Onca Kitaptan Kurtulmaya Nasıl Karar Verdim?

Odadaki kitap ve dergi yığınından kurtulmaya karar verebilmek zor iş.

Spot, bu yazıda anlatacağım şeyin ne olduğuyla ilgili fikir veriyor olmalı. Herhangi bir şeye emek vermek ya da vermiş olmak, ondan vazgeçemeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Gelmiyor çünkü, eğer gözünüzün önündeki kalabalığı fark ediyorsanız bu fark ediş, daha sonraları vazgeçişe doğru yol almanızı sağlıyor. Minimalizmi bir yaşam tarzından ziyade bir kişisel gelişim fırsatı olarak görüyorum. Her kurtulma veya vazgeçiş deneyimi, bir sonraki aşama için güç ve kuvvet veriyor.

Geçen yazıda bahsetmiştim. Sosyal medya hesaplarımdaki kalabalığı temizlemek ve Hilal’in kabin bagajı deneyimi, beni bir adım ileri gitmeye davet etti. Bunu başarabileceğimi hissettim. O bir adım ileride de somut aksiyonlar alma gerekliliği doğuyor. Somut aksiyon: yaşamını, evini, sahip olduklarını ya da olmadıklarını/olacaklarını bu sürece oturtabilmek. Bunun mümkün olduğunu da Hilal’in bir yıldır yaptıklarıyla sabitleyebildiğime göre, neden bir adım daha atmayayım ki? Bir adım ileride hayatımın dinlenme alanı olarak kullandığım, çoğu zaman iş güç nedeniyle otel odası muamelesi yaptığım odam var. O odaya şöyle bir bakıp nelerin fazla olduğuna ve nelerin bana fazla geldiğine karar vermem gerekiyordu. Bunu yapmaya başladım.

Yalnız hatıran kaldı, boş kalan çerçevede. (Fotoğraf temsili.)

Odayı tasarlarken gardrobuma entegre edilmiş bir kitaplık çizmiştim. Kitaplığın kalabalığından dolayı olsa gerek, gardroba gömülmesini ve yan tarafta kalarak bir bakışta fark edilmemesini, ancak kitaplığın bulunduğu köşeye geçildiğinde görülebilmesini istemiştim. Bu çizimi mobilyacıya verdim ve neredeyse beraber yaptık hem gardrobu, hem çalışma masamı, hem de gardroba entegre kitaplığı. Bundan aylar önce minimalizmle ilgili pek de bir fikir sahibi değilken böyle bir şey istemiş olmamı şimdi anlamlandırabiliyorum. Yani aslında zaten rahatsızdım ve bunun adını koyamıyordum.

Almıyorum’a bugün itibariyle başlamışken (1 Ekim Almıyorum Günü’m kutlu olsun) karar verdim kitap ve dergileri elden çıkartmaya. Almıyorum ile ilgili deneyimler arttıkça yazacağım. Kısa notları da Twitter’dan bir hashtag ile birlikte paylaşırım. Ancak işin bence en önemli kısmı o kadar kitap ve dergiyi elden çıkartmaya nasıl karar verebildiğim.

Kitaplığa uzun uzun bakmakla başladım işe. “Bunu okudum, bunu beğenmemiştim, bu hiçbir zaman okumayacağım bir şey, niye almışım ki?” şeklinde tuhaf sorular ve tuhaf surat ifadeleriyle baktım kitaplığa. Cidden uzun uzun baktım. Bir nedenle elime geçen “Kitap ve Plaklarınız Adresinizden Satın Alınır” ilanına baktım. Plaklar da var, ancak onları şimdilik elden çıkartamadım. Her neyse. Numarayı aradım ve İstanbul’un neresinde oturduğumu söyleyip ne zaman gelebileceğini sordum. Yarın için sözleştik. İçimde tuhaf bir vazgeçme hissi var. Vazgeçmenin verdiği bir yönden rahatlama bir yönden de rahatsızlaşma hissi. O kitaplığı ne kadar emek ve para harcayarak o hale getirmiştim? Peki gerçekten değiyor muydu? Emek bazen değip değmemesinden daha hafif kalabiliyor tartıda. Gerçekten hafif kaldı. İçim biraz daha rahatladı ve kendimi daha iyi hissettim. Şeylerin azalması çok olmasından sahiden daha iyi, eğer kıymetini bilirseniz. Yarın bu satış deneyimini ve Almıyorum’la ilgili kendimle yaptığım anlaşmayı anlatacağım. Almıyorum’un benim için ne ifade ettiğine biraz daha değineceğim. Bu arada “odayı nasıl daha düzenli hale getirebilirim” sorusuna bulduğum cevaplar ve yöntemleri de anlatırım belki. İşler iyi gidiyor, işler hafifliyor.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.