
cümleten merhabalar, sevgiler. bu hafta sizinle şan sahibi los angeles lakers hakkında konuşacağız. çünkü bu takım çok uzun süredir izlerken en fazla keyif aldığım takım, hadi başlayalım.
20 senedir nba’i takip ediyorum, izlerken aşırı keyif aldığım 2 takım var. bunlardan ilki, iverson dışında 300 adet görev adamıyla finale giden sixers (orada da lakers’ımız çitilemişti), diğeri billups-hamilton-prince-sheed-wallace beşini herkese ezberleten pistons. bu abiler savunmayı çok sıkı tutup, rakibe maç esnasında yüksek konsantrasyon ve yüksek sertlikle mesaj verip, sahada iyi bir takım olduğunu her saniye hissettiren abilerdi. iverson’u o manganın en uçarı parçası olduğu için, rip hamilton’ı ise bad boys v2'nin orta mesafe sanatçısı olduğu için çok severim misal. beyler lakers konuşalım diye girdik de benim kişisel bir yazı kaleme alasım gelmiş ama haydi konuya girelim beyler alçıya almayalım okuyucuyu.

lakers bu yaz davis-lbj ikilisini kurduğunda, ‘’aman şutörlerle etrafı doldururuz, eyvah eyvah çabuk bir lbj-davis p&r’ı oynar gaza basar rakiplerin içinden geçeriz’’ diye umutlanıyorduk, sonra kawhi gelmedi, eli yüzü düzgün yan parçalar geldi ama bu kadro oyuna dair pek ipucu veren bir kadro değildi. allahtan vermiyormuş, çok güzel sürpriz oldu.
utah maçından dallas maçına kadar izledim, bu takım hiç tempoyu zorlamadan, hatta biraz yavaş hücum ederek, sahada rakibinden büyük kalarak, potayı sürekli iyi koruyarak, rakibini fiziğiyle yoruyor. babacım bu takım showtime lakers ama tersten showtime lakers. bu takımda herkes show’u birbirinin kıçını kollayarak yapıyor.

bir de şunu öğrendim, böyle takımlar az üçlük denermiş. çünkü üçlük demek uzağa seken rebound demek, uzağa seken rebo demek de rakip için hızlı hücum demekmiş. o yüzden lakers standardın altında üçlük deniyormuş. bir de rakip temiz rebo almasın diye baya hücum reboundlarını zorluyoruz, bunun da sebebi aynı. yani rakibe topa ilk dokunacağı an bile rahat vermiyoruz.
ben basketbolu çok iyi bilen, oyunun matematiğine meraklı biri değilim. basketbol benim için izlemesi çok keyifli bir spor, ama hepsi bu kadar oyunu derinlemesine inceleyecek kadar merak etmiyorum. ama şu lakers’ın bana hissettirdikleri acaba istatistiklere yansımış mı diye ileri istatistiklere bir baktım, babacım bu istatistikler fazla ileri samimi söylüyorum çoğundan bir şey anlamadım. ama gelin anladıklarımdan bir potpori yapalım.
şanlı lakers’ımız, savunma rtg’de ligin en iyi 3. takımı, ilk iki ise phila ve utah. özellikle phila doğu’yu döverek yeniyor müthiş takım. bunun yanında pace’te 25. ama net rtg’de 1. aslan parçaları. yani yavaş hücum ediyoruz, hücum sayısını azaltıyoruz, bu yoklukta ligin durdurulması en zor uzunları lbj-davis ikilisi ile maç çözüyoruz. aslanlarım benim sakatlıksız cezasız devam inşallah.
tabii bu takım bu stilde oyunu oynarken, asist konusunda da çok iyi olmasını beklemiyoruz, zaten 20. sıradayız yine. bu takımı şu yüzden de sevdim, bu kadar fazla nev-i şahsına münhasır yetenek yetiştiren bir ligin metalar üzerinden tanımlanmasını hiç sevmiyorum. tempo ve alan paylaşımı bir reçeteye dönüşmüştü, bizimkilerin afedersiniz çok da sikinde değil o reçete.
peki 2020 model lakers’ı 5 maçta bu kadar çok sevmemin nedeni sadece oynadıkları oyun mu? tabii ki değil. aslında bu takım çok sevdiğim oyunculardan kurulu bir takım değil ama, oynadıkları rollere öyle güzel uyuyorlar ki, sempatik geliyor afacanlar. herhalde bunun için vogel’ı övmek lazım.

vogel howard hakkında konuşurken, ‘’star in his role’’ tanımını kullandı. takımı sevmemin en önemli sebeplerinden biri tam olarak bu işte. lebron normal sezonda her maçı zorlamıyor, davis takımı taşıyor, ona rağmen bu ikili takımı domine ediyor ama vallahi bu kadar sevmemin sebebi bu ikili değil. bu ikiliye en son geliriz hatta.
howard sahaya çıktığında, çok iyi savunma yapıp, reboundları toplayıp, haddini hiç aşmayıp, işini iyi yaptığında tribünleri de olaya dahil edip çok keyifli bir 10–15 dakika yaşatıyor. avery bradley yamyam gibi rakip kısaya saldırıp şut buldu mu sallıyor. girer girmez ama sahada bir rottweiler izlememiz garanti mi, garanti. sonra kenardan caruso diye keşiş kılıklı bir herif var, giriyor ortalığı karıştırıyor, genelde sıçıp sıvıyor hücumda su kaynatıp ama bir dizide 3 saniye görünüp hepimizi mutlu eden figüran gibi rolünü yapıp devam ediyor. bu örnekleri takımın tamamına yayabiliriz kuzma hariç, kuz da bu işi yapacak adam ama sakat, izleyemedik.

herkesin ‘’star in his role’’ kafasında gittiği bu takımda, başroller de birbirine uyumlu olunca cidden tadından yenmiyor. lbj direksiyonu genelde davis’e bırakıp, savunmada en azından adamının karşısında durup, sakin sakin takımı yönetiyor. davis de yıllardır kolsuz bacaksız adamlarla oynamaktan sıkıldı mı nedir, özellikle içerde yakaladığı rakibin içinden geçiyor. lbj gibi gereksiz alfa bir figür yanında davis gibi sahada geçilemez duran bir manyak olunca, rol oyuncuları da rahat ediyor.
neyse efendim, spor izleyiciliği deneyimim, sadece keyif aldığım maçları izleyip, bu keyfi kağıda, mikrofona, ya da direk telefonla sevdiğim insanlara aktarmaya dayalı. bu sene bu lakers takımından büyük keyif alıyorum, sizlere de öneriyorum. beraber izleyelim muhabbet paylaştıkça demlenir. :)
muhtemelen az sonra spurs bizi çitileyecek ama o kadarcık olsun, iyi seyirler. okuyan ve malibulu mekansızlar’da muhabbetimize ortak olan herkese de teşekkürler, görüşmek üzere.
