Celal Şengör’ün Cehaleti

NaBerkemal
Aug 23, 2017 · 4 min read

yukarıda bir entride, martin heiddeger’in konuştuğu bir youtube linki verilmiş, link ve heidegger’in kurduğu cümleler aşağıda:
https://www.youtube.com/watch?v=ef7-flfrznu
“dünyayı değiştirme talebine ilişkin soru karl marks’ın feuerbach üzerine tezler adlı çalışmasından defalarca alıntısı yapılan cümleye kadar geri götürülebilir. ve onu dosdoğru alıntılamak için aynen okuyacağım. “filozoflar dünyayı farklı şekillerde yorumladılar esas mesele onu değiştirebilmektir.” bu cümleyi alıntılarken ve ona bağlı kalırken şunu gözden kaçırıyoruz, dünyayı değiştirme dünyasal tasarıma ilişkin bir değişimi varsaymaktadır ve dünyaya ilişkin bir tasarım da sadece dünyaya yönelik yeterli bir yorum ile kazanılabilmektedir. bu da şu anlama gelir marks ileri sürdüğü değişimi talep edebilmek için bütünüyle belirlenmiş bir dünya yorumuna dayanmaktadır. bu haliyle onun cümlesi kendisini temel teşkil edici bir cümle olarak ortaya koyamaz. o bir yandan felsefenin aleyhinde konuşuluyormuş gibi bir izlenim uyandırmaktayken, cümlesinin ikinci yarısında tam da örtük olarak, bir felsefe talebi önceden varsayılmaktadır. “

bu videoyu izlerken videoyu izleyenlere önerilen aşağıdaki video gözüme çarptı. celal şengör orada karl popper’in ağzından marks’a, freud’a falan geçiriyor. marks’la ilgili söyledikleri aşağıda.
https://www.youtube.com/watch?v=jddqjs3o3wm
“hiçbir marksist, marksist teorinin mutlak onayını bulmadan bir gazete bile açmaz. marks’ı hiçbir şey yanlışlayamazdı. yani marks ne dedi “kesinlikle her şeyi açıklayabiliyoruz.” bunun üzerine popper dedi ki “marks bununla hiçbir şey açıklamıyor.””

aslında bu tartışma kabak tadı verdi, yani celal şengör’ün marksizm’i hiç anlamadığı halde eleştirmeye çalışmasından, söylediklerine daha önce cevap verilmesine, meseleyi hiç anlamadığının ispat edilmesine rağmen (bkz: 65981495) hala fanatiklerinin celal şengör’ün nerede olduğunu anlamadığımız mistik marksizm eleştirilerine cevap verilmediğini iddia etmeleri falan sıkıcı. üstelik dinci gericiliğin baskıyı bu kadar yoğunlaştırdığı bir dönemde bilimi gençlere sevdirme konusunda azmini takdir ettiğimiz celal hoca ve fanları ile böyle gereksiz polemiklere girmek gereksiz ama ortada önemli bir konu var, bugün iki tarihsel konu arasında bağlantı kurabilme yeteneğine sahip herkes 12 eylül darbesi ile dinci gericilik arasındaki dolaysız bağı görür. hatta ve hatta tanımlar zorlanırsa 12 eylül, içinde bulunduğumuz dinci gericiliği sağlamak için yapılmıştır bile denir, çünkü 12 eylül darbesinin tahayyül ettiği toplumsal ve ekonomik düzen (neoliberalizm) toplumun cahilleşmesi ve dinselleşmesi olmadan türkiye gibi çevre ülkelerinde uygulanamaz. bir işçiyi kendi ücretinin yüksek olduğuna, kendisinin tembel olduğuna ikna etmenin tek yolu o işçiyi aptallaştırmaktır. celal hoca ve fanları, celal hoca’nın aziz sancar’a getirdiği eleştirinin aynı zamanda konusu oluyorlar. üstelik amerikadan değil, tam da türkiye’den bakarak türkiye gerçeklerine yabancı kalmaktadırlar.

her neyse, ne diyorduk, celal hoca ve fanlarının göremedikleri işte budur. onlar okudukları o kadar kitaba ve aldıkları o yüksek eğitime rağmen 12 eylül ve içinde bulunduğumuz cehalet ve yobazlık arasındaki bağı kuramazlar çünkü aldıkları eğitim dünyayı ve olguları birbirinden izole parçalar halinde görmeye zorlar. o yüzden yobazlıktan, bağnazlıktan yakınırken, o yobazlığın, bağnazlığın sebebi olan 12 eylülü beğenebilirler. bizim derdimiz budur, bununladır.

o yüzden buna da cevap verme zorunluluğu hissettim, ama sıkıldım gerçekten, çünkü eleştiri diye ortaya koyduğunuz şeyler çok boş:

ilk videoda heidegger’in marks hakkında söylemeye çalıştığı şey yanlıştır. yani marks dünyayı yorumlamayı bir kenara bırakıp haydi çalakalem değiştirelim demez. bunun için size marks ve engels’in bahsi geçen cümleyi de içeren alman ideolojisi isimli notlarını okumanızı öneririm.

