Alınamayan Burç: Üniversitede Türban ve Mağduriyet
En başta üniversiteye türbanla alınmamak saçma mıydı? Evet.
Kamu kurumlarında türban yasağı saçma mıydı? Hayır.
Şimdi basitçe kamu kurumlarından başlayalım. Neden dini ve siyasi sembol, ritüel ve kıyafetler kamu kurumlarında olamaz? Hele hele belirli bir kıyafet yönetmeliği olan kurumlarda hiç olamaz? Basitçe kamu kurumları tarafsız olmalıdır ve çalışanları da bu tarafsızlığı yansıtmalıdır. Bu yüzden çalıştığı saatler ve kurum içerisinde taraf belli eden herşey yasaktır. Buna siyasi parti rozetleri, işaretleri ve ritüelleri de dahildir. Kişi buna karşı gelip takar, giyinir, davranır ama amiri işlem yapmazsa devam edebilir. Biri şikayet ederse amirin de başı yanacağından amir de işlem yapar (kabile zihniyetinden çıkamadığımız için egemen siyasi görüşlere pek sorun çıkarılmaz).
Kıyafet yönetmeliği olan kurumlarda ise (özel bile olsalar) çalışmak için yönetmeliğe uymak zorundasınız. Bazı kesimler empatiden uzak olduğu için örnek vereyim. Galoş takılması zorunlu olan mutfakta kişi ‘’ben nudistim hiçbir şey giymeyeceğim’’ diyemez. Yine anaokulunda, ilkokulda, lisede ‘’ben çocuğumu iyi bir nudist olarak yetiştirmek istiyorum o yüzden üniforma giymeyecek’’ de diyemez. ‘’ama teşhircilik suç’’ diyenler için devlet neden sizin inanç ve yaşam felsefenizi her yere sokmalıyken başkalarını yasaklamalı? Bu noktada dincilerin ‘’türban da olsun mini etek de’’ samimiyetsizliğini fark edemediysen git kum havuzunda oynamaya devam et. Çünkü saçları mahrem sayan ayak bileğinden yukarısını da mahrem saymıyorsa ya inancını bilmiyordur ya da düz gerizekalıdır. Ayak bileğinden yukarısını mahrem sayan kişilerse şortunu da dekolteli elbiseni de hatta dar kotunu da teşhircilik sayarlar. Şimdi gelelim esas olaya türban neden üniversitelerde yasak olamaz. Ya üniversiteye kılık kıyafet yönetmeliği ve bütün siyasal aktivitelere, sembollere yasak gelir ya da hepsi serbest olur. Müslümana türban serbest olduğu gibi rastafariana marihuana da serbest olur (işinize gelmeyince saçma mı geldi?).
Şimdi beni rahatsız eden noktaya gelelim. Neden üniversitede türban yasağı tutarsızlığını savunmaya çalıştık ve bunu yaparken bu insanlara kendi tutarsızlıklarını göstererek asıl hedeflerini ortaya çıkarmadık? Hatırlarsanız türban yasağı sadece üniversitelerden kalkıyor ayağına başlayan bu hareket lisede ilkokulda kuran okurken başlarını örtmek serbeste, oradan kıyafet yönetmeliğinin kaldırılarak kendi üniformalarını çocuklara giydirmelerine, oradan da kamu kuruluşlarında serbeste kadar geldi. Biz o zaman şunu diyebilirdik ‘’arkadaş sen lisede açıksın, iş hayatında açıksın neden 4 sene kafanı kapamak için yırtınıyorsun?’’. ‘’Neden kızların okumasına hatta evden çıkmasına karşı insanlar türban diye yırtınıyorlar?’’ demedik. Neden ‘’bu allahın emri o yüzden olmalı’’ diyenlere halk bugün olduğu gibi kıvama gelmemişken bugün uygulanamayacak diğer emirleri de hatırlatmadık? Bakın bir bir o gün toplumun karşı olacağı şeyleri ortaya koyuyorlar ve ses yok. O zamanlar sadece kendi kitlelerine fısıltılarla söyledikleri şeyler toplum tarafından normalleşti. Neden enerjimizi bu şekilde kullanmadık da üniversitede türban yasağı tutarsızlığında tükettik?
