AHLAK & TANRI

Ahlak, ayıp, iyi/kötü, doğru/yanlış ; toplumsal bilincin, etkileşimin, aklın ve empatinin ürünüdür. Yasal veya evrensel hale getirmek veya getirememek bu oluşum sürecini etkilemez.

Ama bunlar asla dogmatik değildir, tanrının olduğu yerde bunlardan bahsetmek mümkün olamaz.


Ahlak ilginç bir konudur, ne hiç esnemeyen katı bir cisim gibidir, ne de tamamen akışkan bir sıvı gibi.

Ahlak, evrensel olarak katıya yakın ama esnek bir madde gibidir. Yoğun ve dayanıklı bir silikon gibi.

Kimse mutlak anlamda bu böyledir, şöyledir diyemez ama genel geçerdir.

Sadece gözlem yaparak çok fazla esnek olan ahlak kuralları ile çok katı olan ahlak kurallarını görebilirsiniz.

Bazı bölgelerde kız erkek yan yana yürürken bile ahlaksızlık olarak adlandırılır.

Başka bir bölgede ise, genç çiftin birbirini dudaklarından öpmesi bile gayet doğal.

Demek ki ahlak, bir dogma gibi değil, aklın ulaşabildiği düzeyin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.

Bu nedenle zeka farkı olan toplum ve topluluklarda ahlak anlayışı farklılaşma hatta tezatlık yaşamakta.

Ama durumun böyle görünmesi ve değerlendirilmesi, ahlakın dinlere ait bir olgu olduğu safsatasını tam olarak sarsmıyor.

Olaya diğer pencereden bakalım.
Yani ahlakı tam bir dogma yapalım.

Eğer ahlak dogma, yani tanrının emirleri olarak algılanır ve öyle kabul edilirse, başta çok makul gibi görünen bir imkansızlık ortaya çıkıyor. (Tıpkı tanrının varlığı gibi)

(Tanrı imkansız ama bu ahlak argümanın saçma olduğunu göstermek için tanrıyı var saymak ve ahlak kurallarını bize bildirdiğini kabul etmek zorundayız.)

Şimdi tanrı gibi bir sınırsızlık yarattık ve onun bir konuda hükmünü kabul ettik.

Tanrı dedi ki :
A = Ahlaklı
B = Ahlaksız

Yani burada neden ve nasıl demeden, A olgusunu ahlaklı, B olgusunu ahlaksız olarak kabul ettik.

Ama şunu da biliyoruz, tanrı varsa kesinlik diye bir şey mümkün değil, çünkü aksi durumun imkansızlığı mümkün değil, çünkü tanrı var.

Her şey mümkün artık.

Tanrı bu, kimseye hesap vermez, dilediğini yapar, istediğini uygular.

Sana ahlak dersi vermek gibi bir saçmalık yapabilen tanrı kavramın, "Ya vazgeçtim, yeni ahlak anlayışı budur." diyecek kadar seviyesizdir.

Çünkü senin ilk argümanın, tanrının seviyesini ortaya koydu.

Tanrın bunu yapamaz mı?

Emin misin?

Yaparsa hesap mı soracaksın?

"Tanrım sözünden döndün, seni şikayet edeceğim." mi diyeceksin :)

"Hani hırsızlık kötüydü, şimdi iyi demişsin, küstüm oynamıyorum." mu diyeceksin?

Hani tanrın A ahlaklı dedi ya, A'nın ahlaksız olması imkansız mı? Evet mi dedin?

Tanrı var ve imkansız.
Emin misin?

Veya şöyle düşün, tamam ahlak aklın ve vicdanın ürünü değil, tamamen tanrı kanunu.

Tanrın, çocuğa tecavüz ahlaklı bir eylem dese, seve seve...

Ahlak dogma he!
Din yoksa ahlak yok demek?

Yani tanrı sana kural listesi vermeseydi; herkesin canını yakar, malını alır, tecavüz eder, çalar çırpardım mı demek istiyorsun?

Gerçi böyle düşündüğün için zaten dogma bir ahlak safsatasına inanmak ve inandırmak istiyorsun.

Ama din varsa, daha doğrusu tanrının varlığı ve onun sınırsız yapısı mümkünse, hiçbir kuraldan, ahlaktan, kesinlikten ve doğruluktan söz edemezsiniz.

Çünkü aksi durum da mümkündür, tanrı varsa aksi durumun imkansız olması söz konusu olamaz.

Ama gerçek hayatta, yani tanrının olmadığı düzende, ahlakı mutlak anlamda sabit bir şey zaten yapamazsınız. Çünkü bu aklın bir ürünü. Akıl değiştikçe, geliştikçe değişen bir ahlak sistemi olacak demektir.

Tıpkı zaman ve mekanda sürekli değiştiği gibi.

Bu ahlak anlayışını yasalar ile uygulatmaya çalışabilir, başarılı da olabilirsiniz. Bu tamamen insanın kendisi ile olan mücadelesidir.

Nasıl ki 18 yaş altı evliliği evrensel olarak suç sayıyoruz, bunun gibi birçok ahlaksızlık suç kapsamındadır.

Buna insan aklı karar verir.

Kutsal denilen metinlerde yazan, akla uygun gelen tüm ahlaki kurallar da zaten, o metinler yazılmadan önce insanlar tarafından tecrübe edilen durumlar ve olgulardır. Yazıya dökülmüş olması, o metinleri tanrı sözü yapmaz.

Yani kuranda "hırsızlık yapma" yazması şaşılacak bir durum değil. Kuranda hırsızlık kötüdür yazınca insanlar, "Aaaa hırsızlık kötüymüş, hiç haberimiz yoktu, biz de çalana ödül veriyorduk, ne kadar aptalmışız." demedi.

Zaten olanı yazdı, uygulan(ma)ması başka bir konu.

Ve kutsal metinlerde doğru olan çıkarımların olması, onu tanrı sözü yapmaz. "Bak kuran çok doğru söylemiş, demek ki tanrının kitabı." demek çok hatalıdır.

Mesela ben hırsızlık yapmıyorum ve karşı çıkıyorum. Bu benim kurana uyuduğum anlamına gelmez, tam aksine, o bana uymuş.

İnsani deneyimler ve kazanımlar olmasa zaten tek kelime kutsal metin olmazdı.

İçinde yer alan ahlaki yaptırımı da insan tecrübesine borçlu, diğer bilgileri de.

Kutsal kitaplar size olmayan bir şeyi vermez, olanları size süsleyip pazarlar sadece. Bir de akıl vermeye çalışır.

Tekrar tekrar söylemekte fayda var, tanrı fikrinin olduğu yerde kesinlik yoktur, olamaz da. Ahlak da yoktur, gerçeklik de. Her durumun aksi mümkündür, her şey olasıdır.

Tanrının kötüleri cennete, iyileri cehenneme atması da mümkündür, çünkü aksi durum imkansız değildir.

Eris Bey