Siyaseten “Politik” Doğruculuk Üzerine

Türkiye’de yıllardır varlığını sürdüren Politik Doğruculuk veya Political Correctness, yakın zamanda kendini ön plana çıkarmak için adımlar atacağı aşikar olduğu için bu yeni nesil totaliteryenizme bir tanımlama getirmekte fayda var. — Eski bir yazım, lakin yeterli.

Slavoj Zizek’in bu konuda verdiği güzel bir örnek vardı: “Babanız, size büyükannenizi ziyaret etmeniz gerektiğini söylediğinde, geleneksel totaliteryenizme bir örnek oluşturuyorken; büyükannenizi seviyorsanız onu ziyaret etmenizin güzel olacağını size söylemesi, daha ağır bir baskı kurmaya çalıştığı anlamına gelmektedir. Zira kendi duygularınızı tartmanıza neden olur ve moral bir baskı uygular, karar verme mekanizmanız üzerinde.” Kısacası, bir seçim ilüzyonu mevcut kılınır. Seçim yoktur, sadece varmış gibi görünür.

Bu örnek, politik doğruculuk için mükemmel bir örnektir. Etik değil, ahlaki değerleri ortaya koyarak karşıt argüman yelpazesini olabildiğince basitleştirerek bir takım ajandaları ileri sürebilir, politik doğruculuk taslayan bireyler.

Misal, bugünlerde en popüler konulardan birisi, insanları cinsiyetlerine ve ırklarına göre işe almak, mevkiye getirmek oldu. Bir şirket, siyahtan, hispanikten çok beyaz çalıştırıyorsa, şirket içi kültürel yelpazenin eleştirilmesi ve daha fazla siyah ve hispaniğin işe alınması için baskı kurulması söz konusu hale gelmiş bulundu. Aynı şey, kadından çok erkeğin bir şirkette çalışması durumu için de geçerliliğini koruyor, ki bunun örneğini şu an Kanada kabinesinde açıkça görebiliyoruz. Sadece kadın oldukları için kabineye seçilmiş insanlar mevcut ve elbette işlerini haklarıyla yerine getirebilirler pekala; ancak, bunun ne kadar aşağılayıcı olduğunun farkında bile değil kimse. Sırf kadın olduğun için işe alınmanın nasıl cinsiyetçi, nasıl şoven bir yaklaşım olduğunu göremiyorlar. 2015 yılındayız, deyip geçiştiriyorlar.

Oysa bir insanı ırkı, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsel oryantasyonu, inancı vs. göze alınarak işe almak, o insanı belirli bir standart içerisine sıkıştırıp metalaştırmak anlamına gelmektedir. — Bir siyahı, siyah olduğu için bakan yapmak, ırkçılıktır.

İşte bugün “Social Justice” ve “Political Correctness” iki terim; bir din, bu sapkın toplum mühendisliğini yerine getirmek için çaba harcamaktadır. Bu saçmalığa, saçmalık diyebildiğiniz için ırkçı, cinsiyetçi, nefret suçlusu olabilir, etiketlenebilirsiniz. Çünkü bu manyak sürüsü, dünyanın pek çok yerinde, neredeyse her sektörde varlıklarını sürdürmekteler, sapıkça bir fanatizm eşliğinde. Kendi ahlaki değerlerini, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde tutmaktan yana olduklarını açık açık ifade etmekte ve ifade özgürlüğünden yararlanmaktadırlar.

Bu durum ise işin bir diğer kısmı zaten. Düşünce ve ifade özgürlüğünün, insanlara zarar verdiğini iddia ediyor bu insanlar. ifade özgürlüğünün ırkçılığa neden olduğunu savunuyorlar. Bir komedyen ırkçı bir şaka yaptığında, hedef olan ırkın buna gülmediğini, aşırı gücendiklerini ve bir diğer ırkın, bu tür söylemler yardımıyla hedef ırka karşı şiddet eylemleri gerçekleştirebileceklerini iddia ediyorlar. — Ve ellerinde bir istatistiki kanıt namevcut. Şaşırdınız mı? çünkü bugüne kadar gerçekleşmiş hiçbir ama hiçbir tartışma söz konusu dahi değil. Political correctness ve social justice öyle bir noktaya varmış durumda ki, içeriğinde barındırdığı sosyopatlar, insanları hedef gösterebiliyor.