Bu noktada aydınlarımıza şükran borçluyuz. Ben strateji oyunları severim oradan örnekle anlatayım. Bir kale burcu hayal edin, direk saldırıyla asla alınamaz ama komşu burçları kolay alınabilir ve bu şekilde ele geçirilebilir. İşte bizim bütün kuvvetlerimiz aydınlarımız dincilere uyduğu için o burç önünde eridi ve kuşatıldık. Çünkü diğer burçlara yöneldiğimizde o alınamayan burç önünde bizim tarafımızda olanlar diğer burçlara saldırmamıza izin vermediği gibi onlar lehine bize saldırdı. Aydın ihaneti sadece etnik bölücü paklayan değil dinci paklayan olarak da karşımızdaydı. Her ikisine de açıkça ve tutarlı bir şekilde karşı duran aydınlarımızı ise öldürdüler ve biz yerlerine yenisini koyamadık.
Gelelim mağduriyet konusuna…
Bizim halkımız söylenilenin aksine mağdurun tarafında değildir. Pragmatisttir ve güçlüden yanadır. İnsanlar mağdur olurken yanlarında olmaz. Mağduriyet bittikten sonra mağdur kesim güçlenmemiş, hakkını alamayacak durumdaysa yine yanında olmaz. Eğer güçlenir hakkını alırsa o zaman yanında olur. Hakkından fazlasını alacak kadar güçlüyse daha çok yanında olur. Hakkını ve fazlasını alıp karşısındakine eziyet edecek durumdaysa daha da çok yanında olur.
Peki dinciler ve etnik bölücüler neden herşeyden mağduriyet devşirmeye çalışırlar? Çünkü mağdurun yanında olmadıklarında kendilerini rahatlatmak için sebebe ihtiyaçları vardır. ‘’Kabahat kürk kaftan olsa kimse yerden alıp sırtına giymez’’ sözü gereğince hareketsiz kalmamanın ya da zulme destek olmanın kabahatini üstlenmemek adına bu uyduruk bahanelere sığınırlar. Bunun için açıkça yalan söylendiğini bilseler bile kullanmaktan çekinmezler. Örnekle hatırlayalım: ikna odaları…
İkna odası dedikleri yer baş örtüsü yasakken kayıt sırasında insan içinde duyguları incinir diye türbanlı öğrencilerin odaya alınarak türbanın yasak olduğunun ve kayıt yaptırabilmesi için türbanını çıkarması gerektiğinin söylendiği yerler olarak başladı. Ancak derse türbanla giren öğrenciyi öğretmeninin odasına çağırıp kendi pozisyonundan bahsedip tutumunu değiştirmezse kendisinin de sıkıntıya gireceğini ve kanunları anlatarak türbanını çıkarmasını istemesi de ikna odası olarak adlandırıldı. Oysa öğretmenin not durumu kritik bir öğrenciyi çağırıp çalışmadığı halde kalacağını anlatmasından farklı değildi. Bunu nasıl yansıttılar hatırlarsınız. ‘’türbanlı öğrencilere psikolojik baskı’’. Ne kadar adice değil mi? ‘’türbanlı öğrencileri insan gibi ikna etmeye çalışmışlar.’’, ‘’insan gibi karşılarına alıp konuşmuşlar, insan insana bunu yapar mı?’’, ‘’hiçbir insan başkasını ikna etmeye çalışır mı? Bu barbarlıktır.’’. Böyle söyleyince komik geliyor değil mi?
İşte ‘’türban da olsun mini etek de’’ diye yan yana durduklarınız gerçekte sadece sizin mağduriyetiniz destek bulmasın diye kendi mağduriyetlerini hatırlatmaktan öte gitmez samimi değiller. ‘’Siz de zamanında böyle yapmıştınız’’ lafı bıktırdığı yerde sebeplerini bu şekilde hatırlatırlar. Çünkü bu şekilde tepki de çekmezler. Bireysel olarak bu niyeti gütmeyebilirler ancak örgütlülerse başka niyetleri olduğundan şüpheliyim. Bu yüzden takiyye gerçeğini sakın aklınızdan hiç çıkarmayın ve söylediklerine güvenmeyin.