Türkiye’de Dürüst Ticaret Yapmak

Bu başlığı atarken bile çok düşündüm, içim acıdı. Normalde dürüstlükten ve etik değerlerden uzak firmalar bir elin parmağı kadar olmalıyken, yaptıklarını, çamura batmışlıklarını anlatmamız gerekirken, maalesef artık dürüstçe çalışan, emeğinin karşılığını kul hakkı yemeden edinen şirketler azınlığın bir parçası olmaya başladı.

Vergi ödememek, çalışanların sosyal güvencelerinden kısmak, mesai ve ek ödeme gibi kavramlara sahip olmamak, çalışma saatleri ve iş güvenliği konusunda gerekli mevzuata uymamak, gerekli ulaşım ve beslenme imkanlarını sağlamamak, nitelikli işgücünü olabilecek en ucuz şekilde çalıştırmak, bir çok iş sahibi için, dost sohbetlerinde övgü konusu olacak hale gelmiş durumda. Bir noktaya kadar, herkesin yolu kendine diye yaklaşıp görmezden gelebildiğimiz bu firmalar, aslında yalnızca kendi yolunda ilerlememekte, dürüstçe, hakça ticaret yapmak isteyen bizlerin de yolunu işgal etmekte. Çünkü tüm bunları yapan firmalar ile aynı müşterilere, aynı piyasa koşullarında, aynı ürünleri, aynı şartlar altında satarak rekabet etmeye çalışan bizleriz.

Peki o halde, Türkiye’de dürüst bir şekilde ticaret yapmaya çalışan bir firmanın, rakiplerinin hangi oyunlarına karşı mücadele ettiğini incelemeye ne dersiniz?

Vergiler

Maalesef ülkemizin en büyük sorunlarından biri vergi gelirlerinin olması gereken kaynaklardan, olması gerektiği miktarlarda toplanamaması. Kurumlardan ve özellikle dev holdinglerden gerçek kazançlarının karşılığı olan vergiler toplanamadığı sürece, bu yük başta bordrolu çalışan olmak üzere emekçilere ve küçük işletmelere dağıtılmaya devam edecektir.

Siz kazancınızı olduğu gibi beyan ederken, rakibiniz bu kazançtan bin bir türlü haksız gideri düşecek, düşük fatura kesecek veya faturasız işlem yapacak. Fatura kesilmeyen her işten, alım ve satım arasında doğan farkın yaratacağı gelir vergisi ve katma değer vergisi kadar haksız kazanç elde edecek olan rakibiniz, doğal olarak sizden çok daha düşük fiyatlarla ürün ve hizmet satışı yapabiliyor olacak.

Yıl sonunda ödediğiniz kurumlar vergisinin, bulunduğunuz sanayi bölgesinde yeri geldiğinde koskoca bir cadde boyunca iş yapan tüm firmaların ödediği vergiden fazla olduğunu bilmek ilk etapta size kötü hissettirebilir. Ama kötü hissetmek yerine gurur duyacağınızdan eminim. Hepimizin gördüğü bu gerçeği, devletimiz görmemekte ve gerekli aksiyonu almamakta ısrar ediyor.

Sigorta ve Sosyal Güvenlik Primleri

Siz tüm primleri zamanında ve doğru beyan ile öderken, rakibinizin hiç yatırmadığını düşünün. Aflar ülkesinde yaşamanın bir getirisi olarak, belirli aralıklarla affedilen bu borçlar, yeri geldiğinde sizin gibi primlerini zamanında ödeyen işletmelerin nakit akışını sarsabilecekken, çıkacak aflara güvenip borcunu biriktiren rakibiniz, oraya aktarmadığı nakitlerle ticari faaliyetlerinde avantaj sağlayacak konuma geçiyor.

Bunun bir diğer tarafı da, yine kanayan bir yara olan çalışanların sosyal güvenlik primlerinin aldıkları gerçek ücret üzerinden yatırılmıyor oluşudur. Küçük hesapların ve çalışan hakkı yemenin insanları, bunu yaparak, aylık giderlerinde ve dolayısıyla birim ürün/hizmet maliyetlerinde size karşı ciddi avantaj sağlar. Devletimiz, koskoca bir organize sanayi bölgesinde, eğitim ve donanım olarak oldukça üst düzey olan personelin çok büyük bir bölümünün nasıl olup da asgari ücretten çalışmayı kabul ettiğini bir türlü araştırmaz. Firmalara dönüp de, siz bu şartlarda personel çalıştırabiliyorsanız, buyrun devlet personel dairesini yönetin demez, mucizelere inanmayı tercih eder.