Politik Doğruculuk, karşıt argümanın erozyon seviyesinde sadeleştirilmesi ve geniş bir alanda lanse edilerek yuhalanmasıdır. Blogger’lar, gazeteciler, sosyal medya moderatörleri, kendi ufak “ahlaki seviyesi yüksek” gruplarını korumak için insanların ifade özgürlüklerini kısıtlmaya yönelik yaptırımlarda bulunabilecek kadar ileri gidebiliyorlarsa, burada ciddi bir problem mevcutluğunu korumaktadır.

Özellikle ifade özgürlüğünün yasaklanışı konusunda diyeceğim bir şey daha mevcut. Tarih boyunca baskıcı rejimler, muhalefetin koordinasyon eksikliği ve hatalı ifadelerinden güçlerini kazanmış; karşıt argümanı erozyona uğratıp lanse etmeleri sayesinde hayatta kalmışlardır. Totaliteryenizmin en güçlü silahı, elinde megafon bulunan bir azınlığın sürekli bağırarak insanların akıllarını karıştırmaya çalışmasıdır. İfade özgürlüğü, baskıcılara karşı çıkan insanların kendi megafonlarını yaratmaları için biçilmiş kaftan görevi gördüğü için, saçmalığa saçmalık diyebilmenin getireceği baş ağrısı, baskıcı rejimleri her dönemlerinde korkutmuştur.

İşte bugün konservatif otoritelerin varlıklarını koruduğu ülkelerde de olan budur: Kendilerini “sol” olarak lanse ederken eşitlikten tek anladıkları, kendilerinden farklı olan bireyleri, herkesin gözüne sokmaya çalışarak kar elde etmeye çalışan ruh hastalarının yaşadığı ülkelerde gerçekleşen de budur. — ki bu yüzden “regressive left” terimi ortaya çıkmıştır ve sol içerisinde yuvalanan geri kafalı, ileri görüşlülükten bihaber insanların nitelenmesi için kullanılmaktadır. İşin kötü yanı ise sağ, bu halttan kar elde etmektedir bugün.

Özellikle birinci dünya ülkelerindeki feminist yapılanmalar, “political correctness” terimine ciddi anlamda uyum sağlamayı başarmışlardır ve feminizmden anladıkları, internetteki troll’lere savaş açmak olduğu için, dünyanın geri kalanı tarafından pek ciddiye alınamamaktadırlar. Türkiye’de büyük şehirlerde yaşayıp feminist diye geçinen insanların durumu da çok farklı değildir; bu ülkede çocuk gelinlere savaş açmış kurumlar varken, kendini kar tanesi zanneden hipster’lara geçit vermek büyük bir hata olacaktır.

Son olarak,

Eğer bu saçmalığa bir son vermezsek, siyasi yönden kuvvetlenmeye başlayacaktır, bu ideolojik sapkınlık ve gelecek nesillerin başlarını da ağrıtacaklardır. — Eşitlik, ahlak değerlerini tumblr’dan öğrenmiş sosyopat hipster’ların ellerinden açığa çıkabilecek bir değer değildir. Farklılıkları seviyormuş gibi davranarak, başımızın üzerine koyup da herkesin gözünün içine sokarak elde edebileceğimiz tek şey, farklılıklardan haz etmeyen insanların ellerine daha fazla koz vermektedir. İki adım ötesini göremeyen, yetişkinleri oynayan bir avuç çocuğun anlayamayacağı adımları bizler atmak zorundayız.

Belki de, bu dünyanın daha zeki bir insan soyuna ihtiyacı vardır, farklılıkları haykırmanın bir boka yaramadığını görebilen ve farklılıkların, artık farklılık olmadıklarının bilincinde.