Diyarbakır Sur tanıklığımdır

Sabah erken saatlerde Dağkapı meydanından Sur’a giriş yaptım. Meydanın her tarafı polis barikatlarıyla çevriliydi. Etrafta kimseler yok… Eskiden cıvıl cıvıl olan meydan kimsesizlikten bütün ihtişamını yitirmiş…

Dağkapı Meydanı (Fotoğraf: Hozan Adar)

Yürüyordum, hava çok soğuktu, çok üşümüştüm. Surların dibinde 2 kişi ateş yakmış oturuyordu. Selam verdim, sigaramı yakmak için ateş istedim. Hemen buyur ettiler beni, ateşin başına oturduk. Aramızdaki ilk konuşma şöyle geçti;

- Abim benim üşümüşsün gel ısın ateşin yanına gel.

- Sağol kardeşim, üşümüştüm zaten sağolasın.

- (Yanındakine) Hemen git, çay getir, yağlı ekmek al, bellidir abe bişey yememiş birlikte yiyelim.

Gerek yok dememe kalmadan öyle bir baktı ki bana çıkmadı sesim, konuşamadım.

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Oturduk, bir yandan çay ve yağlı ekmeğimizi yiyor bir yandan da sohbet ediyorduk. Sur’da yaşananları anlatmasını istedim ondan bana söylediği tek cümle bütün her şeyi gözler önüne serdi adeta.

“ ölen de biziz öldüren de”

konuşamadım karşısında, anlamını yitirdi her şey o tek cümlenin ardında.

Nasıl biter dediğimde ise “ bir başa ihtiyacımız olmadan yaşamayı öğrendiğimiz zaman, özgürce düşünüp karar verebildiğimiz zaman, bir olmayı birlikte olmayı öğrendiğimiz zaman, bitecektir.” dedi.

Ayrıldım yanlarından yürümeye devam ettim. Melikahmet caddesine yaklaştım, her yer aceleyle evlerini taşıyan insanlarla doluydu. Bir sokaktan içeri girdim. Herkesin elinde eşyalar, kaybolup giden hayatlarından geriye kalanları taşıyorlardı.

Sadece bi kaç parça eşya mı ?

Tek taşıdıkları bu değildi oysa…

Evinden ayrılmak, yurdundan, anılarından ayrılmak…

Kimisi koca bir ömrünü bıraktı orda, kimisi yurdunda yaşayamayacağı koca bir hayatı…

Çocuklar masum gülüşlerini o dar sokaklarda bıraktı…

Melikahmet Caddesi (Fotoğraf: Hozan Adar)
Melikahmet Caddesi (Fotoğraf: Hozan Adar)

Bir çocuk gördüm, evinden geriye kalanlarla bekliyordu bir köşede… Uzaklara dalmış, bekliyordu…

Ne düşünüyordu acaba…

Sordum…

Söyledikleri ürpertti beni.

Abi, neden bizi öldürüyorlar” dedi.

Cevap veremedim… O küçücük çocuğa ne diyebilirdim ki ne söylesem, ne anlatsam bilemedim. Ölümle yaşamın kıyısında kalmış, hayatını, çocukluğu 2 sokak ötede bırakmış, daha o yaşında ölümlerle tanışmış bir çocuğa ne diyebilirdim ki…

Melikahmet Caddesi (Fotoğraf: Hozan Adar)

Melikahmet caddesinde ilerlemeye başladım. Caddenin balıkçılar tarafına giden yol demir barikatlarla kapatılmıştı. Barikatların arkasında köşede kum torbalarından mevzi yapılmış, polisler tetikte bekliyordu. Giriş için izin vermediler. Tek yol kalmıştı geriye ara sokaklar…

Melikahmet Caddesi (Fotoğraf: Hozan Adar)

Hemen ordan bir sokağa girdim. Sokağın girişinde beyaz çuvallardan yapılmış barikat vardı. Yürümeye başladım. Silah ve patlama sesleri geliyordu. Çok şiddetli patlamalar oluyordu. Yarım saat boyunca yürüdüm.

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Etrafta kimseler yok…

O dar sokaklar silah sesleriyle yankılanıyor. 3–5 dakika da bir şiddetli patlamalar oluyor. Patlamanın gerçekleştiği bölgeye en fazla 300 metre uzaklıktayım.

