Devletin Hegemonik Zaman İnşası:

Standart Zamanın Politik Yönü

Bern patent ofisinde çalışan birinin en prestijli akademik fizik dergilerinden Annalen der Physik’te 1905 yılı içerisinde yayınlanan dört makalesiyle birlikte insanlığın doğaya -Yunanca deyişiyle physike’ye- dair bütün algısı bir anda sarsıntıya uğradı. Annus Mirabillis, bu makaleler « ışığında » yaklaşık 200 yıl boyunca kusursuzca çalışan, modernizmin temelini teşkil eden ve mükemmelliğiyle övünülen bir uygarlığın istinat noktası olan Newton fiziğinin evreni kuşatan formunun eğilip büküldüğü yıl oldu. Zamanın mutlaklığı algısıyla mekanik fiziğin üzerine inşa edilen mekanın, bir başka deyişle uygarlığın somutlandığı dünyanın, aslında Einstein’ın kuramıyla zamanın bir türevi olduğu fikri kendini hissettirmeye başladı. 20. yüzyılda yaşayanların gözünde, bu meseleyi somutlaştıran ve meselenin anlaşılmasını kitleselleştiren şey, bir fotoğraf karesi ile video kaydı arasındaki farktır. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra zaman, mutlaklığını yitirmiş; mekansal parametrelerle zamanı ifade eden saatler, eriyip akışkan hale gelmiştir. Fakat 19. yüzyıl insanlarının zihninde mesele biraz daha farklıdır. Onların gözünde zamanı anlamak, İlahi Saatçi’nin tasarlamış olduğu çarklar arasındaki ilişkiyi açıklamak ile mümkündür. Dolayısıyla zaman, ölçülebilir ve öngörülebilir mekana, mekansal algıya içkindir. Mekanın ölçülebilir ve öngörülebilir kılınması, politik açıdan içinde yaşayanların kontrol edilebilirliğini sağlayan bir durumdur. Dondurulmuş bir mekanda Ceteris paribus, iki değişken arasındaki nedensel ilişki veya korelasyonu görünür kılarak aslında dinamik bir yaşam akışı içerisindeki insanların bir sinek gibi sürekli aynı cama çarpmasına neden olur ve kitleleri, üzerinde hegemonya kurulmaya açık hale getirir. Tam da bu nedenle 20. yüzyıl belleğinden geri dönerek 19. yüzyıl zihnine girildiğinde başlangıç meridyeninin kabulü üzerine yürütülen tartışmalar bir anlam kazanmaktadır.

19. yüzyıl sonlarına doğru, her biri eşit uzunlukta olup Kuzey Kutbundan Güney Kutbuna uzanan meridyenlerden hangisinin uluslararası saati, yani mekanik zamanı, standartlaştırırken referans olarak alınacağı, üzerinde uzlaşma aranan ve başlı başına politik bir vecheyi haiz olan bir konudur. Lakin bunun da berisinde, zamanın standartlaştırılmasının çözülmesi gereken bir sorunsal olarak astronomların, bilim adamlarının ve bahriye kurmaylarının önüne bırakılmasını hazırlayan süreç de mekanik zamanın hegemonik ilişkilerin yönetimi konusunda istihdam edilmesi lüzum eden bir unsur olduğu anlaşıldığında başlamıştır. Bir başka deyişle, bu zorunluluğun anlaşılmasını sağlayan, hızdır. Sanayi Devrimi boyunca ve sonrasında, birim zamanda alınan mesafe, yani sürat, ve birim zamanda yapılan iş, yani güç, nesneler dünyasını şekillendiren başlıca terimler olmuştur. Bu terimler, insanı da kuşatmasıyla birlikte sırasıyla hız ve kudrete dönüşerek insan yaşamının temel kavramlarını teşkil eder oldu. Napolyon Savaşı sırasında binlerce insanı seferber edebilen kudretin, hızı da kendi safına katmasıyla elde edilen sonuç, Harb-i Umumî’dir. Netice itibarıyla 19. yüzyıldaki başlangıç meridyeni tartışmaları, hiçbir geçmiş ve gelecek tasavvuru olmayan ve zamanı hız üzerinden tanıyan mekanik zaman kurgusu ile şekillenmiştir. Buradaki politik durum, süratin artık yalnızca nesneler dünyasını şekillendirmekle kalmayıp hıza dönüşerek insan ilişkilerini ve yaşayışını düzenleyen bir hale gelmesidir. Bu nedenle bu makalede önce zamanın standartlaşması ihtiyacını hazırlayan sürece ve bu sürecin nev-i şahsına münhasır bir sonucu olarak 28 Eylül 1850’de Birleşik Devletler Kongresinde onaylanan bir karara, daha sonra da başlangıç meridyeni etrafında dönen tartışmalara değineceğim.

