapt eylemiş olan güneş batmaz imparatorluğu Avrupa Birliği’nden gerçekten sadece mülteci korkusundan mı çıkmıştı? Yoksa dünyanın gizli güçleri birleşip Avrupa Birliği’nin resmi olarak tarihe karışması için düğmeye mi basmıştı? Ne istiyorlardı mis gibi birlikten? Eyy İlüminati sen kimsin ya, neyin peşindesin? Londra’da doğmuş büyümüş Pakistanlı bir kardeşimizden bu konu hakkında bilgi alabilsem keşke.

Gülümseyerek, sessizce beni onayladı. Sanki düşündüklerimi duyabiliyordu.

‘Amigo Orhan’ın Mustafa Denizli’ye attığı kafa geldi aklıma.’

Bu sefer ben gülümseyerek karşılık verdim. Ortak geçmişimde beraber güldüğüm insanları bu yüzden seviyorum. Galiba arkadaşlık olarak adlandırdığım şey geçmişte paylaştığımız anları gülümseyerek hatırlamak. Zihnimde kötü anıları silme hızıma hiç kimse yaklaşamaz.

‘Amigo demişken Meksiko’da tam on dört bin yaşında bir mamut fosili bulmuşlar.’
‘On dört bin yaşında mı? İkibin on altı yılından geriye baktığında çok uzak ya. Galiba zaman makinem olsa o kadar uzağa açılmaya cesaret edemeyebilirdim.’
‘Her zaman ihtiyatlıydın sen zaten.’

Duyduklarımızı ve işittiklerimizi anlatıyoruz birbirimize. İnternette çeşitli platformlardan sürekli akıp duran şelalelere benzetiyorum haber kaynaklarını. Dijital bir nehir akıyor. Her zaman konuşacak ilginç bir şeyden bahsedebilirim. Tanıdıklarımız ile alakalı bilgileri ve kişisel yorumlarımızı diyaloğa dahil edesim gelmiyor. Gıybet kazanının altı zaten hep açık. Karşımdaki eskilerden tanıdığım bir okul arkadaşım. Ortak tanıdıklarımız toz zerresi halinde evrende savruluyorlar ve gerçekten umrumda değiller. Belki bir gün ölümle burun buruna gelirsem ve hayatım film şeridi gibi gözlerimde akarsa karşılaşabiliriz. Bu ihtimal hoşuma gitmiyor. Herkes mütemadiyen güzel anlarını asıp duruyor dijital iplere. Anılarımız kurusunlar diye çamaşır iplerinde rüzgarla salınıp duruyorlar.

‘Referendumda İngilizler şaka maka Avrupa Birliği’nden ayrıldılar. Avrupa Birliği’nin çöküşü diyorlar. Ne diyorsun?
‘Boklarında boğulsunlar. Ben safımı belli ettim. IRA’cıyım ezelden.’

Kaliteli bir kahkaha patlattı. Gözlerinin içinin güldüğünü gördüğümde benim de hoşuma gitti.

Bir film izlemiştim. Oldukça enerjik orta düzey bir İtalyan ailesinin akşam yemeği sahnesi. Kahkahalar gırla gidiyor. Taşlamalar, sataşmalar ve gülüşmeler hep aynı masa üstünde. Evin küçük oğlu ölümcül bir hastalığa yakalandığını söylediğinde ailenin babasının ağlayarak espri yapmaya çalışması üzerine göz yaşlarına boğuluyorum. Hayatı en güzel betimleyen andı benim için.

‘Kendi ülkelerinde sol partiye oy verip konsoloslukta AKP’ye evet basan adamdan farkın yok yeminle. Senin gibiler böyledir işte. Sürekli hümanizmden bahsedip Suriyeliler her yanı bastı diye şikayet edersin.
‘E ama sokakta yürürken her köşeyi kapmışlar canım. Benim ülkemin dilencisi ne yapsın? Almasalardı kardeşim ülkeye.’

Diyecektim. Demedim, sessiz kaldım.

Sen zaten-i kullanıp senin gibiler-e kadar gelmişti. Hızlı sinirlenip, hızlı yükseliyor. Hareketli zihinleri severim. Rüzgar Kemal derdik okuldayken. Herkes manyak bir futbol oynadığını bilirdi ama bence rüzgar onun hızla değişen havasını tanımlıyordu. Doğrularını seven onları sahiplenebilen biriydi. Benim aksime Bruce Lee’nin su ol kardeşim, şekilsiz ol, kaba uyum sağla felsefesini anlamaz ve hakir görürdü.

