İlim Bilmezliğimiz/Âlim Görmemişliğimiz

(Bu yazıyı 21 Nisan 2014 tarihinde yazmıştım.)

Yaşadığımız son süreçler çerçevesinde karşılaştığımız “Din adamları böyle işlere karışmasınlar!”/”Din adamı siyasi olaylarda fetva vermez/vermesi ethic bir davranış değildir.” gibi ifadeler aslında ne kadar önemli bir zihin kayması yaşadığımızı ve hayat “pratik”lerimizi etkileyen düzenleyen temel İslami paradigmamızın Batılı bir öteki ile değiştiğini gösteren önemli bir örnek. Farklı tartışmaların farklı kutupları cedellerinde hangi argümanları kullanırlarsa kullansınlar aksi misal olarak ortaklaşabildikleri tek argüman din adamlarının siyasi ve sosyolojik/içtimaî pratikleri etkileyebilecek meselelerde de konuşmamaları gerektiği. Kaynağını Ortaçağ Batı düşüncesinden alan ve reformla bir kırılmaya uğrayan Hristiyan düşüncesini çağrıştıran bu argümantasyonlar dizini bizim gündelik dil pratiklerimizi de etkileyen bir diskura dönüştüğüne göre ciddi bir tehlike baş göstermiş demektir. Yıllardır bu jakoben devlet düzeni tarafından ezilen ve zaman zaman ontolajik fakru zaruretlerinden isyan etmesinler diye iktidar araçları tarafından kendilerine aslî “insanlık” hakları adete bir lütufmuş gibi sunulan Müslümanlar, tıpkı boğazlarına hançer dayanmış ve “Dininden dönüyor musun?!” lafına maruz kalmış bir mazlum gibi hayat mücadelelerine devam etmeye çalışıyorlar. Bu esnada Kur’an ruhsat verildiği şekliyle hayatlarını korumaya çalışarak kalben iman edip dilce inkâr ediyorlardı. Pek çok şekil ile vaki idi bu: Başörtüsünü saf insan hakları mücadelesine indirgeyip İslamî diskuru bir kenara bırakmak, liberal söylemlerde bulunmak, küresel ekonomi politikalarını ve bunun habis bir uzantısı olan faiz politikalarını uygulamaya sokmak, modern devlet mantığının gerektirdiği şekliyle hareket etmek ve daha pek çok örnek verilebilir. Ama hiç biri son gelinen süreçteki çarpıklığı yansıtmıyor. Son yaşadığımız süreç bizi Müslümanlar olarak bir “dünya-bakış-açısı”nı kuran, yapısal hayat “pratik”lerimizi belirleyen, onları sosyolojik olarak irdeleyen yani külli bir dünya okuma metodolojisi olan Fıkıh metedolojisinden ve bilgisinden epistemolojik olarak uzaklaştırdı; hatta derin bir yarığa sebep olan bu süreç bizi bu birikimden(başka zamanlarda da olduğu gibi)kopardı.

Bu süreçte “hocaların siyasete karışmaması lazım” hatta “aslında hocalar siyasete karışmaz ama bu önemli bir süreç” diyen kimsenin ben İslamî ilimlerin özünü kavrayabildiğine inanmıyorum. Siyasi bir karar olarak Ebu Hanife İmam Zeyd’i mevcut erke karşı desteklememiş miydi? Ekseriyetle siyasi bir dayanağı olan Mihne davasında İmam Ahmet İbn-i Hanbel zincirle sulta(n)ın sarayına götürülmemiş miydi? Bunlar ve bunlar gibi sayılabilecek daha pek çok örnek büyük âlimlerimizin siyasete karıştığını gösteriyor. Zaten hayatı külli bir okuma biçimi olan ve gündelik hayat pratiklerini bu çerçeve üzerinden belirleyen bir metedoloji bilen birisinin bu metodu kullanıp da siyasi bir fetva vermemesi makul bir durum mudur? Bence hiç de değildir.

Aslında alim dediğimiz şahsiyet bir paradigma kurucusudur; bunun konumlanması ise yine onun kararına bağlıdır. Bu sebeple sadece dinin kendisi(teoloji/ilahiyat) ile ilgilenen biri âlim olamaz, çünkü o aslî itibariyle sekülerleşmiş bir karakterdir zira sadece dini bilginin kendisiyle uğraşıp onu ötekileştirmek ve nesneleştirmek de sekülerizmin getirdiği bir şeydir.

Evet, belki de yukarı da geçtiği şekliyle bir müddettir kimsenin gırtlağına hançer dayanmış değil. Tabi mevcut iktidarın en büyük korkularımızdan olan bu korkuyu ve kazanımları kaybetme korkusunu sürekli ayakta tutarak bunun üzerinden bir kazanım elde etmek istediğine hiç şüphe yok. Bu ise daha yapısal bir problemi beraberinde getirerek olaylara fıkhî değil salt ideolojik bakmamıza sebep oldu. Sanırım bütün bunlar bir hayli yapısal sorunlar ama son birkaç yılda pratiklerimizden de öte zihni melekelerimizi de dönüştüren bir kırılma ve dönüşüme düçar olduğumuz ortada. Peki, “dönüşüm” ne zaman dönüşür? Bu çarpıklık hiç biter mi? Bunu da zaman gösterir.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.