marksist epistemolojiye göre hakikat (madde) bizim dışımızda, bizden bağımsız, nesnel olarak vardır. bizim hakikat ile ilişkimiz özneldir, görecelidir. hakikati anlamak için araç olarak bilimi kullanırız. bilim, hakikate ulaşmak için bizim aracımızdır. bilim ile bilimsel bilgiye ulaşırız ama elimize geçen ilk bilimsel bilgi hakikati bize vermez, hakikatin bir yüzünü (göreceli) bize gösterir. biz hakikate elimizdeki araç olan bilimle farklı açılardan ve farklı derinlikte hücum ederek, yorumlayarak, tekrar hücum ederek, tekrar yorumlayarak dolambaçlı bir yol ile hakikatin kendisine (özüne) ulaşmaya çalışırız. tahmin edersiniz ki her hücum denememizde algılarımız, yöntemimiz, elimizdeki araç olan bilim yani biz de değişiriz. yani hakikatin bilgisine ulaşmak önce bir bilgi birikimi, yorumlama ve sonrasında da hakikatin kavranması değildir. hakikate ancak, üzerinde hücum edildikçe (müdahale edildikçe, eyledikçe, praksis uyguladıkça) yaklaşırız. bu noktada heidegger videoda önce dünyaya (hakikate) dair bir yorum, sonra dünyayı değiştirmeye dair bir tasarım ve en sonra olarak da dünyanın değiştirilmesi gerektiğini söyleyerek karşımıza lineer bir hat, bir neden sonuç ilişkisi çıkarıyor. oysa marksizmde bu tarif edilen süreçler iç içe geçer, simultane hale getirerek bir helezon çizer, dünyayı yorumlarken tasarlarsın, değiştirirken yorumlarsın, bu sırada zihin de dünyanın bir parçası olarak değişir, tarihsellik içerisinde zihin doğayı değiştirerek doğayı daha iyi değiştirmeye yaklaşırken, doğa da her seferinde değişerek zihne farklı değiştirme tasavvurları sunar. yani zihin dünyanın kendisini aynalamasıdır, zihin doğadır. zihin dünyayı, ancak onu değiştirerek yorumlayabilir, ancak yorumlayarak değiştirebilir.

ne demek istediğimi bilim dünyasından gelişmelerle açıklamaya çalışayım. yakın zamana kadar (100 yıl öncesi) newton fiziği hakikatin bilgisi kabul ediliyordu, çünkü insanoğlu, newton fiziğinin hakikat kabul edildiği dönemde newton fiziğinin açıklayabildiği hızların ve büyüklüklerin dışına çıkmamıştı. yani nesnel olan, bizim dışımızda işleyen fiziksel yasaları anlamak için yapılan çalışmalar o dönemin teknolojik, maddi gelişmişliğe orantılı olduğu için newton fiziği hakikatin bize yalnızca bir yüzünü veriyordu ama hakikatin bilgisi değildi, yalnızca bir vechesiydi. sonra ne oldu, ışık hızı ve atom altı boyutta yapılan bilimsel çalışmalar bize hakikatin başka boyutlarını verdi, kuantum, görecelik ve özel görecelik gibi bilimsel bilgiler… insanoğlu newton fiziğinden kuantum fiziğine, düşünerek, heideggerin dediği gibi yorumlayarak gelmedi, değiştirerek, değiştirirken yorumlayarak geldi, merak eden bilim tarihi kitaplarını açsın baksın, görecelik teorisini einstein tek başına bulmadı, newton ve einstein arasında binlerce, onbinlerce bilim adamının yaptığı çalışmalar hakikatin bilgisine doğru atılan adımlardır. peki fizik hareketlerine dair hakikati biliyor muyuz? hayır, belki de daha başlangıçtayız. peki bir gün hakikate ulaşabilacek miyiz? bunu bilemeyiz, ama marksist epistomoloji zaten bilginin ulaşılabilir vechesini tarihten bağımsız değil, insan toplumunun verili bilgi, teknoloji ve en önelisi ihtiyaç durumuna göre karşımıza getirdiğimizi gösteriyor. yani hakikatle girdiğimiz ilişki tek yönlü değildir, biz hakikate yaklaşırken, hakikatin vechelerine yaslanırız. önemli olan budur, hakikate ulaşıp ulaşacağımızı söylemek yalnızca kehanettir, gereksizdir.

celal şengör’ün söylediklerine dönecek olursak sizce marks gerçekten “kesinlikle her şeyi açıklayabiliyoruz” dedi mi? bunu diyen bir cümlesini bana göstermek zorundasınız, ben size marksist bilgi anlayışının nasıl işlediğini dilim döndüğünce yukarıda anlattım.

celal şengör’ün tek bir ciddi marksizm veya diyalektik eleştirisi varsa lütfen burada paylaşın, yoksa da susun çünkü pek bilmediği bir konu hakkında eleştiri diye getirdiklerine daha önce defalarca cevap verildi.

(bkz: hegelci diyalektiğin materyalist dostları)

)

    NaBerkemal

    Written by

    Hegel Diyalektiğinin Materyalist Dostu