Her şey yerli yerinde

Odaya ayak bastığım an, değişmişti tüm dünya. Bana bahşedilen o yalnız hayat, tamamen mazide kalan bir hatıraya dönüşmüştü. Eskimiş duvarlardan akan sarı doku, çatırdayan eskimiş parkelerin hiç biri olduğu yerde değildi. Yanlış bir kapıyı mı açmıştım, yanlış bir eve mi adımımı atmıştım. Hayır, hayır,hayır elimdeki birbirine vurdukça ses çıkaran anahtarlar benimdi. Bana ait hiçbir şey, yerli yerinde değildi. Ölen eşimin ve ölen bebeğimin birlikte sallandığı sallanan sandalye orada değildi. Boşluk, yerini başka bir iklime bırakmıştı, yer yer dolup taşan hatıralar geride kalmış; bir sağanak yağmur gibi sel oluşturmuştu hayallerimde. İçeriden gelen ses ile irkildim, bu karımın sesiydi. “Hayatım, akşam yemeği hazır.” Kulaklarıma inanamıyordum, bu gerçek olabilir miydi? Onsuz geçen beş yılın ardından, onun mezarına kapaklanan ruhumu yatırdığım eşsiz kanalizasyonda boğulmadan önce ben, nasıl buraya varmıştım? Bana kalbinden söylediği her cümle oradaydı, beni çağırıyordu. Bacaklarım benden bilinçsizce hareket ederek, beni koştura koştura mutfağa götürdü. Uzun sarı saçları yine kalçalarına dek uzanıyordu, tam hatırlayabildiğim gibi saçlarının her bir dalgası parmaklarımın arasında dolanan bir nota olmaya hazırdı. Ona arkasından sarıldım, hiç unutmadığım kokusunu burnum yabancılamamıştı. Boynundan öptüm, sıkıca, sıkıca onu kendime çektim. Yüzünü bana döndüğünde, uykumdan uyandım. Bomboş, çimentolaşmış hayallerimin dolduğu odadaydım. Parçalanmaya yüz tutmuş, boş sallanan sandalyeye baktım. Her şey yerli yerindeydi.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Damla Sanem Olgun’s story.