Mesai ve Ek Diğer Ek Ödemeler

Aslında bu alt başlık oldukça anlamsız oldu. Eğer küçük bir işletmeyseniz ve rakipleriniz de küçük ve orta ölçekte ise, sizin dışınızda böyle bir kavramdan haberdar olan pek olmayacaktır. Unutmayın, kendiminiz çalışmak için arayacağı tüm temel haklar, her kademede çalışanların da en doğal hakkıdır. O halde, sizin ilave çalışma karşılığında ödeyeceğiniz her miktar, rekabet yolunda size engel olarak geri dönecektir.

Çalışma Saatleri ve İş Güvenliği

İş güvenliği malum, ülkemizin çok önceleri vazgeçtiği bir kavram artık. 2014 yılının ilk on ayında 1500’e dayanmış olan ölüm ne yazık ki yalnızca resmi olarak bildirilmiş iş kazalarını içeriyor. Sanayi bölgelerinde her gün nelerle karşılaşıldığını bir çoğumuz iyi biliyoruz.

Yasal olmayan çalışma saatleri, yemek ve dinlenme saatlerinden çalma, iş güvenliğine yönelik eğitim ve ekipmanlardan kısmak gibi ucuz hesaplar, ne yazık ki çok yıkıcı sonuçlara, hatta yaralanma ve ölümlere sebep olabilir. Kar hırsı ile tüm bunları görmezden gelen bir zihniyet, maliyetlerinde sağladığı avantajı vicdanlarda açtığı yaralara yeğler.

Ulaşım ve Beslenme İmkanları

Siz çalışanlarınızın iş yerinize güvenli, sağlıklı, temiz ve insani koşullar altında ulaşmasını düşünerek, bu imkanları oluşturmaya çalışırken, kapalı kasa araçların arkalarına atılan taburelerle işçi taşıyan firmalarla rekabet etmeye çalışacaksınız.

Siz çalışanlarınızın iş yerinde yedikleri yemeklerin, kaliteli, doyurucu, besin değerleri açısından sağlıklı olması için uğraşırken, rakipleriniz öğle paydosu sonunda büyük bölümü çöp tenekelerini doyuran yemekleri çalışanlarının önüne sunacak. Kendinizin de keyifle yiyemeyeceğiniz hiç bir yemeği çalışanlarınız hak etmiyordur.

Maaşlar

Tüm bu saydıklarımızın yanında, asıl dananın kuyruğunun koptuğu noktaya geldik işte. Özellikle ülkemizde hızla artan genç işsizliğinin ve artık neredeyse fotokopi makinesi ile basılıp dağıtılacak hale gelen üniversite diplomalarının etkisiyle, Türkiye kötü niyetli işverenler için bir cennet haline gelmeye başladı. İstenilen her işe, insani yaşam koşullarını sağlamanın imkansız olduğu maaşlar teklif edilebiliyor ve daha da acısı, bu maaşları kabul etmek durumunda kalan personel rahatlıkla bulunabiliyor. Bu noktada bu işleri kabul eden arkadaşları da çok fazla suçlayamıyorum çünkü meslek kuruluşlarına bağlı örgütlenme ve ilgili meslek kuruluşlarının üyelerine sahip çıkması konusunda ciddi bir boşluk var. Bunun neticesinde de şartlar giderek kötüleşiyor.

Peki nasıl rekabet edeceğiniz, çözüm ne?

Üzülerek ifade etmem gerekir ki, bu konuda küçük bir işletme olarak elinizden çok fazla bir şey gelmeyecek. Rakipleriniz tüm bu yollarla (aslında daha fazlası ama o kısımlar tamamen yasa dışı), size karşı ciddi bir maliyet ve dolayısıyla da rekabet avantajı sağlayacaklar.

Buna karşılık, siz ise, ürün ve hizmetlerinizde farklılaşarak, verdiğiniz hizmetin kalitesini ve müşteri ilişkilerinizi en üst seviyede tutarak, bütün paydaşlarınıza sizinle iş birliği için sağlam dayanaklar oluşturmalısınız.

Sonuçta belki biz onlar kadar kazanamayacağız, onlar kadar zengin olamayacağız, ama kaliteli istihdam yaratan, adı saygı ve beğeni ile anılan, kurum kültürü olan bir işletme sahibi olarak kafamızı gece yastığa huzurla koyacağız.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.