Yeni müşteri tipi, yeni şirket tarzı

Geçmişin muhasebesi mi, geleceğin planlaması mı? Biri olmadan diğerine adım atılmıyor.

Alışveriş olmadan ekonomik potansiyellerin değeri pek anlaşılmaz. O sebeple müşteriden başlamak istiyorum

Yeni trendler geleceğin ekonomisindeki potansiyelleri de gösteriyor. Öncelikle unutmamamız gereken nokta şu: bir milyar insan açlık sınırında, bir milyar insan da obezlikle mücadele ediyor. Ciddi bir dengesizlik hüküm sürmeye devam ediyor ve kısa zamanda da bunun telafisi mümkün görünmüyor.

İnternet, her geçen gün etkisini arttırıyor. Amerika’da insanların yüzde 75’i internetsiz yaşayamam, diyor. Gençler günün 38 dakikasını aileleriyle geçiriyor geri kalan 20 saatini de internet başında.

Ev kadınları farklı mı? 2010 yılında internetten 1,4 milyar yemek tarifi indirilmiş.

Mobil iletişim en gözde sektörlerin başında bulunuyor. Sadece cep telefon satışından bahsetmiyorum. Cep telefonları artık bir ödeme aracı, alışveriş yapılan yer, oyun alanı veya paylaşım ortamı olarak kullanılıyor. Etkinliğini daha da artıracak görünüyor.

Hem internet hem mobil üzerinden online satışlar artacak.

Oyuncak mağazaları, araçları ve alanları da etkin bir görünüm veriyor.

Sağlık bir eğilim alanı. Sadece gym’e giden insanlardan bahsetmiyoruz. Herşeyle bağlantılaşan bir kavram olmaya devam ediyor. Mesela, daha Türkiye’de pek görülmese de kalori yakan çorap ve ayakkabılar çıktı.

Buna bağlı olarak kişisel bakım ve ürünleri de pazarda etkisini gösterecek. Carrefour Planet’lerde geniş kişisel bakım bölümlerinde uygulamalar yapılacak. Bir nevi kişisel bakım salonu gibi çalışacak. Sanırım Türkiye’deki ilk merkezi de Merter’deki yeni mağazalarında hayata geçirecekler.

Unilever de benzer uygulamayı büyük mağazalarda uygulayacak. Öncelikle kişisel bakım merkezi açılacak ve burada büyük mağazaların yöneticilerine eğitim verilecek. Daha sonra bu hizmet yaygınlaştırılacak.

Yani mağazalarda, marketlerde gıda dışı ürünlerde daha fazla uzman istihdamı sözkonusu olacak. Teknik danışmandan kişisel bakım uzmanlarına yardım isteyebileceğiniz muhataplarınız olacak.

Bir de kişiselleştirilmiş ürünler önem kazanıyor. Ayrıca niş ürünlere de ilgi artıyor. Mesela yünlü bir ürün alırken üstünde bir koyun resmi ve bir not görebilirsiniz: “Ben bu koyunun yünüyüm.”

Alışverişte durum böyleyken şirketler kendini nasıl değiştirecek.

Yukarıdaki bilgileri Unilever’in yöneticilerinin sektör temsilcilerine yeni trendleri anlattıkları notlardan derledim. Unilever, bütün toplantılarında üzerinde durduğu yeni anlayışını “Sürdürülebilir Yaşam Planı” ile ortaya koyuyor.

Bu yaklaşımın hedefi şu: İşimi iki misli büyüteceğim ama çevreye etkimi yüzde 50 azaltacağım. Unilever’in Türkiye CEO’su ve Ortadoğu, Afrika, Asya ve Doğu Avrupa Başkan Yardımcısı İzzet Karaca 2010 yılına bu hedefini gerçekleştirmenin yanı sıra sosyal ve ekonomi boyutlarda da iyileşmeler sağlamak amacında olduklarını söylüyor.

Aslında bu, dünyadaki yeni şirket tarzının bir örneğidir. Unilever bunun öncülerinden. Yani çevreye duyarsız kalamazsınız, sosyal sorumluluklarınız olmalı ve içinde bulunduğunuz toplumla birlikte değerler oluşturmalısınız.

Unilever yedi fabrikasından dördünde yenilenebilir enerji anlaşması yaptı ve yılsonuna kadar diğerlerinde de bu geçişi sağlayacak. 1995 yılından 2009 yılına kadar, üretilen ton başına karbondioksit salımında yüzde 60, su tüketiminde yüzde 59, katı atık miktarında yüzde 92 oranında azaltmalar sağlamış.

Son bir yıl içinde ambalajlarında 590 ton daha az plastik kullandı, alüminyum kullanımını da 270 ton azalttı.

Beslenmeyi Geliştirme Programı kapsamında global olarak, 2015 yılı sonuna kadar ürünlerindeki tuz içeriğini, kişi başına günde 5 gr. tuz seviyesine düşürmeye söz verdi. Unilever Türkiye, şu âna kadar Knorr markalı ürünlerindeki tuz miktarını en az yüzde 16 ila 50 oranında azalttı. Bu da tam olarak 1860 ton tuzu ürünlerinden çıkarttığı anlamına geliyor.

Unilever dünyanın en büyük çay ve palm yağı şirketi durumunda. Dünya çapındaki tüm çay tedarikini sürdürülebilir kaynaklardan sağlamak hedefiyle tüm tedarikçilerini Rainforest Alliance sertifikasyonuna tabi tutuyor. Palm yağı için de öyle.

Lipton olarak, 2018 yılı itibariyle Türkiye’deki çay fabrikalarımızda üretilen tüm çayların Rainforest Alliance tarafından sertifikalandırılmış olmasını hedefliyor.

Yeni piyasa anlayışında güçlü olmak yetmiyor, değer oluşturmanız ve kendinize has bir tarzınızın olması da gerekiyor. Müşteriler değişirken şirketler de değişmek zorundadır.

fikriturkel@gmail.com

4 Ocak 2011,