Olasılıklar, olasılık var
Aslında kafamızı kurcalayan, kocaman bir belirsizlik de diyebiliriz. Milyonlarca olasılık varken, hangi olasılığı seçtiğimizi düşünüyorum aslında. Yani sonuçta yaptığımız tercih de bir olasılık. Belki başka bir evrende bir başka biz varsak, belki o evrendeki de bizim seçtiğimiz şeyi neden seçmediğini düşünüp deliriyordur. Belki yüzlerce evren varsa, o yüz ben’den biri, olması gerekeni seçmiştir. Olması gereken var mıdır peki? Yani gereken nedir?
Mesela yıllar önce tanıştığımız bir insanla, neden çok aynıyken birlikte olmuyoruz? Hangi tercih sebebiyle? Başka evrende, kimyalar daha uygun diye orada birlikte olmamız daha mı olası mesela? Burada, tam şuanda neden yanlış insanlarla birlikteyiz mesela? Olasılıklar birden fazla olduğuna göre, bir bardağa dolu ya da boş tarafından bakmak iki olasılığı doğurduğuna göre, biz neden dolu tarafından bakıyoruz? Ya da neden boş tarafından bakıyoruz? Yapacağımız her iki tercih de mutsuzluk ya da mutluluk getirmekle mi yükümlü? Açıkçası bu soruları cevaplayabilmeyi çok isterdim. Ancak benim düşündüğüm tek şey, neden? Neden abi yani? Doğru insan diye bir laf var yıllardır gidip duruyor kendi kendine. Kim bu doğru insan? Neye göre doğru mesela? Benim için şu anda doğru olan adam, 10 yıl sonra doğru olmayacak ki? Çünkü doğrularımız sürekli değişiyor.
Aslında bakıp, görüyorum. Hepimiz imkansızın peşindeyiz. Çünkü olasılıkları çok net görüp, olasılığı hiç olmayan, yani imkansızı seviyoruz. Aslında daha önce de belirtmiştim. İçten içe olumsuz olduğunu bildiğimiz bir şeyin üstüne, hangi olasılığı ekleyerek gidiyoruz ki? Aslında biliyoruz işte, karşımızdaki kişi hiçbir zaman bizim onu sevdiğimizden daha fazla sevmeyecek bizi. Kandırmayalım kendimizi. Her an elimizden kayıp gidecekmiş gibi davrandıkça biz, kayboluyor. Kaybolacak da. Çünkü evrendeki her şey kayboluyor tek tek. Alt tarafı bir insan yahu. Çok kafayı taktım. Kayboluyoruz ve sonra yepyeni bir döngüdeyiz. Biz birilerinin ellerinden kayıp gidiyoruz, sonra bizim elimizden başkaları kayıp gidiyor. Bu yüzden kaybetme korkusu var. Dimi? Çok basit şekilde açıkladım işte.
Peki, kaybetmemek için ne yapmalıyız? Kapatın gözlerinizi. Ne görüyorsunuz? Kapkaranlık, koca bir hiç dimi? Evet cevap o işte. Hiçbir şey yapmamalıyız. Çünkü gidecek olan gidiyor, gitmeyecek olan da gitmiyor. Birisine kendimizi sevdirmek zorunda da değiliz, onu elimizde tutmak zorunda da değiliz. Gideceğini bildiğimizi hissettiğimiz an, bırakalım gitsin. Ne demişler, dönerse senindir. Dönmezse, ya dönmezse? Kahroluyoruz bu soru yüzünden. Senin elinden gitmeyecek tek şey, sen ölene kadar, kendi içindekilerdir, hislerindir.
Müzik mesela. Sen istediğin kadar bırak, o kadar yüce bir evren ki müzik, etrafını dünyanın etrafını saran katman gibi sarmalamıştır çünkü. Çıkamazsın. Sana zarar gelmesin diye sarmıştır seni mesela. Ruhun emin ellerde işte. Sen istediğin kadar gitmek iste, izin vermez gitmene. O yüzden çok aşıksındır. İstiyoruz ki o katmanın altına bir kişi daha girsin. Giremez. Senin dünyan, senin evrenin, senin hayal gücün, senin hislerin. Nasıl bunca özel bir şeye birisini dahil etmek gibi koskoca bir cahillik yapıyoruz? Önemli olan ne biliyor musunuz? O dünyanızı anlayabilecek birisi yok eyvallah ama ona saygı duyabilecek biri olmadıkça, tonlarca olasılığın içinde boğulursunuz. Tonlarca diyorum bakın. Kendi katmanınız altında, beni neden anlamıyor düşünceleriyle boğulursunuz. Boğulun, ama sonra mesela o müzik elinizden tutar ve çeker sizi. Uzaklara götürür, apayrı bir evrene. Çoklu evren teorisi ne denli gerçek bilmiyorum, aslında her birimiz her gün bir sürü evrende var oluyoruz. Olmuyor muyuz? Ben şarkı söylediğimde, yankılanan tek sesin ben olduğunu duyunca aşırı mutlu oluyorum ve etrafımı ışıklar sarıyor. O an başkasının sesi benim çemberime giremiyor ki. Mesele de bu işte. Çember. O çembere sahip çıkın, çünkü olasılıklar o zaman sizin etrafınızda döner, siz olasılıkların etrafında dönmezsiniz. O zaman siz, siz olursunuz çünkü. Aksi takdirde sizsiz olursunuz. Hatta belki hissiz (Kafiye ve kelime oyunlarıma bayılıyorum ajsfjs).
Ben buraya kadar nereden geldim, konu neydi yahu? Hah, olasılıklar, olasılık var. Evet, bırakın, olasılık çarkıfelek gibi dönsün etrafınızda. Olacağı varsa olur. It its meant to be, it will be denmiş. Ama ne olur, olmayacağını içten içe bildiğiniz şeylerle kendinizi kandırmayın. Zamanı da. Çünkü zaman, en sonunda doğru olanı söylüyor. Ve çoğu zaman bu doğru, geç geliyor. :/ Pişmanlık da bir olasılık, ama mutlu olmak çoğu zaman daha fazla olasılık. Bırakın iç dünyanızı dışarı, yayılsın evreninizin etrafına. Hayatınızın merkezine birisini koyma olasılığı, kalbin beyne attığı en büyük kazık çünkü.
İyi günler.