ROMAN ARACILIĞIYLA İKTİDARA DİRENİŞ: GÖRÜ ESTETİĞİ İKTİDARI VE MAHREM ROMANI İLİŞKİSİ

Elif Şafak, çağdaş Türkçe romanın dünya çapında ses getiren temsilcilerindendir. 21. yüzyılın başlarından itibaren ortaya koyduğu eserlerle birçok hayran kazanmış ve post modernist tarzıyla ince bir okuma zevki sunmuştur. Yazarın romanları arasında Mahrem geniş kitlelere hitap etmesi ve bunu yaparken eleştiri unsurları taşıyor oluşuyla önemli bir yer tutar. Elif Şafak, Mahrem romanının merkezine bir cüce erkek ve bir şişman, iri yarı kadın karakteri koyarak toplumun zihninde yer etmiş görü estetiği iktidarının altını oymak ister.

Elif Şafak’ın bunu nasıl yaptığını incelemeden önce toplumun zihniyetinde yer eden görü estetiği ve bunun egemenliği üzerinde durmakta fayda var. İnsanlar, kendilerini güvende hissetmek için çevrelerindeki varlıkların ortalama ve sıradan olmalarını isterler. Böylelikle gözlerine batacak ve onları rahatsız edecek şeyler onlardan uzak kalmış olur. Çünkü toplum sıradan olmayanı yadırgar. Onu yerleştirecek bir yer, ona yapıştıracak bir yafta arar ki adını koyarak onu da sıradan hale getirsin. En azından tanımsız ve daha ürkütücü olmasın. Bu noktadan hareket ettiğimizde, cücelerin toplum yaşamında sıradan bulunmamaları ve bu yüzden onlara bir takım yakıştırmalar yapılması antik çağlara dayanır. Lakin bu yakıştırmalar cüceler hakkında her zaman kötü anlamda var olmamış, bazı toplumlar onların fiziki açıdan farklı olmalarını kimi zaman Tanrısallaştırarak kolektif bilince dahil etmişlerdir.

Eski Mısır sanatında belki en dikkat çekici özellik cüceliğin tanrılar ile ilişkilendirilmiş olmasıdır. Tanrı Bes ve Ptah bilinen iki cüce tanrıdır. Müzik ve savaş tanrısı olan Bes’in Eski Krallık döneminden Yunan-Roma dönemine kadar kültü bulunmaktadır. Bes genellike kozmetik ve ev eşyaları üzerinde tasvir edilmiştir ve genellikle kısa kol ve bacaklı, büyük bir baş ve belirgin bir alına sahip olan gösterimlere sahiptir. Bes sıklıkla karışık bir yaratık görünümündedir. Hayvan ve aslan özellikleri gösteren bir karışım ile betimlenmesinin yanı sıra sırtına maymun derisi giymektedir. Hanedanlar döneminde onun rolü değişmiştir.[1]

Görüldüğü üzere, her ne kadar Tanrısal ögelere konu olsalar bile cüceler için bire bir tasvirden ziyade onu daha heybetli gösterecek ek özelliklere ihtiyaç duyulmuş. En nihayetinde mitolojik açıdan bile belirli kalıplara haline sokulmak istenmişlerdir.

Cücelere nazaran aşırı kiloluların toplumda yadırganması ise nispeten yeni sayılabilecek bir olgudur ve çağımızın estetik algılarıyla alakalıdır. Bu olguyu günden güne değişen ve ekseriyetle zayıflığı öven moda trendleri ve camiası ile aşırı kilolu olma hastalığı yani obezitenin çağdaş yaşamda kendine bir kavram olarak yer edinmesiyle ilişkilendirmek doğru olacaktır. Obez bireylere ilişkin toplumdaki ön yargılar şu şekilde örneklendirilebilir:

Obez bireylere karşı küçük görme, ön yargı ve saygısızlık son derece yaygındır. Sobal ve Stunkard “the last socially acceptable form of prejudice/ sosyal olarak kabul gören ön yargı” demişlerdir. Sağlık personellerinin bile obezlerin tembel, aptal ve değersiz olduğunu düşündüğü görülmüştür.