Hızın insanı kuşatan bir unsur olarak ortaya çıkışı, bir senkron sorunu ortaya çıkarır. Mekanik zaman tanımları, aslında iki farklı mekanın birbirine göre konumlanmasını ifade eder. Dünyanın kendi yörüngesinde güneşe göre konumlanmasından yıl içindeki zamanı, kendi ekseni etrafındaki dönüşün güneşe göre konumlanması gün içindeki zamanı verir. Bu bağlamda, dünyanın yüzeyindeki limanlar ve istasyonlar arasında artan etkileşim, farklı mekanların birbirlerine göre zamanlanışını hesaplamayı zorunlu kılmıştır. Bu etkileşimin sınırlı kıyılar ve istasyonlar arasında olduğu dönemde, yerel saatlerin kullanımı sorunu çözmek için yeterli olabiliyordu. Fakat Ian R. Bartky’nin Amerika’daki demiryolu ağı üzerinden vermiş olduğu örnekte görüldüğü gibi 1832’de 229 mil olan demiryolu uzunluğu 1880’de 94,671 mile çıkınca yerel saatlere göre ölçülen zaman, ihtiyaçlara cevap vermek konusunda yetersiz kalır. Birleşik Devletlerin meridyen tartışmasındaki nevi şahsına münhasır durumu, 1850’de Kongre’nin onayladığı bir kararla kendini gösterir ve bu tartışmaların nirengi noktalarını özel bir ölçekte sunar. Bu karara göre Washington’daki gözlemevinden geçen meridyen, gökbilimsel maksatlı yapılan çalışmalar için referans kabul edilirken denizcilikle ilgili meseleler için Greenwich esas alınmıştır. Mevzubahis nirengi noktalarından birincisi, denizcilikle ilgili meselelerde Kongre’nin Greenwich’i esas alacağını belirtmesidir. Bu karar, ‘Güneşi Batmayan Ülke’ şanını denizlerdeki hakimiyetine borçlu olan Britanya’nın bu hakimiyeti sayesinde politik olarak kendisine zamansal referans verilmesini zorunlu kılacak bir hegemonya kurduğunu gösterir. Bir başka deyişle, Atlantik’in öteki kıyısıyla tek ulaşım yolunun deniz yolu olduğu bu dönemde Kongre, bu ulaşım yolunu askeri ve ticari olarak en etkin kullanan Britanya’ya ait Greenwich gözlemevinin meridyenini kabul ederek dış ilişkileri egemen güce göre şekillendirme kararı almıştır. Bu yoruma imkan veren şey ise bu yıllarda Avrupa’daki ulus devletlerin herbirinin kendileri için seçtikleri meridyenleri hala aktif olarak kullanmaları ve henüz standart bir kabulün mevcut olmamasıdır. Dolayısıyla Paris değil de Greenwich meridyeninin referans meridyen olarak kabulü politik bir tercihi yansıtmaktadır. Kongrenin kararındaki bu kısım, mekanik zamanın « tayin edilmesinde » politikanın belirleyiciliğinin somutlaştığı bir örneği teşkil eder. Kongre’nin kararından hareketle ortaya çıkan ikinci nirengi noktası, gökbilimsel maksatlı çalışmalar için Washington gözlemevinin kabul edilmesidir. Bu husus, aslında zaman kavramının 19. yüzyıldaki tasavvuruna dair birtakım ipuçları vermektedir. Kongre kararının bu ikinci kısmında politik veche birincisine göre toplumsal vecheyle iç içedir. Çünkü birazdan ele alınacağı üzere bu kısım, toplumsal hayatı düzenlemeye yöneliktir; fakat kamusallığı nedeniyle aslında politik yönünü içinde barındırır.


