Günler -2

Oturduk çay içiyoruz. Köşe başında küçük masa ve taburelerde. Kendimizden bahsetmeyi bitirmişiz, başkalarını da bitirmeye çalışıyoruz; sokaktan birisi geçti. Görmezden gelmenin bin türlü yolu vardır ya, arkadaşım başka tarafa dönmeyi seçti, görüş açısını elinden geldiğince daralttı, başını masaya eğdi. Tehlike geçince, ‘hayırdır?’ diye sordum. Eskide kalmış bir hikaye, biraz samimiyetsizlik, biraz alınganlık; bunlardan bahsetti bana. Yani dedim anana sövmedi, yumruklaşmadınız, küfürleşmediniz, sevgiline sarkmadı, paranı çalmadı vs. Sadece önce yakın gördün ama seni uzakta bıraktı, samimiyetsiz buldun filan, değil mi? Sırf bu yüzden bu kadar küçülmek zorunda kalmak daha ağır gelmiyor mu dedim. Hemen anlamadı, ‘nasıl?’ dedi. Orada burada görüp selamlaştığın, kimisiyle sadece baş selamı, kimisiyle ufak bir hal hatır muhabbeti yaptığın insanlar arasında sevmediklerin var mı diye sordum, ‘var tabii, olmaz mı’ dedi. Esasen bu kişi de onlar gibi biri olabilirmiş, lakin senin seçtiğin yol seni, onu her gördüğünde kendini gizlemeye yönelik hal ve harekete yönlendirmek zorunda bırakıyor. Bunu da sen seçmişsin. Üstelik kaçırdığın basit de bir nokta var, düşmanlık kurmak için haklı bir sebebin olmadığına hemfikir olduğun birisinin senin için düşmanlık yaymasını istiyorsun diye devam ediyordum ki, ‘nasıl?’ diye sorarak böldü. Doğrudan arkadaş olmadığın lakin bir ortamda tanıştırıldığın birisiyle iş yerleriniz nedeniyle sürekli olarak yol üstünde karşılaşıyorsun diyelim, sadece gülümseyerek verdiğin baş selamı dahi yeterli. Herhangi bir ortamda adın geçtiğinde, o kişi en azından ‘iyi çocuktur’ diyecektir. Varsayalım ki kendi kendine zaten arkadaşım değil, altı üstü tanıştırıldım, neden tanıyormuş gibi selam vereyim ki dedin ve görmezden gelmeye başladın. Öncelikle yine küçülmeye başlayacaksın çünkü onu tanıdığını bildiğin için kafanı çevirmek zorunda kalacaksın, ikinci olarak da senin için seni hiç tanımadan ‘iyi çocuktur’ diyen kişi, bu tavrına yönelik seni yine hiç tanımadan en azından ‘soğuk, suratsız birisine benziyor’ diyecektir. Kendine neden bunu yapıyorsun ki dedim. Söylediklerime hak verdiğini hissedince bari bu güzel söylevin birazcık da tadını çıkarayım diye düşünerek devam ettim. Montaigne’nin bir sözü var dedim, ‘Bana Hindistan’ı bile yasaklasalar, zaten hiç gitmeyecek olduğumu bilsem bile tadım kaçar. Hapsolmuş gibi hissederim.’ Sen kendi kendine yasak ediyorsun işte Hindistanları, evet çok sevmiyorsun, arkadaşın da değil; ama bu şekilde tadın daha çok kaçmıyor mu? dedim ve çoktan soğumuş olan çayımı fondipleyip sıcak bir çay daha istedim. Kendimi bir şey başarmış gibi hissediyordum.