Pazarlık yapmadan su bile içmiyor!

@FikriTurkel,

Yeni nesil alışverişte “pazarlığı” ayıp sayıyor. Dahası bu özellik gittikçe de kayboluyor. Birkaç yıl önce Arnavutluk’a gittiğimde; gezide Malatya’nın renkli siması Şaban Taçyıldız da vardı. Onun pazarlık yani fiyat kırma hikâyeleri ünlüdür.

Tiran’ın en büyük alışveriş merkezinde otururken konu buraya geldi. Birlikte oturduğumuz arkadaşlar, oradaki markette pazarlık yaparak peynir almasını istedi. Hiç tereddüt etmedi.

Halen Malatya Eğitim Vakfı’nın da başkanlığını yürüten Taçyıldız, konuya babasının bir vasiyeti ve nasihati olarak bakıyor. Geleneklerimizde de önemli yeri olan pazarlıksız su bile içmediğini, ekmek almadığını söylüyor.

Bu işin nasıl başladığını anlatayım. Şaban Taçyıldız’ın babasının Malatya’da bir ayakkabı dükkânı varmış. Kendisi de hem dükkâna göz kulak olurmuş, diğer zamanlarda da önünde nane şekeri satarmış. 7–8 yaşındayken nane şekerlerini alırken illa pazarlık yapar, şeker keselerine bir iki tane fazla koyarak diğer arkadaşlarından daha fazla satış yaparmış.

O yıllarda bir gün birkaç saatliğine Şaban Bey’e bırakmış. Bırakırken de tembih etmiş: “Hamallar yükleri falanca yere taşıyacak. Sakın pazarlık yapmadan taşıtma.” O anda her zamanki hamallar yerine başkaları gelmiş. “Kaça taşırsınız?” diye sormuş. “Daha önce kaça taşıtıyorsanız o fiyata olur.” demişler ama fiyatı konuşmamış.

Mal taşınmış, parayı almaya gelmişler. Çıkarıp diğerlerine verdiği fiyatı vermiş. Hamallar “Olmaz, bu az.” demişler. Çocuk onlarla baş edemeyince, önceki hamallar araya girmiş ve başlamış tartışma. Tartışma kavgaya dönüşmüş. Neredeyse birbirlerini öldürecekler. O sırada babası gelmiş ve meseleyi çözmüş.

Sonra o yaştaki Şaban’a dönerek, “Niye pazarlık yapmadın?” diye çıkışmış. Ardından iki şiddetli tokat atmış. Hayatı boyunca unutamayacağı tembihatı yapmış: “Sakın bir daha pazarlık yapmadan su bile içme!”

O gün bugündür pazarlık deyince onun hikâyeleri konuşuluyor.

İstanbul’a ilk geldiği yıllarda, bir artistin sırtında bir kazak görür. Aynısını almak ister. Yahudilerde sabah siftahının önemini bildiği için erkenden Mahmutpaşa’ya iner. Tabelalarda isimlere bakar. Bir vitrinde beğendiği kıyafeti görür. Girip fiyatını sorar. “Buyur kuzum.” diyerek mağaza sahibi iyi davranır. Kazağın fiyatının dörtte birini teklif eder. “Amca benim bu kadar param var.” diyerek parayı uzatır.

Yahudi alttan girer, üstten çıkar ama istediği fiyatı alamaz. Tam dükkândan çıkarken çağırır ve istediği fiyata kazağı alır. Şaban Bey, daha ucuza alıp alamayacağını tartmak için öğleden sonra bir arkadaşını aynı yere gönderir. Daha düşük bir fiyat teklif etmesini söyler. Ama arkadaşı pazarlık yapamadan kovulur.

Şaban Bey, aslında bu kadar pazarlıkçılığına karşın inanılmaz cömerttir. Özal’ın döneminde onu Bisiklet Federasyonu başkanı yaparlar. Çekoslovakya’daki uluslararası bir yarışa sporcuları götüreceklerdir. Bir gün sporcuları görmek ister. Sokaktan toplanmış gençlerle karşılaşır. Böyle olmaz der, hepsini aynı kıyafete sokar. Yakalarına da Türk bayrağı işletir. Çekoslovakya’nın yokluk yıllarıdır. Bu yüzden kafileye bal, peynir, ceviz, kayısı ne götürebilirse doldurur.

Renkli bir gezi olur ama en ilginci Bohemia kristalleri almaya kalkınca olur. Birkaç parça hediye getirmek ister, pazarlık yapmaya kalkar. Adamlar hayatlarında iskonto duymamışlar. Israr eder, babasının vasiyeti olduğunu, geleneklerine göre de mutlaka indirim alması gerektiğini anlatır.

Mağazadaki idareci, kendilerinin böyle bir yetkisi olmadığını, ama akşam yapılacak yönetim kuruluna teklifi götüreceklerini söyler. Yönetim kurulundan yüzde 40 indirim çıkar.

“Hırsızlık yapmıyorsunuz, sonuçta karşıdaki kazanıyorsa satacak.” diyen Taçyıldız, bu işin sırrının inanarak yapılmasında ve parayı dükkân sahibi veya tezgâhtarın eline değdirilmesinde yattığını da saklamıyor. “Para sıcaktır, dayanamazlar.” diyor.

Bütün bu pazarlıkları yapan Şaban Bey’in bu yazı için de pazarlık yaptığını hatırlatayım.

fikriturkel@gmail.com,