Asrın doğal afeti: Ache Tsunamisi

İster Ace, ister Aceh adı önemli değil. Bir yer var orada bilmediğimiz. Bir felaket hatırlattı, sudan oluşan Tsunami devi göz önüne getirdi bu bilinmezi. Bir deprem sarstı orayı ve burayı.. Burayı yani aklımızı, ruhumuzu ve kalbimizi… Ace diye bir yer, bizden ama bilmediğimiz bir yer.

Deprem olmadı orada… Orada felaketin adı Tsunami değil… Su, toprak, ev, bark alt üst oldu… Kurallar tepetaklak geldi… Orada bir şey oldu… Felaketten öte.. Ne denilirse denilsin, gerçekten bilinmeyen bir şey…

Yüz binlerce ölü, bir o kadar bina ve yerle bir olan sahiller… Sadece şehirler yerle bir olmadı, sistem, düşünce ve dünyalar yıkıldı. Yıkıldı mı, dirildi mi o da belli değil… Orada bir şey oldu…

Anne babasız çocuklar, öğretmensiz öğrenciler, çocuksuz anneler, çırılçıplak yavrular, evsiz sokaklar, ağaçsız tarlalar, limansız sahiller kapladı boydan boya ülkeyi…Sahipsiz varlıklar, varlıksız sahipler gözlerini dikmiş bekleşmede. Suyun götürdüğüne mi üzülsün, toprağın yuttuğuna mı… Kafalar da karıştı toprağın titremesiyle…

Orada bir şey oldu, kitabın yazdığından, konuşanın söylediğinden öte. bir şey… Kelimeler ifade etmiyor ölümleri… Yıkılanın tarifi yok, kaydı yok, sayısı yok. Ölüm anlamını yitirmiş, hayat ışık arıyor yeni bedenlerde.

Ace diye bir yer…

Tarih kitapları Osmanlı’nın 19 kalyonuyla gittiği ve Portekizlilere, Hollandalılara kahramanlık dersi verdiği yer diye yazar. Artık üç beş mezar var onlardan kalan… Her şeyin silindiği bir ortamda bu bile çok şeyi anlatıyor.. Yerin altının üstüne geldiği, denizlerin karalara, topraktakilerin suya karıştığı bir ortamda üç beş mezar taşının ötesinde yeni tuğlalar koyulma zamanı.. Osmanlı gitti, torunlarının bir şeyler yazma zamanı…

Ve yüzbinler gitti kendi hesaplarıyla… Hesap sırası bize geldi.. Hayat zincirinde bir şeyi sonlandıran başlatır da… Ace Eğitim Müdürü’nün “Biz kardeşlerimizi kaybettik ama Allah bize yeni kardeşler verdi” ifadesi bir yerlerde yankılanırsa bir anlam taşır. Orada olana ad koymak lazım… Tsunami değil olan, depremse hiç değil… Ad koyacağız olana ama Ace bilinirse, Acedekiler sahiplenilirse….

Ekvator’da bir kelebek kanat çırparsa, kuzey sahillerinde dev dalgalar oluşabilir…Ve yeryüzünde olan her şey, dünyanın öbür tarafında bir kanat çırpışın sonucudur. Sorumlu kişi böyle düşünür. Burada bir kanat çırptı dalgalar Ace sahillerine vurdu. Orada bir kanat çırptı, dalgalar buraya vurmadan duyacak mıyız?

Orada bir şey oldu, burada anlam kazanmazsa, olmaya ve ölmeye devam edecek..

İnsanoğlu sebeplerle yaşar. Her şeye bir ad koyar geçer. Ve unutmak insanoğlunun en kolay becerdiği bir şey. Orada yüzbinler öldü. Yüzbinler yetim kaldı. Ace’de olana ad konulmadı daha.

Hadi bir iki sayfa açayım.. Bir kadın… Yüzü güleç.. her şeyini kaybetmiş ama gözlerinin içi gülüyor… Bana bakıp yıkıntıları gösteriyor… Yarı Arapça yarı İngilizce birşey söylüyor: “My beyti” yani “benim evim” diyor. Her şeyini kaybetmiş bir anne yaşama bağlanmak için benden işaret bekliyor… Bütün kelimeler tükeniyor beynimde. Donup kalıyorum. Kaçırıyorum gözlemi..

  • Dev dalgaların arasından kurtulmuş bir cami karşımda.. Üzerinden altı kere dalgalar geçmiş, etrafında ev, ağaç kalmamış ama o ayakta… İçeri giriyorum dışarıdaki tedirginliğim kayboluyor. Herkes şaşıyor zaten buna. 400 – 500 bin ton ağırlığındaki gemiyi 10 km uçuran ve karaya atan bir güç, camiyi es geçiyor… O yüzden tanımlanamıyor ya olan…

Leş kokusundan kurtulmak için maske takmış gençler, kızlar, kadınlar motosikletleriyle yıkıntılarda dolaşıyor. Her biri bir şey arıyor… Her birinde hüzün var.. Göz göze gelince bize sevincini gösterebiliyor. Yıkıntılar arasında kaybolmayan tek şey ümit…

Yıkıntıların yorduğu bedenlerimize nefesini üfleyen bir esinti işte karşımızda.. Yetimlerden oluşan bir koro daima gülen gözlerle söylüyor:

Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir.
Şu dünyadaki en güçlü kişi güçlükleri yenendir…
……
Bütün dünya buna inansa, bir inansa hayat bayram olsa…
İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansa sonsuzluğa…
….

Orası Ace, orada bir şeyler oldu.. Denilenden, görülenden farklı ve derin bir şey…

  • Bu yazı, 2005 yılı başında tsunamiden birkaç ay sonraki yardım konvoyu ile gidişimde kaleme alınmıştı…