Sporun Kanser Hücresi Doping…

@FikriTurkel,

Sporun iki kanser hücresi vardır: Şike ve doping… Biri çok taraflı diğeri bireysel bir durum gibi görünse de her ikisi organize bir yapı haline gelmiştir. Geçen aylarda futbolun zirve kurumu FIFA’da başkanın istifasına varan bir şebekeyi yazmıştım.

Bir haftadır Türkiye’yi sarsan doping, konuya detaylı bakmayı gerektirdi.

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), Aslı Çakır Alptekin’e doping yaptığı gerekçesiyle 8 yıl men cezası verdi. CAS ayrıca Türk sporcunun 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda kazandığı altın madalyayı da geri aldı.

  • Doping deyince akla ünlü bisikletçi Lance Armstrong geliyor. Hakkında izlediğim bir belgesel, bende doping uygulamalarının tahminlerin üzerinde olduğu izlenimi bıraktı.

Armstrong, bisiklet yarışlarında bir efsanedir. Fransa Bisiklet Turu’nu, 1999–2005 yılları arasında aralıksız 7 kez kazanarak gelmiş geçmiş en büyük bisikletçilerden biri kabul edildi.

1996 yılında, yaşama şansı yüzde 40 dedikleri kanserle mücadeleden sonra bu başarıların kazanılması efsane olmasına katkı sağladı. Ancak 3 yıl evvel, yarıştığı yıllarda doping yaptığı gerekçesiyle Amerikan Antidoping Ajansı tarafından aleyhine hüküm verildi ve yarışma birincilikleri elinden alındı.

Doping sadece sporcuyu etkilemiyor. Takımını, temsil ettiği ülkeyi, teknik kadroları ve en önemlisi sponsorlar zan altında kalıyor. Hatta ilaç şirketleri de doping şaibesi altında. Lance Armstrong’un ana sponsoru Nike, daha doping kararı verilmeden sponsorluğunu çektiğini açıklamıştı.

Son günlerde Türkiye’de sporda doping çok konuşulmaya başladı. Halter, atletizm veya futbol fark etmiyor; spordaki “fair play” şike ve dopingle büyük yara aldı.

Dopingde genelde bir artış görülmesinin nedenlerinden biri, her yıl yeni ilaç ve maddelerin kullanım listesinin yayınlanmasından ve spordaki yoğun rekabetten kaynaklanıyor.

Dünya Dopingle Mücadele Ajansı (WADA) yöneticilerinden David Howman, sporcuların yüzde 10’unun doping kullandığını ve bu nedenle WADA olarak genç sporcuların radarlarında olduğunun altını çizerek, “Önümüzdeki 5 yıl içinde, doping kullanmanın sadece sportif değil, adli bir suç haline gelmesi için çalışmalar yapıyoruz” açıklamasını yaptı.

WADA, her yıl yeni liste yayınlıyor. Spor esnasında ve günlük hayatta kullanılacak ilaç ve ürünler listesi bu. Sponsorluklar, ödüller, kulüp harcamaları, devlet destekleriyle beraber milyar dolarlık bir pazardan bahsediyoruz.

WADA listesinde olmayan pek çok ilaç ve gıda bilerek veya bilmeden sporcuların önüne konuluyor. Bunun için çalışan gizli laboratuvarların, doktorların listesi sporcular arasında dolaşıp duruyor.

İlaç şirketleri de zan altında. Bu nedenle, Londra 2012 Yaz Oyunları öncesinde, olimpiyatların sağlık ürünleri tedarikçilerinden Glaxo Smith Kline ilaç şirketi, “En iyi doping seyirci” diye reklam yayınlamak zorunda kaldı.

  • Acaba Çin’de, Kuzey Kore’de veya Küba’da bilinmeyen klinikler sporcuları nasıl motive ediyorlar? Şeffaf olmayan ülkeler bu şaibelerden yakın dönemde kurtulamayacak.

Doping, en büyük yarayı temsil ettiği ülkesine, takımına ve sponsoruna veriyor. Armstrong, popüler olunca kanserle mücadele için Levistrong Vakfı’nı kurdu.

Sponsoru Nike bugüne dek 87 milyon civarında Livestrong’un fenomen haline gelen ve her birinin satışından vakfa gelir sağlanan sarı bileklik sattı. Bu sayede şu ana dek 2,5 milyon kadar kanser hastasına tedavisine de destek olundu.

Nike’ın rakibi de benzeri bir belaya bulaştı. Doping testine giren Adidas sponsorluğundaki dünyaca ünlü atlet Tyson Gay’in numunesi pozitif çıkınca Adidas, sponsorluk sözleşmesini iptal etti.

Tyson ile sözleşmesi bulunan Omega, TDK, Gillette ve EAS Sports Nutrition firmaları da bu algıdan kurtulamadı.

Sporda amatör ruhtan uzaklaştıkça, profesyonel tezgahlara düşülüyor. Bilerek veya bilmeyerek…
21 Ağustos 2015,
fikriturkel@gmail.com,