1700'lerde, Rus Çariçesi Catherine’in nedimeleri ona Volga Nehri boyunca mutlu ve başarılı burjuvazinin temizlik ve zenginlik içinde yaşadığı köyleri gezdirirdi. Ancak bu, tamamen Kraliçe’nin arka bahçesindeki hastalıkların, fakirliğin ve sefaletin üstünü örtmek için yapılan bir şovdu.

Bu; politik amaçla yaratılmış, ihtişamlı, ancak aslında göründüğünden çok daha az etkileyici olan yer anlamına gelen Potemkin Köyü kalıbının kökenini teşkil ediyor.

Bugün Avrupa, en başarılı olanı Danimarka olmak üzere, Potemkin Köyleriyle dolu. Danimarka’ya Avrupa Birliği’nin, ekonomisi herkes tarafından taklit edilmesi gereken, örnek alınası ülkesi olarak atıfta bulunulur. Kişi başına düşen milli gelir karşılaştırmalarında Danimarka tutarlı bir şekilde ilk 10 ülkeden biri olmuştur, pek çok zaman da ilk 5'e girmektedir.

Danimarka’nın 2001 yılına ait ekonomik verileri son derece etkileyici görünür:

  • 2000 yılındaki 3,2'lik orandan düşmüş olan yüzde 1,1 miktarındaki yavaş, ancak dengeli ekonomik büyüme. Danimarka 90'ların ortalarından beri pek çok Avrupa Birliği ülkesinden daha yüksek ekonomik büyüme oranlarına sahip olmuştur.
  • Yüzde 2,3'lük enflasyon oranı. Enflasyon oranı 1994'ten beri yüzde 3'ün üstüne çıkmamıştır ve 90'lar boyunca yüzde 4 altında kalmıştır.
  • Uzun vadeli faiz oranı (10 yıl) 1990'daki yüzde 10'luk orandan istikrarlı bir düşüş göstererek bugün yüzde 5 civarına gerilemiştir.
  • Kısa vadeli faiz oranları da (3 ay) benzer şekilde istikrarlı ve daha da büyük bir gerileme göstererek 1990 yılındaki yüzde 12'lik orandan yüzde 3.5'e gerilemiştir.
  • Göreli olarak düşük ve düşmekte olan bir işsizlik oranı vardır. Oran şu anda resmi rakamlara göre yüzde 5,2'dir ve 1993 yılındaki 12,2'lik orandan gerilemişltir.
  • Milli gelirin yüzde 1,9'u kadar bütçe fazlası vardır. Bu, Danimarka’nın bütçesinden para artan art arda 5. yıldır.
  • Milli gelirin yüzde 3,4'ü gibi oldukça büyük bir cari fazlalık söz konusudur. Danimarka günümüzdeki oranlarda cari fazlalığa 1990'lardan beri -1998 yılı hariç olmak üzere- her yıl istikrarlı bir şekilde sahip olmuştur.
  • Milli gelirin yüzdesi cinsinden kamu borcu birkaç yıldır düşmektedir ve şu anda %45 civarındadır. Bu oran 90'ların başlarında %80 civarındaydı.
  • Danimarka’nın dış borcu milli gelir cinsinden %15'tir. Bu oran 90'ların başlarında neredeyse %40 idi.
  • Danimarka, bu türden şeyleri ölçen anketlere göre en az yolsuzluğun olduğu ülke.
  • Danimarka’nın oldukça sıkı bir çalışma ahlakına sahip topluma sahip olduğu iddia ediliyor -ki bu muhtemelen doğru.

Bunların hepsi -en azından ilk bakışta- oldukça iyi görünüyor.

Ama şimdi diğerlerine kıyasla çok az bahsedilen bazı ekonomik istatistiklere göz atalım.

Danimarka sadece 5,350,000 kişilik bir nüfusa sahip. Bunların 1,150,000'i 18 yaşın altında. Kalan 4,200,000 kişinin 2,214,000'i devletten ödeme alıyor (devletten ayda 550 dolar burs alan 260,000 öğrenciyi saymıyoruz bile.).

Bu 2,214,000 kişiyi yeniden gözden geçirdiğimizde bunların bir kısmının sadece zaman zaman devletten ödeme aldığını, görüyoruz. Bunları çıkardığımızdaysa 1,590,000 kişinin tamamen devletten aldığı gelirle yaşamını sürdürdüğünü görüyoruz.

Bu 1,590,000 kişiden 710,000'i emekli ve kalan 900,000 kişiyse çalışmaya uygun yaşlardaki insanlar. Bunların çoğu işsizlik istatistiklerinde bulunamayan kişiler. Bu kişiler 10 farklı türü bulunan farklı kamu programlarına dahil.

Özel sektörde çalışan yaklaşık 1,900,000 kişi ve devlette ya da devletin sahip olduğu şirketlerde çalışan 840,000 kişi var. (Sayıların toplamının 4,2 milyon etmemesinin nedeni bu kişilerin tamamının tam zamanı çalışıyor olmaması.)

