Cemaat 15 Temmuz’un Neresinde?

Gazeteci Ahmet Dönmez Tr724 ‘te, 15 Temmuz ile ilgili cemaati savunma çabasından uzak, objektif bir inceleme yazı dizisi yayınlıyor. Yazı, 15 Temmuz’da ki birçok tutarsızlığı gözler önüne sermek ile beraber cemaatin darbe girişimine katılım durumunu da irdeliyor ve bu konuda cemaate sorular yöneltiyor. İlk günden itibaren, cemaatin bu darbe girişiminin neresinde olduğu sorguladığım bir konu. Bu konu hakkında üç görüş ileri sürülüyor:

1- Darbe girişimi, plan ve icra olarak cemaatin gerçekleştirdiği bir girişimdir.

Cemaatin darbe yapacak bir gücü mevcut olmamak ile birlikte, darbe girişimine katılan bir çok ismi cemaat ile irtibatlandırmak mümkün değil. 15 Temmuz gecesi Emekli Binbaşı Metin Gürcan Twitter’da önce, darbe girişimine katılan komutanların %70'inin Kemalist olduğunu yazdı. Daha sonra bu twitini silerek, çoğunun kripto cemaatçi olduğu tezini işledi. Darbe girişiminin lideri gösterilen Akın Öztürk veya Adem Huduti gibi “Or” seviyesindeki paşaların cemaatten olması, cemaatin ortaya çıkış ve gelişim tarihine göre mümkün değildir. Bu görüş, Erdoğan’ın ileri sürdüğü ve sorgulanmasını bile istemediği görüştür. Bu görüş başlangıçta darbeyi destekleyen Kemalistlerin, milliyetçilerin de işine gelmiştir. Erdoğan Yenikapı’da, Kemalistleri ve milliyetçileri de yanına alarak, cemaati günah keçisi ilan etmeyi başarmıştır. Yargılamalara geçilmesi ile bu iddia tel tel dökülmektedir ve Erdoğan bundan aşırı rahatsızdır. Bu nedenle resmi tezlerin sorgulanmasını istemiyor, sorgulayanları hain ilan ediyor.

2- Cemaat bu girişimde yer almamıştır. Her şey kumpas.

Darbeyi cemaatin yaptığına dair delil olarak ileri sürülen argümanlardan biri Tuncay Opçin, Emre Uslu, Osman Özsoy gibi cemaat ile ilişkilendirilen isimlerin darbe girişimi öncesi yaptıkları konuşmalar ve yazdıkları twitlerdir. İleri sürülen teori; “Bu isimler darbeyi önceden biliyordu, o zaman darbeyi cemaat yaptı.”

Öncelikle bir darbe hazırlığının olduğu sır değildi. Tarihini bilmemekle beraber bir darbe girişimi olacağını ben de bekliyordum. Bunun için müneccim olmaya gerek yok. Özsoy’u bilmiyorum ancak Opçin ve Uslu’nun bir darbe girişiminden tarihi ile birlikte haberdar olmalarından doğal bir durum olamaz. Böyle bir girişimden haberdar olacakları bağlantılara sahipler. Nitekim; Twitter’da Mustafa Selanik ismi ile yazan, Mesut Aykın olduğu iddia edilen hesaptan, darbe girişiminden birkaç ay önce temmuz ayı açıkça ifade edilmiştir. “Sen yaptın, çünkü olacağını biliyordun.” önermesinin bir mantığı yok. Bilmek, yapmak anlamına geliyor ise bu darbe girişimini Mustafa Selanik yapmıştır :)

Aylar öncesinden bilgisi Twitter’a düşen bir girişimden Erdoğan’ın habersiz olması düşünülemez. Bilinen bu girişimin, cemaate yıkılacak şekilde kontrollü gerçekleştirilmesine izin verildi. Ancak kontrollü darbe girişimi olması, cemaatten birilerinin bu girişimde yer aldığı gerçeğini değiştirmiyor.

Digitürk, TRT ve Türksat’taki siviller ve bazı askerlerin itirafları cemaatten birilerinin bu girişimde yer aldığına dair güçlü göstergelerdir. Ancak, cemaatin %99'unun bu girişimden haberdar olmadığını biliyorum. Darbe girişiminde yer aldığı iddia edilen sivillerden bazı isimleri tanıyorum. Ahmet Dönmez yazı dizisinin dokuzuncu bölümünde, aldığı bir mailde bu sivillere “Eşref” denilen biri tarafından kumpas kurulduğu iddiasını yazdı. Eşref’i de tanıyorum. Ancak, Eşref’in hain olduğunu düşünmüyorum. Bence ihanet Eşref’in de üzerinde… Peki, darbe girişimine katılan cemaatçiler bu tuzağa nasıl düştü. Neden bu girişimde yer aldılar? Dönmez bu konuda üç ihtimalden bahsediyor. Ki girişimin başından beri aklımda olan ihtimaller bunlardı:

1- Talimat bizzat Gülen’den geldi.

2- Birileri “Gülen onay verdi.” diyerek manipule etti.

3- Emir-komuta zincirinde gerçekleşen bir olaya dahil olundu.

