Beyinsiziz!

Fransa’da bir adam kaza sonucu beyninin %90 ını kaybetmiş ve sorunsuzca yaşamına devam ediyormuş. Demek ki yıllardır söylenen beynimizin bilmem ne kadarını kullanıyoruz söylemlerinin bir doğruluk payı varmış.

Aklıma takılan soru, neden günümüz insanları bu oranı yükseltmeye değil de düşürmeye çalışıyor?

Sosyal medyada bakıp bakıp güldüğümüz bir fotoğraf var. Sürünme pozisyonundan başlayıp ayağa kalkan ilk insan tekrardan eğilip bükülerek bir şeylerin esiri oluyor. Özgürlüğümüze çok düşkün bizler ne kadar çok etkene esir olmuş durumdayız. Karikatürlerdeki ilk insan da uçma pozisyonuna bir türlü geçemiyor ve ne yazık ki geçmek için çaba farketmiyor, uyanamıyor, olmuyor.

Farkına varamadığımız bir çok etken özellikle de konfor alanımız bizi çöküşe götürüyor. İçinde bulunduğumuz küçük hapisanelerde mutlu olduğumuzu sanıyoruz. Başarının konforlu alanımızın, güvenli bölgemizin, egomuzun dışında başladığının farkına varamıyoruz. Bir yudum başarı elde edeni mükemmel taşlıyoruz ve taşlandığımız an çöküşe geçiyoruz.

Peki ne yapalım? Önce at gözlüklerimizi ve pijamalarımızı çıkaralım, vücudumuzu biraz esnetip derin bir nefes alalım. Yıllardır çeşitli bahaneler ile ertelediğimiz konulardan birini seçelim ve kulaklarımızı tıkayıp ne gerekiyorsa yapalım.

Akşam daha erken yatıp sabah daha erken kalkalım, spor yapalım, tatlı zehir abur cuburu azaltalım, ibadet edelim olmadı meditasyon yapalım.

Bir hafta sonu kaçamağı yapıp ufak bir seyahate çıkalım, para problem olduysa iki hafta boyunca harcadığımız aslında gerçekten ihtiyacımız olmayanlar listesine bakalım ve seyahat parasının aslında orada saklı olduğunu görelim.

Sürüden ayrılıp, hayatın şikayet etmekten ibaret olmadığını görelim. Beynimizi kullanıp mutlu olalım.