‘Tamam tamam sinirlenme. Ne güzel gülüyorduk…’
‘Kimle konuşsam mutsuz, herkes umutsuz ve sürekli şikayet eder halde. Bu durumu kafam kaldırmıyor artık.’
‘Evet genel olarak bi memnuniyetsizlik sarmış hepimizi.
‘Ne hepimiz. Bana şimdi memleketteki genç modernlerin huzursuzluğundan, cahiliyetin kutsanmasından bahsetmeye başlama sakın.’
‘Ama durum bu. Ne yapalım yani. Değiştiremiyorsak şikayet de mi etmeyelim?

Sessiz kalma sırası Kemal’e geçmişti. Suyunu içti. Mentollü sigaranin ciğerleri daha iyi açtığı için nikotini daha fazla somurduğuna emin olduğu Kent marka sigarasının kapsülünü çıt diye kırdı. Devam etti:

‘Boşverelim memleketi. Zaten boktan daha da boktan olacak. Genç modernin ızdırabı adında bir film dönüyor memlekette. Kabul ediyorum. Hem de tüm salonlarda. Ama esas olay kimsenin canı yanmadan çığlık atacak gücünün kalmaması. Artık etrafımdaki insanlara katlanamıyorum. Sende mezbahada sıra bekleyenlerden misin yoksa?
‘Sen değilsin sanki. Neyse boşverelim anasını satıyım. Benim de sinirlendiğim bu. İnsanların özünde boşverdikleri şeyler hakkında tatava yapıyor. Ben nasıl vuvuzeleya karşıysam tatavaya da o derece karşıyım kardeşim.
Açsana Amigo Orhan’ı neşemizi bulalım.

Sağ baş parmağım akıllı telefon ekranımda Youtube ikonunu iki saniyede buldu.

‘Bu arada sevindim biliyor musun!’
‘Neye?’
‘Milli Takım’ın Fransa’dan geri dönmesine.’
‘Cidden mi?’
‘Yoksa peygamberliğini ilan edecekti deyyus.’

Bir güzel kahkaha da ben bıraktım masaya.

Ciddi konulardan hızla geyik muhabbetine dönebiliyorduk. Bu çok hoşuma gidiyordu. Kemal bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılardan değildi. Şu anda memlekette yaşanan iç savaştan, periyodik olarak patlayan bombalardan ve etrafımızı sarmış çocuk sikicileri ya da cahiliyetin kutsanması gibi konulara hiç dalmak istemedim. Keza hızlı yükselip artan kalp atışlarını zıplatmaya gerek yoktu.

‘Son zamanlarda en çok neye üzüldüm biliyor musun?’
‘Neye?’
‘Asım Can Gündüz’ü ölümünde tanımış olmama.’
‘Niye? Ne alaka?’
‘İnternette o öldükten sonra hakkında yazılanları okudum.’
O da bir şey. Ben takip ederdim. Çok çok önemli bir gönül insanıydı. Hem müzik için hem de insanlık için cok önemli bir karakterdi. Muazzam bir yaşam enerjisi ile kalp gözü açık insanların ölümü beni artık daha çok yaralıyor. Daha da yalnız kalmışız gibi hissediyorum dünyada.’ Bir de Barış Manço’nun ölümünde çok yaralanmıştım. Hani yaşam enerjisine hayran olduğumuz insanlar olur ya. İşte öyle bir şey.

Harika ve güzel şeyler yaşamayı hak eden nadir insanlar ışık hızıyla terk-i diyar ediyorlar bu garip dünyayı ve sıramızı beklemekten başka şansımız yok galiba. Yaşar Nuri Öztürk’ün cenazesi hakkında bir adet haber çıkmamışken patlamış mısır gibi çoğalan romantik komedi dizileri geldi aklıma. Aşk dizileri ile hülyalar pompalanıyordu ve mutluyduk. Bir süre dalmışım. Televizyon dünyasından, ele geçirilmiş medyadan bahsedecektim ama içim daha konuyu açmadan daraldı. Ahlaksızlık memleketin her karışından toprağa akıyordu ve su, böcekler, eko sistem, tarım sayesinde hayatıma karışıyordu. Hem ele geçirilmemiş medya olur muydu hiç? Kemal’den sansür hakkında çok sert açıklamalar geleceğine emindim.

Kemal sigarasını sanki küllüğe bir ağaç dikmek ister gibi gömüyordu. Birden aydınlanmış gözlerle bana kitlendi.

‘Orman yangınları genelde sigarasını ya da mangalını söndürmeyen orospu çocukları yüzünden çıkıyor biliyorsun değil mi?’
‘Abi bazen kırık bir soda şişesinin büyüteç gibi ateş yakmasından da çıkıyor yangınlar.’
‘Başlatma mercek olmuş soda şişene.’

Yaklaşık on dakika geçmeden, bir eyvallah savurdu masaya, kendine iyi davran diyerek gitti. İstanbul’da boğucu ve buhranlı bir hava üstüme çökmüşken ülke sadece içten içe yanmıyor, Antalya’daki orman yangını kontrol altına alınamıyordu.