Acemaşiran’dan Bir Çargâh ve Yegâh’tan Bir Buselik

Unuttuklarıma ve Unutamayacaklarıma…

Anlam verilmeyen bir şeydi,

Aşkı tanımlamak.

Malumat-ı füruş gazete kâğıtlarına sarılan bilgilerin ötesinde,

Damarda duran aşk döktürürdü yollara.

Kalmayınca ruhları birbirine tutuşturan,

Aşkın aşkın tanımını yapmaya çıktım yola.


Bir hayali mırıldanarak yürürdüm;

Dilimde

Yürekleri aşka çağıran,

Gül yüzlü bir türküyle;

-Hep bazı kelimelerden imtina…-

Her kalp bir köydür durak bilinmeyen;

Uzundur meşakkat…

Hayalbaz rüyalar gece arkadaşı olunca,

Bakışlar, ancak uykuya göz ucuyla…


Failsiz tarih:

Âşıksız muhabbet…

Çünkü cevap avamın bakmayı akıl ettiği yerdedir:

Oraya “bakılamayan yer” denir.

Âlim sarı bir sayfadan

Bir “Tarih” yazar;

Ve şair bir dizi fotoğraftan

Uykusuz bir hakikati mayalar.

Bu yüzdendir yorgun yüz hatlarımızın manası,

O vakit çıkarsınlar:

Arkeologlar çıkarsın ruhumu derinlerden:

Zihnimin derinliklerinden…


Durgun sular kadar karanlık şimdi gönlüm;

Kader kokusunu içine çeken rüya…

Çeler beni aşkından kara gözlüm:

Haykırsam bile sanki kapanmayacak bir yara gibidir,

Kalbimin üzerindeki kuğu şeklindeki o şarkı;

Şehrin lüleleri dökülür senin ayaklarının altına.

Ama sen her kitabın şarkısını ararsın gönlünde;

Ölümse beklenen bir haber gibi gelir.

Ama anlam,

Verilmeyen bir şeydir:

Alınır ruh gibi ela gözlerle.


Bir şey var

Her şeyden eksik ve fazla olan

Bir şey

Bize de yeter yaşarken ölümü beklemek.

Kim daha idama mahkûmdur bilemem,

Kendi halinde yaşayan birinden…

Ama bu kadar bekleme arasından bir de,

Konuşma için beklenir:

Hâlbuki, elinin uzandığı ama yakalayamadığın

Bir sohbettir o,

Bütün varlığını adadığın.


Anlam verilmeyen, bir şeydir:

Beni anlamını bilmediğim şarkılarda üzer

Çünkü,

Hakikat böyledir işte;

Ortaya çıkar hep,

Saklasan bile:

Rüzgârın esrarına ya da

Gözyaşının uğultusuna…

Damarda inatçı bir pıhtı gibi kalır

Namlunun rüyası bir sevgi


Hevaye

Sana vadeliden bundan fazla değildi

Oysa şimdi yine

En sevdiğim şarkı onun sevdiği

En sevdiğim suret onun sureti

Ne zaman bitse bu döngü

Yine kaçınılmaz bir sürgün…


Çocuklarla aynı dilde uyuyan adama

Baba denir;

Farklı rüyalar görür kadından

Güz güneşiyle dökülür yollara;

Ama kadın

Güneşin çıkmadığı vakitlere matuftur.

Ve adam kızının ruhunu bilir:

Ona yürek çağıldatan,

Gözleri kamaştıran dizeler yazar.

Onun sözü rüya gibidir hayata karşı

Çöl gözlü bir matem gibi gelir kulağıma o ses

Develeri kum üstünde yüzdürense

O rüya yakıtıdır.


Oysa

Ellerinden çıkan titrek bir yel

Üşütür beni

Mahcubiyetini anlarım:

Beklenirse daha uçarı bir rüzgâr

Köstekli saatler ve kilise çanları arasından

Ama sen rüzgârlardan daha güzelsin…

(2016)