Bundan 18–66 yaş arası çalışmaya uygun kişilerin çeyreğinden fazlasının pasif bir şekilde tam zamanlı bir şekilde devletten gelen parayla geçindiği sonucuna varabiliriz. Çalışan her 100 kişi için 33 tane çalışmaya uygun, devlet desteği alan kişi var. Bu sayıya emeklileri eklersek tam zamanlı olarak devletten para alan kişilerin toplam sayısı, çalışan 100 kişiye karşılık 61 kişi oluyor. (Emekliler pay-as-you-go türü emeklilik planıyla finanse ediliyor.). Çalışanların da %31,5'i devlet için çalışıyor.

Bunların tamamının elbette finanse edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Danimarka yıllardır çok yüksek ve devamlı olarak artan bir vergi oranına sahip.

2002 yılında en düşük marjinal gelir vergisi %44,31'di. Bu %49,77' ve 63,33'e çıktı. İş gücünün %40'ı %63,33 olan ve 33,000 dolar üstü gelire sahip herkes için işleyen en yüksek marjinal vergisi oranı kadar vergi ödüyor.

Çok az vergi indirimi mevcut, ve vergi indirimleri git gide azaltılmakta.

%25'lik tüketim vergisi neredeyse her şeyde mevcut.

Yüksek gelir gruplarında özel kişiler için -3 yıl içinde yatırım yapmanız durumunda %44,8'e düşen- %59,7'lik sermaye kazancı vergisi mevcut.

“Günah” ve “lüks” ürünler olan sigara, alkol, şeker, meşrubat, elektronik ürünler ve diğerleri için ek vergiler mevcut.

Arabalar içinse %25'lik tüketim vergisinin üzerine binen %180'lik özel bir vergi var. Bunun üzerineyse arabayı kaydettirmek için para alınmasının yanı sıra arabanın ağırlığına göre yollarda gidebilmek gibi bir “ayrıcalık” için yılda iki kere alınan ücretler var. Benzin fiyatıysa Amerika’dakinin neredeyse 3 katı.

Danimarka pek çok yeni “yeşil vergi”yi uygulamaya koydu. Bu vergiler 90'larda özellikle arttı. Bunlar en fazla ısınma, elektrik, su ve benzini vurdu.

Hali hazırda ağır bir şekilde vergilendirilen emlak ise 90'lar boyunca yeni vergilerin hedefi oldu. Ek olarak, vergi indirimleri sürekli azalmaya devam etti.

Danimarka’nın ekonomik durumuyla ilgili algınız, Avrupa’nın geri kalanında olduğu gibi, hangi istatistiklere baktığınıza ve buna ek olarak ekonomik durumu hangi kriterlerle belirlediğinize (İstikrara tek başına değer verecek misiniz yoksa özgürlük de bir kriter olmalı mı?) ve zaman ufkunuza (Bu vergilerin Danimarka’yı diğer türlü olabileceğinden çok daha az zengin yapması önem taşıyor mu?) bağlı.

Danimarkalı politikacılar gururlu bir şekilde Danimarka’nın Dünya’daki en eşitlikçi ülke olduğunu söylüyorlar. Bu belki doğru olabilir. Ancak eşitlik takıntısı yeni fikirleri olan ve normları aşabilen yetenek emarelerine sahip olan herkese büyük bir darbe vuruyor. Gençlerin görünürde hayat deneyimlerini artırmalarının, riskler almalarının, bu riskleri inovasyon ve girişimcilikle geliştirebilmelerinin pek imkanı yok.

İyi ve sıkı çalışmak, insanları sistematik olarak büyük bir orta sınıf haline getiren ve hayat standartlarının ekonomik öncelikler kapı dışı edilerek sadece bir nebze arttığı bu sistem tarafından ödüllendirilmiyor. %70'e yaklaşan oranındaki amansız ve zayıflatıcı toplam vergi oranı Danimarka’nın kişisel ekonomik başarıya ve servet birikimine hiç önem vermediğini bize gösterir nitelikte.

Buna rağmen pek çok insan bu sistemden dolayı, Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında olan gibi, mutlu gibi görünüyor. Uzun vadede herkese zarar veren dinamikler söz konusu ancak insanlar bunu anlamıyor ya da umursamıyor gibi görünüyor. Eşitlik ve istikrar ilerleme ve özgürlükten daha önemli şeylermiş gibi görülüyor.

Dürüstlük ve sıkı çalışmanın mirası refah devletinin başarısızlıklarını örtmek için harika araçlar. Doğru şekilde yapılırsa bir hapishane bile rahat ve eşitlikçi olabilir. Kişi Kraliçe Catherine’i bir botla önünden geçerek etkileyebilir. Ancak enerjiden, girişimcilikten ve özgürlükten yoksun ekonomik sistemler uzun vadede büyük götürülere sahip.

Kaynak: https://mises.org/library/denmark-potemkin-village