Başka Sinemada Yepyeni Ahit!- The Brand New Testament

“Başlangıçta, bunun başlangıç olduğunu bilmezsiniz. Bir şeyler oluyordur. Sonra birdenbire yok olurlar. Umduğunuzdan farklı şekilde bir araya gelmişlerdir.”

Jaco Von Dormael imzalı Yepyeni Ahit’ e bu cümleler ile giriş yapıyor filmdeki anlatıcımız, Ea: Tanrının kızı. Sanki filmin gidişatı hakkında en baştan bir ipucu veriyor bize. İsa’ yı çok duyduk ama Ea’yı ilk defa dinliyoruz. Çünkü o, Dormael’ in hayal dünyasından bizlere aktardığı yepyeni bir mesih.

“Tanrı var ve Brüksel’ de yaşıyor. Pisliğin teki. Karısına ve kızına kötü davranıyor.”

diyor Ea.

“Bu babam. O Tanrı. Dünyanın yaratılışından bile önce babam zaten sıkılmıştı. Bu yüzden Brüksel’i yarattı.”

Ea’ nın başlarda anlatmaya çalıştığı şey size de aynısını mı çağrıştırdı bilmiyorum. BrükselAvrupa Birliği’ nin başkenti.. NATO Merkez Karargahı’ nın bulunduğu şehir.. Tanrı olsa olsa burada yaşıyor olabilir, Evet !

“Çokca sefalet ve azıcık mutluluk, umutlandırmak için.”

AB’ nin kendi vatandaşlarına, bazı aday üyelere ve Dünya’nın geri kalanına yaptığı gibi. Özellikle mülteciler meselesi de göz önüne alınınca..

Ancak bu izlenim, çok geçmeden yerini, hedeftekinin asıl Tanrı olduğu görüşüne bırakıyor. Hristiyan inancının çizdiği Tanrı portresi ve gerçek hayatta olanları sorgulayan Dormael, o portreyi İsa’nın çizdiğini varsayıp bütün kötülüklerden Tanrı’ yı sorumlu tutuyor çoğumuzun hayattan sıkıldığında yaptığı gibi.

Muhtemeldir ki bu Tanrı tasavvuru Hristiyan bir din adamının gözünden değerlendirildiğinde Tanrı’ ya açık bir hakaret. Kara komedi tarzında Tanrı’ nın ele alındığı değişik filmler olduğu düşünüldüğünde bu perspektifin nereden kaynaklandığına dair bir soru oluşuyor. Sanırım bunun kaynağı Roma’yla birlikte Hristiyanlığa dahil olan paganist ögeler. Tanrı’ nın oğlu olduğu inancı, o oğulun mitolojideki Herkül gibi bazı tanrısal özellikler sergilediği, bir nevi Tanrı’nın gücünü paylaştığı izlenimine sebep oluyor. Tanrı’nın oğlu olması demek, Tanrı’yı Baba olarak tanımlamak aynı zamanda onu cinsel, eril bir özne konumuna da indirgiyor. Tabi bilinçli bazı Hristiyanlar buna karşı çıkacaklardır. Zira, onlara göre Tanrı tektir, ancak, baba-oğul- kutsal ruh Tanrı’nın farklı veçheleri olarak insanlara sunulmuştur. Yine de anlatılan şey karşıdakinin anladığı kadar. Ve insanoğlunun yeni öğrendiği şeyleri eski öğrendikleri üzerine bina ettiği düşünülürse bu sunuşun belki birçok Hristiyan tarafından da eril ve cinsel özelliğe sahip bir baba figürü olarak algılanması olası bir durum.

Bu yüzden olsa gerek Kur’an- Kerim’de bu algıyı düzeltmeye yönelik pek çok ayet göze çarpıyor.

“4:171 — Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.

4:172 — Hiçbir zaman Mesih de Allah’ın bir kulu olmaktan çekinmez, Allah’a yakın melekler de. Kim O’na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.

5:17 — Muhakkak ki, “Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih’tir” diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: “ Allah, Meryemoğlu İsa Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O’na kim engel olabilir? “ Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.”

Hadi biraz filmden bahset bize diyeceksiniz belki. Alt metnin çok da sağlam temellere dayanmadığını düşününce film hakkında yazacak fazla bir şey bulamayıp teolojik konulara girdim biraz, doğrudur.

Tanrı aşkına! Böyle bir Tanrı var işte karşımızda. Ağızda sigara, önünde bira şişeleri ve bilgisayar. Buradan hareketle farklı bir okuma yaparak, filmdeki bazı sahne ve karakterlerin birden fazla yere gönderme yaptığını düşünebilir miyiz? Belki de…

Belki de Dormael, karşısındaki bilgisayar ile tüm dünyaya ulaşıp Tanrıcılık oynayabilen bizleri sergilemek istemiştir. Kendimizden ve herkesten nefret ediyor, birbirimize zarar veriyor ve kapalı kapılarımız ardında başkalarının mutsuzluğundan zevk alıyoruzdur belki de. Gerçekten bu niyetle yaptıysa hepsini bir arada sunabilmesi takdir edilesi bir başarı olurdu.

Yine de içinde barındırdığı sanatsal ögeler, resim ve müzik kullanımı ile The Brand New Testament (Yepyeni Ahit) olağandışı hikayesiyle birlikte ilk bakışta hayranlık uyandıracak cinsten bir film. Ea’nın herkesin kalbindeki müziği duyabiliyor olması ve bunun fonda seyirciye aktarılması oldukça güzeldi. Sinematografi açısından bana biraz, Youth’ u(Gençlik)anımsattı diyebilirim. Şöyle orjinal güzellikte bir söz bulabiliyorsunuz mesela, aynı güzellikte bir görsel ve ses eşliğinde;

“Ama pürüzsüz bir ten ve siyah saçlar bir bebek yapmak için yeterli değil. Ayrıca merdivenlere çarpıp yuvarlanan inciler gibi bir gülüşün olmalı.”

The Brand New Testament (Yepyeni Ahit)’ i Başka Sinema’ da gösterime giren filmler kapsamında Boğaziçi Üniversitesi Sinebu’ da seyrettim. Sinebu diğer salonlarla karşılaştırılınca THY’ nin yanında Pegasus ayarında bir konfor sunuyor ancak bilet fiyatları gerçekten dudak uçuklatıyor ! Öğrenciye 3 TL!(;

Kara komedi dedimse salondan sık sık gülüşme seslerinin yükseldiğini ve oldukça keyifli bir deneyim olduğunu ekleyeyim. Yepyeni Ahit’ i herkese tavsiye ediyorum tabi ki. Ve filmin son sahnelerine yaklaşırken fonda dinlediğimiz o güzel şarkı ile bitireyim sözlerimi.

Charles Trenet’ den La Mere;