Image for post
Image for post

Imagine that you spend all your time and effort to create/produce something new and when you published it, someone criticized with an irrelevant, 1-star review; not even give a helpful feedback. Don’t be upset! It’s more beneficial than you think. Actually, negative valenced irrelevant information might be the best thing you can have!

Online reviews and star-ratings are really important factors in our decision-making process to buy something or not. We are checking for reviews all over the internet to get more information about the product we are looking for, either for a technological device or for a novel. We are all reading Amazon reviews of the products or Goodreads reviews of the books; and not only the rating but also the number of people who reviewed it is important for us to evaluate the accuracy of the information. …


Image for post
Image for post

It’s been a week since the craziness of 2017’s Black Friday and Cyber Monday finished, and it already becomes a milestone year from various aspects. On the other hand, just like every year, we all had exposure to many different marketing activities during these days. Lots of emails, text messages, colorful billboard advertisements, TV commercials, banners, pop-ups and many other communication tools were used to show us huge discounts on all types of products. Behind all these marketing stimulus and discounts, there are more strategic ideas, methods which increases our tendency to react them. These are theories that are created by marketers, experimental psychologists, behavioral economists and many other smart people from wide range of academical disciplines. …


Image for post
Image for post
Black Friday 2017 in Sao Paolo, Brazil (Paulo Whitaker / Reuters)

This photo isn't from an extraordinary moment; it’s not a photo of people looting grocery store to get food stocks or people buried under boxes during the earthquake. It’s a photo of people fighting for discounted smart TVs in Brazil. As you can easily guess, Yes! It is Black Friday 2017.


Image for post
Image for post

110 milyon insan, 30 saniyesine 5 milyon dolar ödenen reklamlar, bu reklamları izlemek için can atan bir kalabalık, müthiş bir “comeback” (geri-dönüş), Donald Trump, bolca siyaset ve popüler kültür… İşte size Superbowl LI (51)

Amerika’nın en önemli spor müsabakası olan Superbowl LI (51) geçtiğimiz pazar günüydü. En basit tabiriyle; Amerikan Futbolu Ligi’nin yani NFL’in (National Football League), final maçı olan bu etkinlik 110 milyon Amerikan futbolu izleyicisin yanı sıra hem Amerika’nın hem de dünyanın önemli firmaları ve pazarlamacıları için de büyük önem taşıyor. Superbowl’u herhangi bir spor müsabakasından ayıran özellik ise Amerikan futbolunun tabiatı dolayısıyla çok sayıda reklam alınabilecek anı olması ve insanların bu reklamları da izlemek istiyor oluşu. Kısacası hem bir spor müsabakası hem de bir reklamcılık yarışmasından bahsettiğimizi söyleyebiliriz. Hatta dünyanın en prestijli pazarlama ve reklamcılık ödüllerinden olan Cannes Lions’da bile her sene ödül kazanan reklamların birçoğu Superbowl’da yayınlanan reklamlar oluyor. …


Altın zincirler, pahalı arabalar, gettolar, silahlar, havuz partileri, villalar ve dans eden bikinili güzel kadınlar… anaakım Amerikan siyahi rapçilerin müzik videolarından bahsettiğimi sanıyorum tahmin etmişsinizdir. Büyük çoğunluğu birbirine benzeyen bu müzik videolarından özgünlük, yeni bir tat beklemek çoğu zaman hata olacaktır, çünkü dinleyicisi bu unsurları olduğu gibi sever. Günümüzün popüler rap müziği, kendi karakterini bu müzik videolarında ortaya koymaktadır. Ama bu sefer karşılaştığım örnek işi bambaşka bir boyuta taşıdı, akıllı bir pazarlama hamlesiyle eskiyi koruyarak yepyeni bir tat getirdi ve geçtiğimiz haftaların en çok konuşulan müzik videolarından olmayı başardı. Bize de analizini yapmak düştü…

