Ne Olmak İstiyorsun?

Eğitimsiz ebeveynler, kültürsüz öğretmenler tarafından eğitim alıp, diplomalı olmanın önemiyle büyütülen nesiller milenyum çağıyla zirveyi gördü. On yıllar öncesinde kadro boşluğu, okul sayısının azlığı nedeniyle üniversite diplomasının kafi geldiği ‘eğitimli insan’ illüzyonu artık hikayeden ibaret. Haliyle bu yazının da bu sorunun sorulmasının da zamanı geldi, geçiyor:

‘Hakkaten ne olmak istiyorsun?’

Bu şekil bir soruyla giriş yapılan yazılar, ailesinin ‘meslek sahibi ol!’ baskısından sıkılan, kendisini sanatçı ruhlu sanan kişilerce yazılmıştır sıklıkla. Kendisini sanatçı ruhlu sanan insanların büyük sıkıntısı, ailelerinin kendilerine yaptığı hibeyi kesme tehditi üzerine kuruludur. Oysa yatırımcıların ancak ikna oldukları projelere yatırım yaptıklarını bilecek yaşa çoktan gelmişlerdir. Eğitimsiz ebeveynler ve kültürsüz öğretmenlerin meyveleri olan bizler öncelikle bilmelidir ki, ebeveynler nezdinde çocukların iki türlü geleceği olabilir; yönünü ailenin belirlediği gelecek, yönüne ailenin ikna olduğu gelecek. Bunun dışındaki hiçbir gelecek planı/projesi için (aynı zamanda yatırımcı da olarak) yatırım yapmak istemez ebeveynler (haklı olarak). Ve yatırım yapmamakla tehdit ederek, çocuklarının istedikleri sektöre girmesini sağlarlar.

Yatırımcılarının ültimatomlarını umursamadan, kendi inandığı projesini hayata geçirmek için, pek az çocuk konfordan uzaklaşmayı göze almış ve projesi yani hayatını canlı tutabilmek için zamanının büyük bir bölümünü kiralamak zorunda kalmıştır (geçici iş, mecburi iş). İşte milenyuma gelmiş olmamıza rağmen, hayatımızın aslında kendi projemizden başka bir şey olmadığını bize kimse anlatmadı. Bu projeyi ayakta tutmanın sadece bizim elimizde olduğunu da…

‘Hayat nedir?’

Biraz hazırlıksız yakalamak gibi oluyor, böyle sorulara kişileri direkt maruz bırakmak; lakin hazırlıklı olmanız da lazım, sonuçta o kadar hazırlık okudunuz. Şöyle klavyenin başına geçip/eline kalem alıp 4–5 cümle yazdırmıyorsa bu soru, projenizi çoktan bırakmışsınız diyebilir miyiz? Bilmiyorum, bu kadar çabuk yargılamanın doğru olmadığı muhakak; fakat insanın canını da sıkıyor sanki…

Yazıya ‘eğitimsiz ebeveynler, kültürsüz öğretmenler…’ diyerek giriş yaptığımdan suçu suçsuz çocuklara atmak da acımasız bulunabilir elbette. Ama Sokrates’in kim olduğunu hepimiz biliyoruz ve pek azımız ne söylediğinden haberdar. Jack London ismini hepimiz duyduk ve pek azımız ne yazdığına açıp baktı. Schopenhauer’in kadınları aşağılamak(!) dışında bir şeyler söyleyip-söylemediğine bakmama seçimini de biz yaptık. Mozart’ın kim olduğunu 8 yaşındayken öğrendik de 39 yaşına gelince dahi ne yaptığına kulak vermedik. Sahne ışığı altında herkesi kendine hayran bırakan bir sanatçı olmanın hayalini herkes kurdu da kimse insanların hayran kalması için ne yapıyor olduğunu düşünmeye pek ilgi duymadı.

Bahanelerimiz inandırıcı olduğu için değil, herkes aynı bahaneye sığındığı için kabul görüyor. Hepimizin hayallerini aileleri bitirdi ve biz aslında mükemmel bir … olmayı istiyorduk; o kadar çok istiyorduk ki bunun için hiçbir şey yapmadık.