Mutluluğu Ünvanlarda Arama

Az evvel aylardır ‘izlemiyim, hemen izlemiyim; biraz daha üzerine düşüneyim’ dediğim Horace and Pete’in izlemediğim 2 bölümünü de izledim ve bu (benim için efsane) mini dizi de bitmiş oldu. İzlemeyenler için Horace and Pete, Louie CK’nın yazıp-yönettiği başrolü de Steve Buscemi ile paylaştığı 10 bölümlük bir mini dizi. Horace and Pete’s 100 yıllık, işletmeciliği babadan oğula (Horace’den Horace’a, Pete’den Pete’e) geçen bir bar ve dizide başka ne oluyor diye sorana, söylenecek başka da bir cümle yok. Dizi bu kadar. Lakin o kadar kaliteli ve dolu bir içerikle yüklü ki; diziyi izlerken Mike Leigh filmi izlemiş gibi de, tiyatro oyunu izliyormuş gibi de, Dostoyevski okuyormuş gibi de, Montaigne okuyormuş gibi de hissediyorsun (hissettim). Bu yazının konusu dizi olmadığından, sadece çıkış noktama sebebiyet verdiğinden, bu kadar değinmek yeter, şimdi konumuza dönelim…

Horace and Pete’s barında buluşan iki kişinin konuşmasıyla başlıyor aslında her şey. Hayallerimi gerçekleştirdim ve şu an mutsuzum temalı bir diyalog zinciri. Okuyacağı okul, staj yapacağı yer, işe başlama tarihi, sonrasındaki aksiyonları ve bunlar sonucunda istediği şirkette, istediği pozisyona geldiğini anlatan kadın; çok mutlu olacağını hayal ederken, 2 sene geçmeden işinden bıkmasından bahsediyor. Karşısındaki adam da, ‘‘Babam da çocukluğundan beri ayda yürümeyi hayal ederdi, sonunda bunu başardı da ve çok geçmeden o da bıktı işinden…’’ diyerek diyalogu boyutlandırıyor. Dizideki diyalog daha devam ediyorken, şunu not alayım diyerek kalemi alıp, not defterime ‘maddi değeri olan bir şeyi hedef olarak seçmek hatadır’ yazdım.

Sonra tam notumu aldığım sırada sevgilim aradı ve ben de diziden ve konudan bahsettim. O da ilk buluşmamızda bu konuyu konuşmuş olduğumuzdan bahsetti. Hafızasını takdir ettim; lakin hatırlayamadım. :)

Mutluluk için şunu olcam, bunu olcam demenin kifayetsiz olduğundan bahsettiğim konuşmamızı hatırlattı ve ben de bir şeyler canlanır gibi oldu. Hedef olarak mutluluğun seçilmemesi gerektiğine dair fikirlerimi de, -ki benim değil Karl Popper’ın fikirleriydi- ekleyince, Horace and Pete’de duyduklarımı, Karl Popper’la birleştirmenin hiç de eğreti durmayacağını fark ettim.

Karl Amca’dan tarihteki ilk selfie

Karl Popper’ın ‘açık toplum’ görüşüydü aslında tamamen bütün o konuşmanın dayanağı. Diyor ki Popper, ütopya, kusursuz sistem gibi hedefler koymak saçmalıktır; keza bu sistemlerin tamamını insanlar yapıyor ve uyguluyor olduğundan bunun sürekliliği imkansızdır. Çünkü insanlar kusursuz da değildir, mükemmel de. Çok zengin bir toplum olmaya çalışmak yerine, açlıktan ölenin olmadığı, fakirliğin azalacağı bir toplum yaratsana, çok daha kolay bu. Zengin toplum nasıl kurulur, kimse tam olarak açıklayamaz belki; lakin fakirliğin bitirilmesinin reçetesini hepimiz biliyoruz, e önce bunu uygulayalım o halde. En iyi okulları açacağım diyerek bir uğraşa girmek yerine, kötü eğitim veren okulları düzeltmeyi hedef olarak seçsene; kötülerden kurtuldukça zaten iyiden başka yere gitmiyor olacaksın. Bütün bunları dedikten sonra, buradan mutluluğu açıklamak da zor olmasa gerek; mutlak bir mutluluk var mıdır, kusursuz bir mutluluğa ulaşılabilir mi bunlara kesin cevaplar getirmek mümkün değil; lakin bizi mutsuz eden, üzen, canımızı sıkan, moralimizi bozan şeyleri biliyoruz değil mi? O halde mutluluğa diyerek nereye olduğunu bilemediğimiz yerlere koşmak yerine, neden mutsuzluk diye ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz şeylerden kaçınmaya daha fazla gayret göstermiyoruz?

Popper aslında sadece eleştirel düşünmeyi temellendirmeye ve bunun vazgeçilmez olduğunu oturtmaya çalışıyordu. Her şey harika olacak derken, neyi temel alabilirsin ki; fakat berbat olan şeyleri gayet iyi biliyorsun biraz bunlar için de düşünsene…

Gözü genel müdürün koltuğunda olan bir çalışanın öncelikli motivasyonu nedir? Hedefi olmayan milyonlarca insanın ağzından duyarsınız bunu, ‘kebap iş valla, hiçbir şey yapmıyor, gün boyu oturup, önüne kağıt gelince imzalıyor işte…’ Tüm motivasyonu günde 10 saat bir ofiste oturup, hiçbir şey yapmamayı istemek olan birisinden zaten ne beklenebilir ki? Hedef rütbe olmamalı, hedef titr olmamalı; hedef, zaten sürekli herkesin olduğu ve birilerinin de sürekli olmaya devam edeceği ve olmak zorunda da olduğu bir şey olmamalı. Esasen bunlar birer hedef dahi değil, süreç. Zaten olunacak.

Günde 10 saat ofiste oturup hiçbir şey yapmamayı istemek 20 bin dolar da kazansan seni mutlu etmeyecek. Nereden mi biliyorum; çünkü şu an günde 10 saat ofiste oturup hiçbir şey yapmıyorsun ve mutsuzsun. Mutlu olacağını sandığın şeylerin illüzyonlarına kanma, mutsuz olduğun gerçeklikleri kavra ve düzeltmeye bak. Asıl, gerçek ve ulaşılabilir mutluluk burada.