GERÇEĞE ULAŞMAK?

Gerçeğe ulaşmak için referans almak zorundayız, bundan kaçışımız mümkün değildir. Yeri geldiğinde görmek, duymak, dokunmak, hesaplamak, bağlantı kurmak, en önemlisi de akla danışmak zorundayız. Yoksa herhangi bir şeye nasıl gerçek deriz ki?

Hiç bilmediğimiz, hiç görmediğimiz, hiçbir zaman ölçemeyeceğimiz veya hiçbir izine rastlamayacağımız herhangi bir şey var olabilir ve bu oldukça GERÇEKTİR. Ama sorun onun gerçekliği değil, tüm bilinmezliğe rağmen iddia edilmesidir.

İnsan her şeyi tanımlamaya programlanmış gibidir, bunu istemeden yapar. Bu öğrenmek ile ilgili bir gelişmedir aslında. Gördüğü her şeye, önceden öğrendiği her şey ile bir referans koymaya çalışır. Buna da kısaca TANIMLAMA diyebiliriz.

Artık şekilleri biliyorsanız, yolda yürürken gördüğünüz bir taşa, yuvarlak, düz, yassı, köşeli gibi tanımlama yaparsınız, hem de istemeden. Ama önce taşın ne olduğunu da öğrenmiş olmalısınız.

Renkleri de öğrendiniz diyelim, hemen o taşa, yassı siyah taş gibi bir tanımlama yapmak saniyeden daha kısa sürede ortaya çıkar. Hadi bir de ölçek olarak tanımladınız, yaklaşık el büyüklüğünde yassı siyah taş. Detaylar gittikçe artıyor...

Şimdi bir de taşın yapısı, içeriği hakkında bilginiz olduğunu düşünün, gördüğünüz anda ne kadar çok tanımlama yaptınız taşa, hem de hiç zorlanmadan.

Gün içinde aynı şeyi, belkide hiç durmadan yapmaktayız, hem de hiç durmadan. Günümüz şöyle geçmekte :

Siyah demir kapı, sıcak gri asfalt, beyaz hızlı araba, gülen küçük çocuk, parlak ve sıcak güneş, mavi gökyüzü, rüzgarda hafif sallanan yeşil ağaç, köşede yatan kahverengi büyük güzel köpek, pembe çiçeğin üzerinde dolanan beyaz kelebek, korna çalan sarı taksi...

Tüm bunları 1 dk gibi bir süreden daha kısa zamanda yapabilirsiniz. Bir de tüm günü düşünün. Hatta bir haftayı, bir ayı, bir yılı veya bir ömrü. Neredeyse hiç durmadan tanımlama yapıyoruz ve bilgimiz arttıkça bunlar daha detaylı olmaya başlıyor. Daha ayrıntılı...

Peki hiç tanımlama yapmadığımız bir şey hakkında ne söyleyebiliriz? Sadece tek bir şey, "hiç tanımlama yapmadığımız bir şey". Ne var diyebiliriz, ne yok... Hakkında konuşacak, yorum yapacak hiçbir verimiz yoktur, olamaz da...

Şimdi yukarıda verdiğimiz "TANIMLAMA" örneğini düşünüp işi tam tersine çevirin. Yani önce görüp sonra tanımlama değil, önce bir tanımlama alıp onu görmeyi deneyin. Aklınızda canlandırın.

"BİR TOP BÜYÜKLÜĞÜNDE KIRMIZI PLASTİK BİR KÜRE. İÇİ BOŞ VE SERT, İNCE, HAFİF BİR MALZEME"

Evet şimdi böyle bir şeyi görerek tanımlama yapmadınız, bir tanımlama duyarak, zihninizde önceden var olan referansları kullanarak hemen onu görür gibi oldunuz. Hatta dokunur gibi hissettiniz. Çünkü bu konu ile ilgili mutlaka bir referansınız vardır.

Yani bu işler iki yönlü olabiliyor.

GÖRME => TANIMLAMA
TANIMLAMA => GÖRME

Not : "GÖRME" dediğimiz sadece gözle görme olarak sınırlandırmayın, dokunmak, koklamak, duymak gibi veya başka etkenler ile ölçme olabilir.

Şimdi basit bir örnek yapalım, ben size bir şekil vereyim, siz de önceki referanslarınıza göre ona bir tanımlama yapın.

(Karışık renklerden oluşan, ortalama kalınlıkta bir çember)

Tam tersini de yapsak, yani "KARIŞIK RENKLERDEN OLUŞAN, ORTALAMA KALINLIKTA BİR ÇEMBER" deseydim, buna yaklaşık bir görsel zihninizde canlanacaktı.

Peki şöyle yapsak, sizden "BEŞ KÖŞELİ BİR ÇEMBER" çizmenizi istesem? Aklınızda canlandı mı? Yoksa zihniniz sizi uyarıp, hata yaptığınızı mı söylüyor?

Evet, şu an referans çatışması yaşadınız. Böyle bir şeyi bu güne kadar hiç tanımlamadınız çünkü... Tanımlayamayacaksınız da...

İşte, karşılığı olmayan bir tanımlama sunmak oldukça kolaydır. Burada hayal gücünüz devreye girer. Bildiğiniz referansları karıştırıp ortaya bir şeyler çıkarmaya çalışırsınız.

Ama dikkat edin, birbiri ile çatışan referanslar, o şeyi imkansız yapabilir.

"TANRI" diye duyduğumuz şey de bir tanımlama örneğidir. Süreç tersine işlemiş, görüp tanımlama değil, tanımlayıp görmeye çalışmanın en nadide eseridir.

Ama ne yazık ki, köşeli çember örneği gibi, elimizdeki referanslar hemen bu tanımlamanın hatalı olduğunu bize söyler.

Nasıl ki "4 KÖŞELİ ÇEMBER OLMAZ, YA KÖŞELİDİR YA DA ÇEMBERDİR" demek için "KÖŞE" ve "ÇEMBER" kavramını bilerek bir sorgulama yapıyorsak, TANRI (BİLİNÇLİ SONSUZ GÜÇ) olamaz demek için de bazı referansları bilmemiz gerekiyor. Yoksa yazmak gerçekten çok kolay...

Bakın şimdi size görmeden tanımlama yapmanın özgürlüğünü göstereceğim.

BİLİNÇLİ SONSUZ GÜÇ
BİLİNÇLİ SONSUZ GÜCÜ DÖVEN, AĞZINI BURNUNU KIRAN BAŞKA BİR GÜÇ
ONUN DA KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATAN DAHA ÜSTÜN BİR GÜÇ
HEPSİNİ KAZANA ATIP KAYNATAN DAHA DA ÜSTÜN BİR GÜÇ

Yazmak ne kadar kolay. Bir de şöyle yaparsam tadından yenmez.

"Tüm bunlar gerçek, sen kendi algıların ile bunları anlayamazsın (ben nasıl anladıysam artık), o yüzden yok diyemezsin, hepsi gerçektir. Bana akıl nasıl oldu onu açıkla, bu dağları kim yarattı, cevap ver zındık..."

Neyse, inançlılar ve inandıkları şeyi savunanlar hakkında daha fazla yazmak istemiyorum, çünkü yazacak çok şey var. Ama konumuz onlar değil, konumuz yanlış önermeler. Ve bunların yanlış olduğunu ispatlamak gerçekten çok kolay, tabi aklı olana...


Eris Bey