Ön yargı ve ayrım daha çocukluktan başlar. Yaklaşık 40 yıl evvel Stafferi 6 yaşındaki bir çocuğun, aşırı kilolu başka bir çocuğun görünüşünün “tembel, kirli, aptal, çirkin” olduğunu düşündüğünü saptamıştır. Obez bireyler toplumsal alanlarda “etkilenirler”. Ayrımcılık, onların öz saygısının azalmasına, depresyona açık duruma gelmelerine yol açar. Benlik saygısının azalması obez bireylerin disforik ve depresif olmalarına sebep olur.[2]

Örnekte görüldüğü üzere toplumun her kesiminden insanın hatta çocukların dahi obez bireylere, dış görünüşleri sebebiyle dışlayıcı baktığı görülebilir.

Mahrem’in sunduğu anlatının tam ortasında yer alan şişman ve cüce karakterlerin toplum gözündeki olası intibalarını ele aldıktan sonra görü estetiği iktidarını ele almak yerinde olacaktır. Bunun temelindeki meseleye inmekse ancak günümüz estetik algısının zihnimizdeki iktidarını anlamakla mümkündür. Burada bahsettiğim iktidar, siyasi anlamda güç sahibi kuvvetlerin sahip olduğu iktidardan ayrılmaktadır. Burada bahsedilen iktidar, Michel Foucault’un Toplumu Savunmak Gerekir adlı eserinde şöyle ele alınır: “Davranışları yöneten, jestlere yön veren ve bunları uyguladığı insanların aracılığı ve özne oluşlarıyla var olan bir düşünce egemenliği.”[3] Buradan yola çıkarak estetik algının da bir iktidar olduğu fikrine varabiliriz. Hatta öyle bir iktidardır ki, zaman içindeki dönüşümüne toplumu adapte etmek konusunda hiç sorun yaşamaz, yıldan yıla yeni kurallar koyar, yeni kurallarına uymayanlar dışlanabilir hatta bunlardan bağımsız olarak bazı bireyler her zaman bu algının dışında kalabilir. Burada bazı bireyler olarak bahsettiğim, kurallardan ve zamandan bağımsız olarak bu algının dışlayabileceğini belirttiğim insanlar, bilhassa bu romanın merkezinde olan şişman ve cüce karakterleridir. Onlar, romanın da bizlere aktardığı üzere, toplumun sürekli olarak yadırgadığı, yargılayıcı bakışlarını onların üzerinde hissettirdiği özetle onların kendi hallerinde yaşamalarına müsaade etmediği bireylerdir. Aslında tüm bu saydığım olumsuz davranışlar bütünü, toplumun, olağan üyelerinin, kendilerine göre olağan dışı görünüşlere sahip cüce ve şişman karakterlerini özneleştirmelerinin bir sonucudur. Ve meselenin özünde yer alan asıl nokta ise, onlara bunu yaptıran itici gücün, zihinlerinde muktedir halde bulunan estetik algı fikridir.

Estetik algının iktidarını açıkladıktan sonra, Mahrem’de yer alan ve romanın iç dinamiğinin önemli bir parçası olan Nazar Sözlüğü’nü ele almak gerekir. Nazar Sözlüğü, roman karakteri Be-Ce’nin yazdığı bir kurmaca eserdir. Varlıkların, görme ve görülmeleriyle ilişkilerine saplantılı olan Be-Ce karakteri, tüm maddelerinin görmekle ve görülmekle alakalı kavramlardan oluştuğu bir sözlük yazar. Basiliskten perdeye kadar birçok şey, bu sözlükte kendine yer bulur. Bu yazının konusunu özellikle ilgilendiren Nazar Sözlüğü maddesi ise “şişko”dur. Kendisi de toplumun görü estetiğinin mağduru olan cüce Be-Ce karakteri, şişman sevgilisini özneleştirerek bir sözlük maddesi haline getirir ve onu şu sözlerle tanımlar: şişko: O kadar şişmanmış ki, ne zaman insan içine çıksa herkes işini gücünü bırakıp onu seyredermiş. O da gözlerden o kadar rahatsız olurmuş ki, gidip daha çok yemek yer, daha çok şişmanlarmış. (Şişko’nun çocukluğunu araştr.)[4]

Bu sözlük maddesinin muhteva ettiği bir diğer çarpıcı noktası ise, roman kahramanı şişman kadının, Be-Ce’nin onunla sadece bu sözlük maddesi için birlikte olduğunu düşünmesidir. Bu fikrini Be-Ce’ye açması üzerine Be-Ce inkar etmeye kalkışmamış ve evden ayrılmaya karar vermiştir.

