Affetmek-barışmak-sindirmek!

Biliyorsunuz Murat Boz-Aslı Enver cephesinde sonunda barış sağlandı. Aslı Enver babamızın kızıymış gibi sinirlenenler de oldu. Boz’u amcaoğlu gibi savunanlar da. Peki, gerçekten araya ayrılık girince ilişki daha güçlenir mi yoksa daha da çamura mı saplanır? Varsa sizin de ‘barışırız’ umuduyla beklediğiniz biri, karşılaşacağınız olası problemleri yazmak istedim.

◊ Tabii ilk mevzumuz güven, güven, güven! Aynı şeyi bir daha yapacak mı? Gerçekten pişman mı? Telefonunun şifresi neden değişti, onunla hâlâ görüşüyor olabilir mi? Hatta kimlerle görüşüyor acaba? Beni gerçekten istediği için mi barıştı yoksa alışkanlık mıyım onun için? Aynı şekilde o da benim, ya sadece tanıdık, bildik biri diye istiyorsam. Bunları çok düşünmemek lazım, yoksa sonunda beyni yakıyorsun.

◊ Ayrıldıktan sonra o ara verme esnasında yapılanları sindirmek biraz zor olsa gerek. İsterse adam evden dışarı çıkmadan, Ninja Kaplumbağaların, splinter ustası gibi o dönemi geçirmiş olsun, “Ayrıldıktan sonra Begüm’ün fotoğraflarını daha bir iştahlı beğenmişsin” bile kendini kahretmek için büyük bir neden. Bir de sanki o bölümde, millete hep seni kötülüyormuş gibi geliyor. Sevgilin ve 50 squatı 5 dakikada yapabilen üstün varlıklı bir sürü kız bir yerde oturmuş senden bahsediyorlar, sanki “Eski sevgilim berbat bir insandı, iyi ki ondan ayrılıp sizle takılıyorum. Ohh be memeye, popoya doydum yemin ederim!” diyormuş gibi geliyor. O dönemi nasıl geçirdi bir bir bilmek istiyor insan.

◊ Kavga için yanıp yanıp tutuşmak. Bir şey olsa da geçmişi açsam, bir şey dese de bana yaptıklarını bir. bir söylesem. Barışmak yetmiyor çünkü, o içinde olan öfkeyi dindiremiyor. İsterse 7–24 yalvarsın, yatağını güllerle donatsın, yine de durup durup laf sokası geliyor insanın. Sonrası freni boşalmış kamyon gibi dambıl dumbul geri dönüşü olmayan yola ilerliyor.

◊ Sosyal medya hesaplarını yeniden güncellemek. Silinen fotoğrafları geri getiremiyoruz tabii ama yenisini de koymak burada biraz cesaret işi geliyor. O sürekli kafanın içinde seni yiyip bitiren ‘Ya bir daha ayrılırsak’ korkusu…

◊ Bence diğer maddeleri silin geçin, en önemli olan kısmı bu tarafı. Her ne kadar, “Yok başkası için yaşamıyorum, insanların düşüncesi beni ilgilendirmiyor” diye beylik beylik konuşsak bile gerçeği ikimiz de biliyoruz. Hatta çoğu ‘barışma fantezisi’ kurarken bile, ‘Peki ben bunu kızlara nasıl anlatırım’ durumu içten içe bizi mahvediyor. Çünkü o sadece senin eski sevgilin değil, eşinin dostunun yeni düşmanı. Adamın yaptıklarını sen unutsan onlar unutmuyor. İşin kötüsü barıştıktan sonra sürekli onu göz hapsine alıyorlar. ‘Ben demiştim’ demek için sansar gibi pusuda bekliyorlar.

“Yani demem odur ki, eski sevgiliye dönmek; sanki ev tişörtüyle dışarı çıkmak gibi. Rahat, bildik ama özel değil. Hep bir huzursuzluk, keşke giymeseydim hissi.”