Mutlu etmek için değil mutlu olmak için ortaya çıkmış bir kavram, ‘ödül’

Geçtiğimiz günlerde Beykoz’da 70 metrelik dar bir çukura düşen yavru köpek 10 günlük bir çalışma sonrası kurtarıldı. ‘Kuyu Köpek’ bir nevi sembol ve maskot oldu ve herkesçe sevildi.

Bu hadise cebimizde dursun.

‘Ödül’ kelimesi TDK’da ‘bir başarı karşılığında verilen armağan’ olarak tanımlanıyor.

Bu da cebimizde dursun.

‘Önemli olan varmak değil, yolda olmaktır.’ diye herkesçe bilinen bir cümle var. Bu cümleyi de hikayemize dahil ederek; belki bir ‘ne alaka?’ imi yaratan bu başlangıcı anlamlandırmaya çalışayım…

Yukarıda girişini yaptığım bu yazının değinmek istediği nokta da ödül kelimesinin tanımında gizlenmiş duruyor, ‘başarı’.

‘Başarı’ nereden bakarsan bak pozitif bir ışığa sahip olan bir kelime olsa da ödül odaklı bir açıklamaya mazhar olduğu müddetçe herkesin kendince tanımladığı bir anlama bürünür.

‘Biraz daha dayan ucunda müdürlük var.’
‘Sporu sakın bırakma sonunda istediğin vücuda kavuşacaksın.’
‘Bu işin üstesinden gelirsen zengin olacaksın.’

Yukarıda yazdığım ödül vaadli cümlelerin gerçekleşmesi için ödülü almak isteyenin başarılı olması gerekir. Ve tam da burada bir anlamsızlık başgöstermeye başlar.

Bir işi yapmak/iyi yapmak/severek yapmak söz konusu değilse, aynı işin müdürlüğünün başarı olarak tanımlanması saçmalıktır. Bu başarı, eğer ki ‘o işi bir daha yapmamak’ yargısını içeriyorsa da; yaptığı/iyi yaptığı/severek yaptığı bir iş bulmak yerine, sevmediğini bir daha yapmamak için senelerce müdür olma mücadelesine girişmek başarıdan ziyade zavallılık içerir.

Bir futbol takımı iyi bir futbol oynuyorsa, daha iyi olmak için çalışıyorsa, bunu senelerce ve senelerce yapmak üzerine yapılanıyorsa; o takım önünde sonunda kupa, şampiyonluk kazanacaktır ve devamlı kazanacaktır. Final maçında kazanana kupayı veriyor olmaları; o maçtan önceki onlarca maçı anlamsız kılmamalı. Kupa, şampiyonluk da futbolu anlamsız kılmamalı. Senenin en iyisi olanın üstünde, son yılların en iyisi vardır. Son yılların en iyisinin üstünde, on yılların en iyisi vardır. On yılların en iyisinin üstünde, ekoller vardır; ekollerin üstünde kültürler vardır.

Bu nedenle başa döneceksek ‘önemli olan varmak değil, yolda olmaktır.’ Varılacak nokta haritada gösterilecek, matematikle hesap edilecek bir şey değildir. Varılacak nokta ne kadar gidilirse gidilsin, ne kadar koşulursa, ne kadar çalışılırsa çalışılsın her zaman bir kaç adım önde olmaya devam eden, etmesi gereken bir noktadır.

Sadece iyi bir vücuda sahip olmak şiarıyla spor yapıyorsan; spor yapmaktan nefret ediyorsundur. Ve o iyi vücudun neye benzeyeceği konusu da tartışmalıdır. Moda, sağlıklı olmayı değil estetiği hedef aldığından, görünmek istediğin görüntünün önkoşulu spor da değildir. Kozmetik, estetik cerrahi, tekstil de buna rahatlıkla olanak tanıyabilir. Lakin iyi diye anlatılan vücut, sağlıklı olmayı da içeriyorsa o vakit spordan bahsetmek elzem olur. Keza sporun aleti insanın fiziğidir. İnsan fiziği de herhangi her şey gibi çalıştırıldıkça güçlenen, dayanıklılaşan, direnci artan ve haliyle sağlıklı olma skalası yükselen bir şeydir. Arzulanan şeyin kendisi bir ‘fotoğraf’ ise, spordan farklı alternatiflerle de mümkündür başarı. Lakin arzulanan şey ‘sağlıklı bir vücut’ ise, spordan farklı bir alternatif olmadığı gibi, bu çalışma/çalıştırma süreci de yukarıda bahsettiğim ‘müdür olma’ örneğine benzemekten kaçamaz. Sevmeden bu kadar uzun süre yapılması ancak bir zavallılık barındırabilir.

Kapitalizm binlerce farklı konuda tanımlanışıyla kendine yer bulan bir kavramken, bu yazıya da yedirmeden bırakmak olmaz bana kalırsa. İçinde yaşadığımız sistem, kişilerin, sevdiği işleri yaparak yaşamasından ziyade; başarı/ödül oyunlarıyla sistemin içinde sistemin çarklarında rol alacak herkesin, rolünü yapmaya devam etmesi temeli üzerine kuruludur. Maaşlar, ödüller, ünvanlar, yeni yeni başarı tanımları, hırslar, reklamlar manipüle etmeye çalışır ve başarır da üstelik.

Ödüller, kimsenin yapmak istemediği bir işi birine yaptırabilmek amacıyla ancak anlamını pekiştirebilir. Oysa yapılan işin, iyi yapılmasının ödülü; varılmak istenen noktanın çıtasının ne kadar daha yukarı çıkıyor olduğunu keşfedebilme gücüdür, özeldir; bu, herkesin görebileceği, herkesin satın alabileceği bir ödül değildir.

100 metrenin 10 saniyenin altında koşulabileceğini ancak 100 metreyi 10 saniyede koşmayı başaran bir koşucu söyleyebilir. Ve o hedefi 9 saniyeye, 8 saniyeye çekebilme lüksünü hayal etme ülküsüne de ancak o sahip olur.

Yazının sonuyla başının ipini düğümlemek adına; Kuyu Köpek, bir ödül değildir. Hatta daha basitçe Kuyu Köpek’in arama-kurtarma ekibi için hiçbir anlamı yoktur, canlısının da ölüsünün de hiçbir anlamı yoktur. Kuyu Köpek sadece 70 metrelik bir çukurdur; başarı önümüzdeki sene AFAD’ın 100 metrelik bir çukur için yeni ekipmanlar ve buluşlarla gelip açıklama yapmasıdır.

Şirketlerin, işletmelerin, devlet kurumlarının vs. belli başlı işleri ve bu işleri yapacak görevlilere ihtiyaçları vardır. Bunun için maaş/ödül oyunlarına ihtiyaç duymaları da normal. Bu nedenle dışarıdan birilerini görüp, tartıp ‘başarılı/başarısız’ yorumlarını yapmak tamamen yanılgıdır. Maaş/ödül/ünvan odaklı başarı düşüncelerimiz çöp kutusundan ibaret. Ve haliyle bu soruya cevap verebilecek, kişinin kendisinden başka bir kişi yoktur.

Başarının, ‘parayı verince/ödülü koyunca oluyor zaten’ denerek tamamen mümkün olduğuna yönelik yanılgının kokusu çıkalı çok oldu, hatta burada kokudan durulmaz oldu.

Umarım siz de daha fazla bu havayı koklamazsınız.