Herkese devlet düşmanı diyen, devletin eski düşmanları ve yapay bir destan

Ne zaman olacağı belli değilse de sonuç bellidir.

İnsanlar gerçeklik algısını kaybetmiş.
Sürekli, kontrollü, sistemli, hedef odaklı, düşünmeyi engelleyen, nedensellik ilkesinden kopuk şekilde Türkiye kamuoyu, medya tarafından iktidarın istediği şekilde algı bombardımanına maruz bırakılıyor.
 
Yazılanların, yapılan haberlerin absürt olması ya da tutarlılıktan uzak olması önemli değil. 
 
Yeter ki iktidarın hoşuna gitmeyen gündemlerin yerini, iktidarın istediği gündemler alsın. 
 
Bakışlar başka yerlere kaysın ve tek sesli mecralardan beslenen kitleler gerçekliklerden kopsun.
 
Erdoğan’ın en önemli keşfi medya gücüyle halkı yönetebileceğini anlaması ve bazı medya mensuplarının kodlarını çözmüş olmasıdır.
 
Güce yaltaklanan..
 
Muktedirce övgüye mazhar olmak için her türlü düşünce şaklabanlığı yapabilen..
 
Ucuz fikrini pahalıya satmak için kalemin haysiyetini çiğneyen..
 
Muktedirin gölgesinde rahata ermek için onurundan vazgeçmeye amade medya işgalcisi o kadar çok ki say say bitmez..
 
Bu işgalciler bilerek, anlayarak, idrak ederek iftira atıyor kısa zaman sonra yalan olduğu anlaşılacak haberleri büyük bir zevkle kaleme alabiliyorlar.
 
Yalan yazmanın, iftira atmanın, insanları karalamış olmanın bir önemi yok önemli olan muktedirin çizmiş olduğu perspektiften şaşmamak.
 
Öyle ki akıldan uzak şeyi en iyi kim kaleme alıyorsa onun itibarı daha fazla oluyor.
Zira muhakemesini yitirmiş ve güç zehirlenmesini yaşayan birinin en çok ihtiyaç duyduğu kişiler onun yaptığı her şeyi sorgusuz sualsiz aktaranlardır.
 
Erdoğan, yeni bir `izm` inşa edeceğine kendini fazlasıyla inandırmış.
Yetiştiği mahallenin kodları onu Kemalizm düşmanı olarak var etmiş.
Siyasal İslamcı veya muhafazakar adına her ne denecekse o çizgide olup da Kemalizm`den nefret etmeyen yoktur.
 
Onlara göre devlet de Kemalist olduğundan, devletin kendisi de bir düşmandır, Kemalist olan bu devlet yıkılmalıdır.
 
Bugün kendileri gibi düşünmeyen herkesi devlet düşmanı ilan eden Erdoğan`a ve taraftarlarına çok rahat dünün devlet düşmanları denebilir.
 
Bu düşmanlıklarının gereği olarak Kemalist devleti yıkmayı başarmış, lakin oluşturmak istedikleri Erdoğanist Devleti` henüz inşa edememişlerdir.
 
Her yeni oluşum bir destana ihtiyaç duyar, bir hikayesi vardır.
 
Erdoğanizm`in inşası için de yapay bir destana ihtiyaç duyuluyordu. Yapay destanı 15 Temmuz kontrollü darbesiyle elde ettiler.
 
TSK içerisindeki %1,5 kalkışmaya teşebbüs etmiş geri kalan askerler cuntayı bastırmaya çalışmış, devlet tüm kurumlarıyla cuntacılarla mücadeleye kalkışmış olmasına rağmen Erdoğan halkı sokağa çağırmıştır.
 
Zira yapay destanlarda ölecek ve öldürecek insanlara ihtiyaç vardır.
 
Kanaatime göre Erdoğan`ın beklentisi binlerce insanın öldürülmesiydi, lakin sayı planlandığı kadar olmadı.
 
Geriye bu yapay destanın ve inşa edilmek istenilen Erdoğanizm`in pazarlanması kalıyor.
 
Bu pazarlamada en önemli iki unsur.
Satın alınmış, güce yaltaklanmış, her muhakemesizliği mantığa büründürecek medya gücü
Gerçeklik algısından koparılarak bu duruma inandırılacak kitleler
 
Amaca ulaşmak için kullanılacak araçlarsa
Din
Milliyetçilik
Vatan
Bayrak
 
Ve kendi taraftarlarının algılarını düşmanlıkla besleme adına 
İç ve dış düşman
Vatan hainleri
Dinsizler gerekiyor.
 
Muhakemesini kaybetmiş muktedire ve onun azgın medyasına bakın bunları sistemli şekilde suistimal ettiklerini görürsünüz.
 
Sonuç itibariyle yıktıkları bir sistemin kendilerine büyük güç kattıklarına inanıyorlar oysa asıl güç yıkmakta değil inşa edebilmektir.
 
Ortada bir devlet var, lakin düzeni yıkılmış sistemi tarumar edilmiş, şirazeden çıkmış, hukuku katledilmiş, adaletinin selası okunmuş, kurumları işten anlamaz yandaşlarca doldurulmuş, geleneksiz, köksüz kokuşmuş bir devlet.
Yaşanan bu sürece inşa devri değil ancak fetret devri denir.
Devletin eski düşmanı yeni devletçi bu iktidar, yıktığı eski devletin altında kalmaya mahkumdur.
Fetret devri ancak bu iktidarın bardağın yere çakılıp tuzla buz olması gibi darmadağın olmasıyla son bulur.
Akılla bakabilen bu keşmekeşliğin ve düşmeyi uçmak sanan bu zavallılığın varacağı sonu görür.
 
Ne zaman olacağı belli değilse de sonuç bellidir.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.