Zamanın hız üzerinden tanımlanmasını ifade etmek için kullanılabilecek en anlamlı örnek, gün olarak ifade edilen periyodun kendi içinde dilimlere ayrılmasıdır. Antik Mısır’dan gündüz ve gece süresinin on iki parçaya ayrılmasıyla ortaya çıkan saat kavramı, Antik Yunan’da Hipparkos ile birlikte 1/4 ve 2/3’lük dilimlere bölünebilmiştir. (bkz. Toomer, G.J. (1998), Ptolemy’s Algamest, Princeton University Press, New Jersey, s. 6–7.) Görüldüğü üzere antik dönemde üretilen zamansal kavramlar, güneş ile dünyanın birbirlerine göre değişen konumlarından -ki bugün, bunun dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşünden kaynaklandığı biliniyor- elde edilmektedir. Dolayısıyla sanayi toplumundan daha yavaş ve devirsel bir tempo izleyen tarım toplumları, evrensel bir hız algısı üzerinden zaman mefhumuna ulaşmaktadır. 16. yüzyıla gelindiğinde ise bu evrensel hız, saati oluşturan çarkların dişlilerinde kendini gösterecek bir biçimde yeryüzüne inmiştir (bkz. Landes, D.S. (1988), Revolution in Time, Harvard University Press, Massachusetts, s.25–28). Tarım toplumlarına göre daha hızlı olan ve zaten hıza ihtiyaç duyan sanayi toplumları, aklın verdiği imkanlarla dünyevi hızı evrensel hızla senkronize hale getirmeyi başarmış ve zamanı daha küçük dilimlere ayırma imkanına da sahip olmuştur. Hatta modern çağda hızın artmasıyla zaman dilimleri için türetilen sözcükler, bu hıza yetişememeye de başlamıştır. Türkçe’de salise, etimolojik olarak bir saatin üçüncü sefer altmışa bölünmesine işaret eder -yani saniyenin altmışta biridir-. Oysa güncel olarak kullanılan zamansal birimler sisteminde saniye yüze bölünmüştür. Bu durum da nihai olarak şunu göstermektedir ki insanlık ulaştığı hızın sınırları ölçüsünde mekanik zaman tasavvurundaki tasnifleri yenileyerek onun -ve dolayısıyla ona tabi olarak yaşamların- üzerindeki denetim ve tahakkümünü arttırmaktadır.