Aynı Be-Ce, Mahrem’de yer alan ikincil bir hikayede Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi ismiyle yer alacak ve 19. yüzyıl İstanbul’unda büyük sirkler düzenleyen bir karakter olacaktır. Bu çıkarımı, karakterlerin görsel benzerlikleri, Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi’nin sirkiyle Be-Ce’nin evi olan Hayalifener Apartmanı’nın aynı yerde yer alması gibi olgulardan yola çıkarak yapabiliriz. Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi, sirklerinde kendi olağan dışılığını gölgeleyecek gösteriler sergiler. Ona göre, kadınlar her zaman kendinden çirkini görmek ister ve böyle rahatlar. O da, bunun üzerine çirkinliğiyle nam salmış Samur Kız’ı bulur, getirir ve sergiler. Böylece kadınların iç dünyalarını rahatlatır. Aslına bakarsanız onlara özneleştirecek bir çirkinlik sunmuş olur. Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi, bir yandan da erkekler için bir sirk düzenler fakat bu sirkin kahramanları güzellerdir. Ona göre, erkekler de güzeli görmek ister ve Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi onlara istediklerini verir: La Belle Anabelle. Dünyalar güzeli olan bu kadın kendini gören erkekleri adeta mest eder ve zihinlerine işler. Kendisi, Samur Kız’ın aksine, görü estetiğinin en üst noktalarından birine işarettir.

Be-Ce’nin bu sözlük maddesini yazmasındaki ve sevgilisini özneleştirmesindeki temel sebep nedir? Aslında buna verilecek cevap aynı zamanda Nazar Sözlüğü’nün de yazılma amacının ne olduğunu dair soruya da cevap olacaktır. Be-Ce, toplumun görü estetiği iktidarının bir mağduru ve öznesi olmaktan bunalmış ve iktidarın bir aparatı olmaya karar vermiştir. Çünkü, iktidarın aparatı yahut aracısı olma fikri onun özneliğini hafifletecek ve ona bütüne dahil olmak hissini verecektir. Bu sebeple Nazar Sözlüğü’nü yazar, görmek ve görülmekle alakalı birçok kavramı sözlükte maddeler halinde işler. Şişman sevgilisini de şişko başlığına ilham kaynağı olarak kullanır ve toplumun zihnine işlemiş düşünce sisteminin aracısı haline gelir.

Toparlamak gerekirse Elif Şafak, Mahrem romanında, başlıca kendisinin de kitabın alt başlığı olarak ifade ettiği üzere görmeye ve görülmeye dair konuları işlemiştir. Yazar, bunu yaparken insanların zihnindeki görü estetiği iktidarını tüm roman boyunca ifade etmiş ve Be-Ce’yi dahi bu düşünce sisteminin bir aracısı haline getirip sevgilisine ihanet etmesi üzerinden bu düşünce egemenliğinin yıkıcı etkilerini göstermek ve okuyucunun zihninde itibarsızlaştırmak istemiştir.

KAYNAKÇA:

Karagöz, Seda Arıhan. “Eski Çağ Sanatında Cücelik” Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi 1:3 (2011), 35–43. (erişim 25.12.2017)

Balcıoğlu, İbrahim, ve Sinem Zeynep Başer, “Obezitenin Psikiyatrik Yönü” Türkiye’de Sık Karşılaşılan Hastalıklar Sempozyum dizisi, 62 (2008 Mart), 341–348. (erişim 25.12.2017)

Foucault, Michel. Toplumu Savunmak Gerekir, Çev., Şehsuvar Aktaş İstanbul: YKY, 2002.

Şafak, Elif. Mahrem İstanbul: Doğan Kitap, 2010

DİPNOTLAR:

[1] Seda Karagöz Arıhan, “Eski Çağ Sanatında Cücelik” Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi 1:3 (2011), 37. (erişim 25.12.2017)

[2] Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu ve Dr. Sinem Zeynep Başer, “Obezitenin Psikiyatrik Yönü” Türkiye’de Sık Karşılaşılan Hastalıklar Sempozyum dizisi, 62 (2008 Mart), 343. (erişim 25.12.2017)

[3] Michel Foucault, Toplumu Savunmak Gerekir, çev., Şehsuvar Aktaş (İstanbul: YKY, 2002) 41–44.

[4] Elif Şafak, Mahrem (İstanbul: Doğan Kitap, 2010) 264–265

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.