Sevgili Kız Kardeşime…

iyi okumalar dilerim, canımın ve kanımın parçası…

Evet Şevval, bu yazım sana. Gönül almak bu yana dursun, anlatmak istedim kendimi sana. Umuyorum ki anlatabilirim ve güzel anlayışının kapılarını aralayabilim…

Ben Merve Nur. Ablan. 21 yaşında. 17 yıldır senin tepende dikilen,her fırsatta eşyalarına, hayatına hatta anne babanın ilgisine ortak çıkan varlık. Belki de sen benimkine ortak çıkmışsındır. Bilemiyoruz ☺

Biraz garip bir kişiliğim var, kabul ediyorum. Seni çokça yoruyorum. Ama ben de yoruluyorum be Şevval. Neler yaşadığımı biliyorsun, neler yaşayacağımı da. Dengesizim. Bir lafım ötekini tutmaz. Bu içimdeki kararsız ve endişeli çocuktan dolayı oluyor desem, kabul eder misin?

Takıntılı bir pisliğin tekiyim. Pimpirik dersen göbek adım. Bunun için özür de dilenir mi şimdi deme. Dileyeceğim. Çünkü bu aynı zamanda bir özür yazısı. Takıntılı olduğum için özür dilerim, beni böyle de sev ☺

Her zaman yoğunum. Evet. Sevdiklerime vakit ayıramamak büyük acı içimde. Ah bir bilsen, neden? Bilmiyorum çünkü nasıl dertleşilir kız kardeş ile. Öğretilmedi çünkü bana. Ödevler ve görevlerden ibaret bir hayatım vardı. Duygulara zaman bırakmıyordum kendi çığlıklarımı duymamak için. Ta ki bu seneye kadar.

Bu sene felsefe ve etik ile ilgilenmeye başladım. Aynı zamanda sohbet grubumla kuran kavramları işledik. O da bir nevi Kuran felsefesi idi. Ve burda zikretmediğim çokça etkinliklere katıldım. Allah’ın güzel zamanlaması ile birbiriyle ilgili dersleri aynı vakit aldım. Hepsinde sorguladık ve düşündük. Hayata anlam katmayı ve onda çokça anlam bulmayı öğrendim. Kısacası ben bu sene düşünebilmeyi öğrendim Şevval.

Değiştiğimi farkediyorum. Bunu sen de fark ediyorsun. Korkuyorsun, kötü algılıyorsun değişimi. Gidişler hep kötüye doğru olur sanıp beni kollarımdan yakalamak istiyorsun. Kurtarmak istiyorsun. Çünkü benim kanımdansın ve bilakis ben senin canındanım. Nasıl ki insan sakınır sevdiğini, öyle sakınıyorsun beni. Lakin ben bu değişimden memnunum. Biliyor musun? Kendime ait bir farkındalık hissediyorum. Yaşadığım şeyleri anlamlandırmaya başlıyorum. Eleştirel düşünüp çözüm getirebiliyorum. Sanki eskiden bir fonksiyonmuşum. İçime x’i atınca y çıkarıyormuşum. A atarsan B kümesini çıkarırmışım gibi. Fakat şimdi… Şimdi öyle değil.

Bir şey var bende, adını koyamadığım. Adını koymadan yaşadığım ve hissettiğim. Tâ derinde deneyimlediğim duygu. Dilerim ki bundan artık korkmazsın ve sana da aynı şekilde hissettirebilirim. Hisleri deneyimletmenin yolunu henüz bilmiyorum, bulabilir miyim emin değilim. Bulmak için dua edeceğimden emin olabilirsin.


Senin benim için anlamına dair iki kelam etmeme de izin verirsen, memnun kalacağım.

Sen Şevval. Nam-ı diğer Zeynep. Yoluma düşen dikenli gülüm. Gülsün evet sevin buna. Arada dikenlerin de batmıyor değil ama. Bu da burdan serzenişim olsun sana. Gülü dikeniyle sevmek gerek diyerekten basayım mı seni koynuma? Ah gel buraya gökgözlü aptalım ☺

Sınavlara dair stresini görüyorum, elimden geldiğince yardımcı olmak istiyorum. Sende gereken çabayı göremiyorum ama. Tırnaklarınla kazımalısın geleceğini, asla ayağına gelmeyecek çünkü..

Şiirlerini görüyorum. Çok güzeller. Geliştirilmeliler. Onları zayi etmek istemediğimden edebiyat grubu aradım sana, bulamadım. Affına sığınacağım. Yine beni aştı işler. Çünkü insan yetersizdir. Kendine bile yetemez çoğu zaman. Bunu sen de yaşayarak göreceksin.

Ailemizle olan sıkıntılarını görüyorum. Bunları ben de yaşadım, yaşıyorum. Bir çaresi yok. Sanırım ergenlikten oluyor. Ergenlik özgürlükse özgürüz ikimiz de diyeyim bari. Ne diyeyim ki hani.

Bak, üzgünüz burda. O günlere geri dönsek mi? HAYIR! Çok çirkinim.

Sona geldim ve son sözüm şu olacak: Seni seviyorum kardeşim, sen de beni sev ve hoş gör. Hoşgörüsüz çekilmiyor çünkü bu dünya.