Yukarıda da belirtildiği üzere 20. yüzyıla değin zaman, hız üzerinden tanımlanan bir kavramdı. 19. yüzyılda da bu durum böyle devam etti; ancak hızın bizatihi kendisinin daha önceki dönemlerde ulaşılandan daha yüksek bir seviyeye erişmesi, zamanın bu tanımından kaynaklanan çeşitli sorunların çıkmasına neden oldu. Bu sorunların en belirgin şekilde ortaya çıktığı yerler, geniş bir coğrafya üzerinde merkezi bir yönetim veya denetim mekanizması oluşturma gayretinde olan ülkelerdir. Denizaşırı sömürgeleri olan ülkeler de bu ifade kapsamına girebilecek olsalar da aslında kentlerinin tarihsel gelişimi demiryollarıyla özdeş olan Amerika Birleşik Devletleri, sorunların yoğunluğunun ve çeşitliliğinin açıkça görüldüğü bir örnek teşkil etmektedir. Çünkü 19. yüzyılın ortasından itibaren hiçbir Avrupalı sömürgeci devletin metropoliten sathı, Birleşik Devletlerininki kadar büyük ve zaman açısından en önemlisi geniş değildi. 1840’ta Fransa’nın en batısı ile en doğusu arasında 13 enlem fark varken aynı tarihlerde Birleşik Devletler için bu fark 60’tır. Ulaşım ve iletişim ağının böylesine geniş bir ulusal satıhta yayılması, hızlı bir iletişim ve ulaşım imkanı sağlarken katedilen mesafeler arasında zaman sorununu beraberinde getirmektedir. Hal böyleyken yukarıda bahsedildiği üzere 1850’de Kongre’de alınan kararın ikinci kısmı, ulusal düzeyde yapılan bir düzenleme olarak ön plana çıkmaktadır. Kararın bu kısmı, hem diğer federe devletleri zamansal açıdan başkente bağlayarak makro-politik bir işlevi içinde barındırmakta hem de bireylerin zamanlarını endeksleyecekleri yeri belirleyerek mikro düzeydeki birçok politik ve toplumsal parametreyi denetlenebilir kılmaktadır. Üstelik bunları yaparken devletin merkezi Horus’un gözü mahiyetine bürünür.

Zamanını standartlaştırılmasının ulusal düzeyde hegemonya yaratıcı etkisini görmek için aslında demiryolu şirketlerinin hareket çizelgelerinde oluşturduğu etkiye bakmakta fayda olacaktır. Kongre 1850’deki kararını vermeden tam bir yıl önce New England demiryolları Boston’ın batısından geçen meridyene göre hareket çizelgelerini düzenlemeye başlar. Ancak Kongre kararı ve akabindeki senelerde icra edilen federal uygulamalar, şirketlerin herhangi bir meridyeni değil de Washington gözlemevinden geçen meridyenin referans olarak kabul edilmesine neden olmuştur. 1870’te yayınlanan Railway Time Gazetteer demiryolu şirketlerini ve istasyonlarını dört saat dilimi altında listelemiştir. Bu saat dilimlerinin referans noktası ise Washington’dır. Bartky, makalesinde temel tez olarak demiryolu şirketlerinin yaptığı düzenlemelerin gündelik zamanın standartlaşmasında başlıca bir rol oynadığını ifade eder. Bahsettiği ama üzerinde yeterince durmamış olduğu nokta ise federal hükümet karar ve uygulamalarının demiryollarının düzenlemelerindeki belirleyici rolüdür. Kendini demiryollarıyla var eden Birleşik Devletleri kentlerinin can damarlarına yönelik düzenlemeler, zamanla kentin ritmini belirleyen bir hal de almıştır ve kentte sabit bir şekilde yaşayanlar, aslında kenti baypas geçenlerin zamanına göre yaşar durumdadırlar. Devletin en hareketli nüfusun hareketini bile kendi merkezindeki mekanik zamana göre belirleyebilmesi, bireylerin gündelik zorunlulukları ve rutinlerini denetim altında tutmasına imkan sağlayan bir olgudur. Üstelik bunu bir dayatmayla değil de gündelik hayatı düzenlemek ve kolaylaştırmak için tabandan gelen bir taleple gerçekleştirmesi, bu olgunun bir tahakkümden ziyade bir hegemonya ortaya koyduğunu gösterir. İnsanlar kendi gündelik zorunluluklarıyla kolayca başa çıkabilmek için devletin zaman konusunda ortaya koyduğu otoriteye rıza gösterirler. Bu aynı zamanda açık bir biçimde zamanı yönetmek suretiyle ortaya konacak hız ve kudrete dayalı yeni düzen için de bir rıza yaratımını içinde barındırır. Hız ve kudretin toplumun her katmanında, tabi ki bu durumda elindeki geniş coğrafi ve maddi koşulların etkisi oldukça yüksektir, kendini hissettirmesine imkan sağlayacak bir zaman kavrayışı, 20. yüzyılın başında ortaya çıkacak yüksek verimlilik anlayışına dayalı fordizmin hazırlayıcısıdır.

