The Grand Old Party, Troll’ler ve Bir Ürünü Markette Bulabilmek

Dün koalisyon görüşmelerinin olumsuz sonuçlandığının iki parti liderinin de basın açıklamalarıyla kamuoyuna duyurulduğu andan itibaren Mansur Yavaş’a “sizi Ankara’da vekil adayımız olarak görmek isteriz” mention’ı atan ve ardından bu yönde atılmış tweet’leri RT’leyenlerden biri de benim. İlk kimden gördüğümü bilmiyorum, sanırım Ciovanni Drago’dan gördüm, sonra bir başka arkadaştan.

Bunu belirtme ihtiyacı duydum çünkü sanıldığı, ifade veya iddia edildiği gibi Twitter’da bir CHP’li troll takımı yok. Gerçekten yok. CHP seçmeni olan, çoğunlukla genç ve hepsinin Twitter’da yazmak dışında da işleri olan ve bilhassa Gezi’den bu yana birbiriyle yakınlaşmış bir grup var. Emanet oy, HDP, Kürt meselesi, milliyetçilik, Komünistler, liberaller, Suriye, Barzani, ABD, Batı bloğu ve Ayşe Hatun Önal’ın Onurr ile yaptığı şarkı gibi pek çok konuda birbirinden hep farklı düşünmüş bir grup bu. CHP’li troll takımı yok demek şu anlama gelir: tek ortak noktaları ve becerileri CHP’li olmak olan, önceden belirlenmiş bir gündem doğrultusunda “operasyonlar” yapan, sosyal mecralarda kendileri olarak değil yarattıkları persona’larıyla var olan bir grubun varlığından söz edemeyiz. Bu yönde bir tespit ve iddia incitici ve haksızdır.

Mansur Yavaş, sağa açılma, merkeze çekme, solcu olup-olmama, bir parti olarak CHP’nin kimliği ile ilgili olarak da söylemek istediğim şeyler var. Bu görüşlerin Twitter’da ya da başka bir yerde etkin bir hizbin değil sadece benim görüşlerim olduğunu ifade etmek isterim.

Seçim sonucu pastası

Herkesin siyaset kelimesini duyduğu anda kafasında beliren şeyler var. Örneğin biri siyaset dendiğinde bir şeyle “mücadeleyi” anlıyor olabilir. Gözünde eylemler, polisle girişilen meydan muharebeleri, grevler canlanabilir. Ben siyaset dendiğinde iki şeyi anlıyorum: oyunun içinde olmak ve siyaset yapılan yerin kaderini tayin etmek. Gözümde de seçim sonucu pastasındaki büyük dilimin CHP’ye ait olması beliriyor. Bu “burjuva” bir şey midir? Bilmiyorum, sosyalist mitolojiyle ilgilenmiyorum.

CHP’nin en önemli sorunlarından biri kapsama alanı. Ya da marketing’in ünlü 4P’sindeki place de diyebiliriz. Açalım: CHP, gittiğimiz her markette bulamadığımız bir ürün. CHP bir Çikolatalı Gofret ya da Hanımeller Bisküvi değil. Bulmak için kimi zaman bakkal bakkal dolaşmak gereken, tadını anlamak için damağınızı bir miktar eğitmiş olmanız gereken bir ürün. Ve artık böyle olmaması gerekiyor. CHP’yi herkes yemeli. CHP’yi her bakkal satmalı. CHP’ye her yerde rastlanılmalı.

Bunalımlı tüketici

Bu ifade ettiğim şey özellikle de bu dönemde olmalı çünkü merkez tüketici aradığı ürünü artık bulamıyor. Her zaman gitmeye alıştığı marketlerde tadı çok keskin, maliyeti çok yüksek başka bir ürün var. Ambalajı tanıdık geliyor, satın aldığı yer hep gittiği bir yer. Fakat alıp eve gittiğinde üründen çıkan koku komşularını rahatsız ediyor. Evin oğluna evi terkettiriyor, çiçekleri solduruyor. Müşterinin memnuniyetsizliği artıyor, eli artık eskisi gibi adeta otomatikleşmişçesine rafın aynı bölümüne gitmiyor. Bir iki adım geri atıyor, rafa daha uzun süre bakıyor. Fakat bulamıyor.

Tam bu noktada ne yapılmalı sorusuna çeşitli cevaplar vermek mümkün. Her şeyden evvel şu denebilir, “biz zaten mükemmel bir ürünüz, neden herhangi bir değişiklik yapalım ki?” Açıkçası buna katılmamak mümkün değil. Ama şunu da sorabiliriz: neden ürün gamımızı arttırmıyoruz? Neden farklı tüketim alışkanlıklarına sahip kişileri birebir bulan ve vuran yeni ürünleri piyasaya sürmüyoruz? Aynı ürünün şekeri düşük, çikolatası fazla, hamuru kalın, acılı, acısız, baharatlı pek çok farklı versiyonunun olması; kime ayıp olur ki?

Ürün yerleştirme

Darbeci, vesayetçi, elitist, dindar düşmanı, orducu, halktan kopuk, otokrat, tekpartici, devletçi.. Bilhassa son 10 yıldır, AKP’nin yarattığı bu etiketler, balon kelimeler, çarpık analizler yüzünden siyasetin bir alanına sıkışıp kaldık. Bu sözler etkili olduysa, AKP’nin tam da apartmanımızın karşısına açtığı zincir mağaza şubeleri, yetkili servisleri sayesinde oldu. Bu laflar oradan yayıldı. Karşı mahalleden değil bizzat kendi sokağımızdan duyduğumuz için üst komşumuzu bile etkileyebildi.

Derslerini ve yazılarını ilgiyle takip ettiğimiz hocalar, az takipçili güzel kızlar, sosyoloji ikinci sınıftan Emre, kadın çalışmaları yapan Burcu, şu aralar Tarkovski’ye takılan Bülent.. Pek çok makul, aklı başında gibi görünen insanı bu balon kelimelerin bir ucundan tutarken gördüysek işte bu sayede gördük. AKP, kendi klasik seçmeninin dışına; değişim talep eden, adını koyamadığı şeylerden tam olarak ifade edemediği bir rahatsızlık duyan kesimleri tek tek tespit edip, hepsine uygun alt ürünler, yeni ambalajlar çıkararak ulaştı. Bir cehalet ideolojisine dayandığı, vasatlığa tapılan bir hareket olduğu için devamını getiremedi.

Bu yolu takip etmek egemenine öykünmek değil çünkü bu AKP’ye özel, onun yarattığı, onun uyguladığı bir şey değil. Türkiye pazarına çikolata, enerji içeceği, ayakkabı ya da tişört satmak isteyen her şirket aşağı yukarı bunu yapıyor. Bunlar pazarlamanın, iletişimin, bir ürünü birilerine satmanın altın kuralları.

Ve evet, seçmen bir çeşit müşteridir. Bizim artık CHP derken tek bir ürünü değil, bir ürün ailesini kastetmemiz gerekiyor. Aksi davranmak; müşterinin bu memnuniyetsizliği fark eden birilerinin bizden önce bunu yapmasına geçit vermek demektir.

Ve hayır, 25 güzel bir oran değildir.

Like what you read? Give Hasan Rua, a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.