Image for post
Image for post

Eğer anaakım Amerikan rapçilerin imajına ve bu imajı koruyamazlarsa sadece müzikleri ile var olamayacaklarına pek aşina değilseniz elimde geçtiğimiz yıldan kalma çok yerinde bir örnek var: 50 Cent. Neredeyse 20 yıldır piyasanın önemli isimlerinden olan Amerikalı rapçi, 2000li yıllarda da Amerikan rap’ini dünyaya yayan birkaç önemli isimden biriydi. Bizi ilgilendiren konu ise müziği değil de imajını koruyabilmek için neler yaptığı. Geçtiğimiz yıllarda iflasını açıklayan ve borçlarını ödeyemeyen 50 Cent, buna rağmen Instagram’da para desteleriyle çekilmiş fotoğraflar paylaşmaya devam etmişti ve bu mahkemenin dikkatini çekti. 50 Cent ise bunu bir rapçi olarak imajını korumak için devam ettirdiğini, bunların sahte paralar olduğunu belirtti. Davanın gidişatı ya da ifadenin gerçekliği bizi ilgilendirmese de sanırım bir rapçi için bu imajı korumanın önemini anlayabiliriz. …


Diana Ross & The Supremes, The Four Tops, Smokey Robinson, The Miracles, Marvin Gaye, Jackson 5, Stevie Wonder ve daha niceleri… Bazıları kulağınıza sadece ismen tanıdık geliyor olabilir, bazılarını da hâlâ severek dinliyoruz. Bu sanatçıları/grupları tanıyor, seviyor olmamızda elbette kendi müzikal çalışmalarının büyük etkisi var ama işin iç yüzünde belki de onlardan daha kalıcı daha etkili biri var: Berry Gordy

Image for post
Image for post

Daha yeni ve güncel bir isimle hikâyemize başlayalım, LMFAO. 60lara 70lere hatta 80lere damgasını vurmuş; soul, R&B, funk gibi farklı tarzlarda eserler vermiş bunca müzisyen ve grup saydıktan sonra son yılların çıkış yapan isimlerinden LMFAO konumuzla nasıl bağlanacak diyebilirsiniz, ama sandığımızdan daha yakın bir bağlantı var: kan bağı. LMFAO’yu oluşturan Redfoo ve Sky Blu yani gerçek isimleriyle Stefan Gordy ve Skyler Gordy hikâyemizin başkahramanı Berry Gordy’nin oğlu ve torunu. …


New Orleans’tır cazın doğum yeri. Onun doğum sancılarını hissedebilmek için, geçen yüzyıla dönüp, limanın curcunası arasında dolaşmamız gerekir. Kimler yoktur ki bu limanda — yalnızca siyahlar değil- Fransızlar, Meksikalılar, İspanyollar, Hintliler, İrlandalılar, Uzak Doğulular… Akla gelebilecek her ulustan, her renk ve her türden insan…”(CAZ: Hüznün Müziği, Feride Çiçekoğlu)

Image for post
Image for post
New Orleans’da Mardi Gras Kutlamaları (1900)

Mississippi Nehri’nin yılan gibi uzandığı bölgede kurulmuş bir liman şehri olan New Orleans… Önceleri Fransızların olan bu şehir 1763’te İspanyol idaresine, sonra tekrar Fransızlara geçmiş ve son olarak 1803 yılında Amerikan hükümeti tarafından satın alınmış. Her ulustan insana kucak açmış bu şehrin o zamanların Amerikasına göre çok daha hoşgörülü bir yapıyı barındırdığı söylenir. Bu uluslardan bir tanesine de şimdilerde caz olarak tanımladığımız müzik türünün öncülerinden, “Croele”lerdi. “Croele”ler Fransız, İspanyol ve siyahilerin karışımı, New Orleans’ta saygınlık kazanmış insanlardı. Hatta iyi derecede klasik müzik eğitimine ve opera binalarına sahiplerdi. Ancak sonraları siyahilere karşı çıkarılan bir yasayla işlerinden olup daha düşük maaşlı işlere yöneldiler. Durum her ne kadar olumsuz görünse de, aslında dünya müziğini olumlu etkilediğini söyleyebiliriz. Bu sayede o dönemde siyahilerin blues’uyla Avrupa’nın klasik müziği birbiriyle kaynaştı ve birçok yeni müzisyen ortaya çıktı. …

About

Dorukcan Yolacan

Marketing & Behavioral Economics Geek, Music Enthusiast, Guitarist, Traveller

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store