Zamanı yöneten ulusal düzeydeki siyasal otoritelerin dünya genelinde çoklulaşması, ulus merkezleri arasında bir rekabetin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu rekabet, aslında zamanı yönetmekten ziyade zamanın merkezi olma yolunda bir mücadeledir. Pozitivizmin egemen olduğu ve bilime olan güvenin bir mutlaklık taşıdığı 18. yüzyılın ikinci yarısında zamanın merkezini belirlemek hususundaki tartışmaların çizgisine, politik arzular dışında bilimsel gerçekliklerin de müdahil olduğu görülür. Bu tartışmalarda, saf bilimsel yaklaşımlar olmakla birlikte karar alıcıların politik bir kimlik taşımasından dolayı aslında tartışmalar, bilimsel üslupla yürütülen politik bir niteliktedir. Örneğin 1884’te Washington’da toplanan ve Greenwich’in başlangıç meridyeni olarak kabul edildiği -Fransa hariç- Uluslararası Meridyen Konferansına katılan 41 delegeden sadece 10’u diplomatik ve askeri bir unvan taşımaksızın ülkelerini temsil etmişlerdir. Bunların da yedisi ülkelerindeki bilimsel veya teknik kuruluşları temsil edebilen konumdadır. Dolayısıyla asker ve diplomatların ağırlıklı olduğu bu konferansta, kararın politik bir eğilim göstereceği açıktır. Nitekim Fransa’nın konferanstan çıkan karara uzun bir süre direnmesi ve ancak 1911’de kararı kabul etmesi, bunun açık bir göstergesidir. Üstelik Greenwich meridyenini kabul etmek karşılığında giriştiği pazarlıklar ve İngiltere’den kendi ağırlık ve ölçü birimlerini kullanmasını talep etmesi, konunun iktidar ile olan ilişkisini ve politik ağırlığını yansıtmaktadır.

Başlangıç meridyeninin belirlenmesi hususundaki politik eğilim, aslında Birleşik Devletler’de çok daha erken bir dönemde başlar. Bu tartışmalar esasında kurgusal çizgilerden birinin William Lambert, 15 Aralık 1809’da Temsilciler Meclisi’ne sunduğu bir öneride ulusal ve Amerikan bir başlangıç meridyeninin kabulünü talep eder. Bu doğrultuda da Washington’daki Capitol’ın kubbesinden geçecek bir meridyeni işaret eder. Buna karşın 1811’de Benjamin Vaughan, rasyonel ve evrensel bir meridyenin kabul edilmesi gerektiğini söyler ve bu doğrultuda Kanarya Adalarındaki El Hierro veya Palma adasından geçmesini önerir. Coğrafi olarak Atlas Okyanusu’ndan geçecek başlangıç meridyeni ilk bakışta rasyonel ve « doğal » olarak nitelendirilebilir; ta ki bunun neden Atlas Okyanusu’nun simetriği olan Pasifik Okyanusu’nun kısmından geçmediği sorusu akla gelene dek. Pasifik Okyanusu’ndan geçecek bir başlangıç meridyeni, gün dönümü çizgisinin de Atlas Okyanusu’na isabet etmesine neden olacaktır. Dolayısıyla ticaret hacminin en yüksek olduğu ve özellikle 19. yüzyılın tamamı için önemli bir rol oynayan Üç Köşeli Ticaretin gerçekleştiği limanlar arasında bir günlük zaman farkı oluşacaktır. Bu politik ekonomik değişken bile başlı başına Atlas Okyanusu üzerindeki bir noktadan geçecek başlangıç meridyenini « doğal » kılmak için gerekli sebepleri ortadan kaldırır. Öte yandan Matthew Edney’nin de belirttiği üzere Eski Dünya’nın bir parçası olan Kanarya Adaları’ndan geçecek bir meridyen, aslında Yeni Dünya ile Eski Dünya arasındaki düşünsel ve ideolojik ayrıma da işaret eder. Bu meridyenin oluşturacağı iki yarımküreden batıdaki özgürlük fikriyle ulaşılan bir dünyayı, doğudaki ise baskıcı ve tiranlık yönetimlerinin kocamış dünyasını yansıtır.