Saatime bakıyorum.. 10.35

Çok şiddetli bir patlama oldu. 300 metre uzaklıkta olmama rağmen o dar sokaklardaki dükkan kepenkleri patlamanın şiddetiyle sarsıldı. Öyle büyük bir patlamaydı ki beni bile sarsmıştı. Kulaklarım acıyordu.

Yürümeye devam ettim.

Küçük bir çocuk parkına geldim. Dar sokakların orta yerinde koca bir eski taş duvarın hemen dibinde yapılmış küçük bir çocuk parkı.

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Oturdum biraz…

Şiddetli bir patlama daha oldu. Çocuk parkındaki kaydırağa havadan bir şey düştü. Gittim baktım. Metal bir bomba parçası kaydırağa çarpıp kuma düşmüştü. Elime almak istedim, çok sıcaktı… Biraz su dökerek soğuttum. Biraz önce patlayan bombanın parçasıydı.

Bana da çarpabilirdi…

Şanslıydım, birkaç metreyle ıskalamıştı beni.

Çocuk parkındaydım, eskiden çocukların gülüşerek oynadığı, şimdi ise bomba parçalarının düştüğü küçük bir çocuk parkı…

Gözlerimi kapattım biran hayal ettim, bu küçük çocuk parkında çocukların neşeyle oynadığını, hayattaki bütün kötülükleri geride bırakarak gülüştükleri geldi gözlerimin önüne, tam o anda şiddetli bir patlama daha oldu, irkildim, hayalimin en güzel yerinde bombalar patladı bir anda.

Ayrıldım oradan, dar sokaklarda yürümeye devam ettim…

Bir sokağın sonunda yıkılmış evler karşıladı beni…

Biran dondum kaldım.

Aklıma doğduğum ev geldi, adını aldığım dil, üzerinde yürümeyi öğrendiğim toprak, ben doğduğumda benim sesimle yankılanan odanın duvarları, annemin beni ilk kez kucağına aldığı, babamın oğlum diyerek bağrına bastığı, kulağıma adımın söylendiği o üç odalı taştan ev…

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Bu yıkılmış evlere bakarken yüreğim kanadı, doğduğum ev böyle olsaydı düşüncesinden çok kaybolan onca hayat yaramı daha da kanattı.

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Keşke yıkılan sadece bu taştan evler olsaydı, yeniden yapılırdı elbet…

Ya o evlerdeki kaybolan hayatlar, çocukluk anıları, sevinçler, hüzünler, kısacası yitip giden yürekler ne olacak ? İnanın cevap veremiyorum, kimse veremez.

Hayatımın en zor sorusudur işte bu…

(Fotoğraf:Hozan Adar)

Yıkılan evleri, kaybolan hayatları, ve gördüklerimin yaşattığı yürek acısıyla devam ettim Sur’un sokaklarında kaybolmaya…

Yakınımda bi yerlerde çocuk sesleri işitmeye başladım.Sesin geldiği yeri arıyordum, çıkmaz bir sokağa girdim. Tekrar duydum aynı sesi, bu sefer çok daha yakındı. Net bir şekilde duyabiliyordum.

yade ez birçı me (anne ben acıktım)” diyordu.

Biraz daha ilerledim, sokakta bir kapı açıldı, içinden 3–5 yaşlarında yedi küçük çocuk çıktı.

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Çantamdan şeker çıkartıp verdim onlara öyle çok mutlu oldular ki…

Ama bir yanları hep ağlamaklı, hep tedirgin…

İçlerinden biri vardı ki beni benden aldı. Öyle bir bakıyordu ki, bir çocuğun bakışları değildi bunlar yerin dibine girdim. Yüreğim sallandı, öldüm sandım…

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Küçücük bir çocuğun bakışları nasıl olabilir?

En fazla 3 yaşında bir çocuk…

Sizin çocuklarınız nasıl bakar?

3 yaşında bir çocuğun bakışları nasıl olmalıdır?

(Fotoğraf: Hozan Adar)

Sur’da çocuklar çocuk gibi bakamıyor hayata…

Çok başka bakıyor çocuklar burada, gözlerinde hiç sönmeyen korkunun ateşi, yürekleri hep yaralı…

Öyle bir çocuk düşünün ki;

gözlerinde çocukluk hayalleri olmayan,

çocukluğu ölüm seslerinin yankısında kalan,

sol yanları hep sızlamakta olan…

Sur / Diyarbakır

Hozan Adar

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.