Birinci senaryo Mustafa Akyol’un da dile getirdiği senaryo. Akyol’a göre cemaat gibi hiyeraşik bir yapıya sahip olan örgütlenmelerde, liderin talimatı olmadan eylem gerçekleşmez. Ancak, ikinci ihtimal Akyol’un bu önermesini boşa düşürmektedir. Zira, hiyeraşik yapılanmalar dikey yapılanmalardır. Dikey yapılanmalarda, iletişim zincirindeki bir halkayı ele geçirdiğinizde akan iletişimi rahatlıkla manipule edebilirsiniz. Burada doğu toplumlarındaki sorgusuz rivayet ve inanç kültürünün de önemli bir payı vardır.

17/25 sonrası tartışmalar yeni yeni alevlenirken cemaat çevrelerinden bir görsel dolaşıma sokuldu. Görselde, Menzil şeyhinin Fethullah Gülen’e hakaret edilmesinin kişinin nikahını düşüreceği iddia ediliyor. İddia hem fıkhen yanlış hem de iddianın teyid edilmesi çok kolay. Nitekim, Serdar Tuncer Menzil’e ulaşarak, dolaşan görseldeki iddianın doğru olmadığını teyid etti. Görseldeki iddianın fıkhen doğru olmadığını izah etmeye çalıştığım birisi; bu iddiayı önemli bir abiden duyduğunu ifade etmişti. Yani, “abi” demişse doğrudur. Sorgusuz rivayet ve inanç kültürü… Kültür bu olunca, iletişim akışında araya girip manipüle etmek çok kolaydır. Özellikle Adil Öksüz üzeriden geçen iletişimin “Gülen onay verdi.” denilerek manipüle edildiğini düşünüyorum. Ancak tek bir Adil Öksüz mü vardı, emin değilim.

Birinci iddiaya tekrar dönelim. Gülen onay vermiş olamaz mı? Dönmez’in de ifade ettiği gibi Gülen sıcağı sıcağına olayı açık ve net olarak reddetti. Cemaatten birilerinin bu girişimde yer almış olabileceğini, onların da cemaatin savunduğu değerlere ihanet etmiş olduklarını ifade etti. Buna inanmak bir güven ve itimat meselesidir. Eğer talimatı Gülen vermiş ise Gülen’in yanında bulunanlar da bundan haberdardır. Talimatı Gülen’in verdiğini bilenler sonrasında Gülen’in açık ve net olarak “Ben vermedim.” demesine yani “yalan söylemesine” şahit olduklarında sarsılıp, orayı terk etmeleri gerekir. Zira yalana tevessül, kemalat noksanlığının büyük bir göstergesidir. Yalan, güven ve itimatı sıfırlar. Cemaatten olmanın ateşten gömlek olduğu, cemaate zarar vermenin en büyük çıkar kapısı olduğu böyle bir dönemde yalan gibi bir kemalat noksanlığına şahit olup da hala bu ateşten gömleği giymek mantıkla izah edilemez.

İkinci ihtimalin olmadığı yani iletişim hattında Adil Öksüz gibi manipüle edici birinin olmadığı noktalarda üçüncü ihtimal nedeni ile girişime dahil olundu veya olunmadı. Olunmadı diyorum, çünkü AKP çevreleri ve savcılar bile tutuklanan askerlerin bir kısmının darbe girişimine dahil olmadıklarını ifade ediyorlar. Buradaki boşluğu doldurmak için de “Bunlar bekletildi. Birinci darbe başarısız olursa bunlar ikinci darbeyi yapacaktı.” gibi akla zarar bir senaryo ileri sürüyorlar. Yani, cemaat bütün güçleri ile başarılı bir darbe yapmak yerine, güçlerini bölüp başarısız bir darbeye odaklanmış. Dahil olunmadı diyorum, çünkü 30.000 kişinin atıldığı emniyetten Mithat Aynacı dışında darbe girişimine katıldığı belgelenen tek kişi yok. Adil Öksüz gibi birinin olmadığı iletişim hatlarında dahil olanlar ise emir komuta zincirinde olduğunu düşünerek dahil olmuşlardır. Hava Harp Okul’u öğrencileri gibi kandırılıp köprüde terk edilen çocukları ve terör alarmı nedeni ile aldıkları emirleri yerine getirmek için kışladan çıkanları da unutmamak lazım.

3- Darbe girişimi, cemaatin de yer aldığı karma bir girişimdir.

Darbe girişimi ile ilgili son ihtimal; AB, ABD ve İngiltere’nin raporlarında ifade edildiği gibi cemaatten birilerinin de yer aldığı karma bir girişim olmasıdır. Gerçek bu olmasına rağmen girişimin cemaate yıkılması, girişim başarısız olduğu için Kemalistlerin ve milliyetçilerin işine gelmiştir. Erdoğan’da kin duyduğu cemaati yok etmek için Kemalistleri ve milliyetçileri de yanına almak adına darbe girişimindeki cemaat harici katılımcıları dile getirmedi.

Öküz öldü, ortaklık bozuldu. Cemaati bitirdiler. Şimdi taraflar birbirlerini FETÖ’den ayağını kaydırma mücadelesi veriyor. Ve bu tarafların ülke veya millet gibi düşünceleri yok. Erdoğan ne olursa olsun kendisini kurtarma derdinde. Müttefikleri de Erdoğan eli ile Türkiye’yi proxy olarak kullanma derdinde. Seyrediyoruz. Bakalım ne olacak.

Like what you read? Give Alper Akay a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.