Üç Köşeli Ticaret, Atlas Okyanusu üzerinde gerçekleşen ve Afrika, Avrupa ile Amerika’yı kapsayan ticarettir. Köle, hammadde ve pazar üçlemesine dayanan bu ticarette, Afrika’dan Amerika’ya köle; Amerika’dan Avrupa’ya şeker, pamuk ve tütün; Avrupa’dan Afrika’ya ise tekstil ve işlenmiş ürünler götürülür.
Kaynak: SAS World History

Başlangıç meridyenini belirlemek, dünya saatlerinin kime göre ayarlanacağı sorusuna cevap aramaktır. Bu makalede cevabı aranan soru ise saati referans olarak kabul edilen kişinin en güçlü kişi mi olduğuna ve diğer kişilerin bu gücü kabul edip etmediğine ilişkindir. Zaman kavramının tamamını kapsamadığı ancak 20. yüzyılda anlaşılan saat, düzen ve kontrolün en önemli aracıdır ve bu saate riayet olarak karşılaşılan dakiklik, 19. yüzyılın en önemli normlarından birini teşkil eder olmuştur. Toplumsal yaşayış üzerinde böylesine etkiler gösteren saat, kurgusal bir zaman olması hasebiyle tıpkı görünmez el gibi kendini kuracak bir ele muhtaçtır. İlk başta bu kurucu el, ulusal düzeylerde örgütlenmiş ve toplumun en küçük yapı taşlarını seferber ve kontrol edebilecek mekanizmayı kurmuştur. Daha sonraki dönemlerde elde edilen hızın kıtaları aşacak hale gelmesi, bu ulusal düzeydeki kurucu elin uluslararası bir sabite dayanması gerekliliğini doğurmuştur. Uluslararası Meridyen Konferansı’nda varılan mutabakat, bu sabitin genel kabülünün başlangıcıdır. Ancak kurgusal bir sabit olarak Greenwich meridyenin başlangıç olarak kabulü, bazı kurgusal olmayan gerçekliklere dayanmaktadır. Bunların en başında Birleşik Krallığın ufak ölçeklerdeki aktörleri kontrollü ve etkin bir biçimde seferber ederek elde ettiği uluslararası göreli üstünlüktür. Görünmez elin kendine uzattığı « nimetlere » erişebilmek için toplumun her tabakasından insanın cepkenine giren köstekli saat veya kent meydanlarına dikilen ihtişamlı saat kuleleri, Horus’un gözü gibidir. 19. yüzyılda saat, zamanın vicdanı rolüyle insanı dakik kılar. Toplumun zaman algısı üzerinde inşa edilen hegemonya, üretilen ekonomik, politik ve askeri sermayeyle Greenwich’i dünyanın « zamansal » merkezi haline getirir.

KAYNAKÇA

Bartky, I.R. (1989), « The Adoption of Standard Time », Technology and Culture, 30.1.

Edney, M.H. (1994), « Cartographic culture and nationalism in early United States: Benjamin Vaughan and choice for a prime meridian, 1811 », Journal of Historical Geography, 20/4.

Howse, D. (1980), Greenwich Time and the Discovery of the Longitude”. Oxford University Press.

Landes, D.S. (1988), Revolution in Time, Harvard University Press, Massachusetts.

Palmer, A.W. (2002), « Negotiation and Resistance in Global Network: The 1884 International Meridian Conference », Mass Communication and Society, 5.1.

Pratt, J.H. (1942), « American Prime Meridians », Geographical Review, 32/2.

Toomer, G.J. (1998), Ptolemy’s Algamest, Princeton University Press, New Jersey.