Dedemin Fişi ni Çekince Einar Lili Oldu !
Danimarkalı Kız (The Danish Girl) ve Dedemin Fişi. Dün İzlediğim iki güzel film..

Demek isterdim. Ne var ki biri iyi, diğeriyse hayli vasat bir filmdi. Öyle ki filmin ilk yarısından sonra çıkmak istedim. Yine Derya Hanım ile gitmiştik bu filme. “Yahu çıkalım da hiç değilse bir sonraki seansta “İftarlık Gazoz” a falan gireriz.” dedim . Keşke önceden aklıma gelseydi bilet almadan diğer salona geçiverme fikri de, bir biletle bir buçuk film vurmuş olur, harcadığım boşa zamanı da belki telafi etmiş sayardım kendimi. Neyse…
Beyazperde.com’ da Murat K. isimli kullanıcı BKM’nin bir önceki vasat yapımı olan Çarşı Pazar için şöyle bir yorumda bulunmuş;
“Karşınızda ikinci bir Yusuf Yusuf vakası.Yine tüm iyi sahne ve espiriler fragman ve teaserler yoluyla izlettirilmiş bizlere.Geriye de izleyecek hiç bir şey kalmamış koca filmde.”
Çarşı Pazar’ dan neden bahsettim? Çünkü iki filmin senaryo ekibi aynı. Ve alıntıladığım bu sorun her iki filmde de var. Fragmanına aldanıp gittiğim Dedemin Fişi hayal kırıklığı yarattı. Peki neden?
Başta senaryo… komik değil. Oyunculuklar… abartılı, Güldür Güldür tadında ancak sinema perdesine yakışmıyor. Zannediyorum şu mantıkla yola çıkılmış: “Güldür Güldür çok tuttu. Reytingler iyi. Oyuncular seviliyor. Daha ne olsun? Bu çocuklarla bir de film yapalım. Oradan da iyi para kazanırız.” Nitekim dedikleri doğru çıkmış. Box Office Türkiye rakamlarına baktığımızda 5. hafta 3. gününde 1.965.625 seyirci 22.382.368,00 TL hasılat ile Dedemin Fişi kârlı bir yatırım olmuşa benziyor.
Murat K. ise bir başka hayal kırıklığı oldu benim için. Zira bu filme oldukça olumlu bir yorumda bulunmuş. Ancak tek bir replikteki komunist göndermesi dikkate alınarak Burak Aksak ve Selçuk Aydemir’ in yaptıklarıyla kıyaslanamaz bile böyle bir film. Komedi filmlerinde dikkatimi çeken, salonu güldüren sahnelerin seyirciye süprizli anlar yaşatan sahneler olması. Oyunculuk ile güldürmeyi ise Şener Şen veya halefi Cengiz Bozkurt gibi nadir isimler becerebiliyor. Güldür Güldür’ ün usta ekibinin hakkını yememek lazım tabii ki. Ancak onların ‘güldüren oyunculuğu’ tiyatro sahnesinde sergilenip beyaz cama yansıtıldığı zaman başarılı. Sinema perdesinde farklı skeçlerin birleştirilmesi gibi duran bir filmde maaselef sırıtıyor. Cengiz Bozkurt’ un tiyatro sahnesinde sergilenip beyaz cama yansıtıldığında yapmacık duran ve oyunculuk anlamında kendisini yoran bu son yer aldığı projede olduğu gibi. 3G Show’dan söz ediyorum. Yine de haddimizi bilelim ve Cengiz Abimize selam ve saygılarımızı iletelim.

The Danish Girl’e dönecek olursak, filmin asıl hikayesi işte bu sahneyle başladı diyebiliriz. Gerda, Oola’nın modellik yaptığı bir resmi tamamlama saikiyle Oola o gün gelmeyince kocası Einar’dan kendisi için modellik yapmasını istiyor. Masum bir modellik sadece. Einar bir kilotlu çorap ve bir çift kadın ayakkabısı giyecek, kıyafeti de şekilde görüldüğü üzere üstünde tutacak ve böylece Gerda resimdeki kadının ayaklarını tamamlamaya devam edebilecek. Einar’ ın söylediğine göre o günkü modellik Einar’ın geçmişinde sakladığı ve unutmaya çalıştığı Lili karakterini yeniden hayata geçiriyor. Lili uyanıyor, Einar’a bu bedenin kendisine ait olduğunu ve bu bedeni kendi istediği şekilde görmek zorunda olduğunu fısıldamaya başlıyor.
Lili’ nin bariz uyandığı yer Gerda ile Einar’ ın bir oyunuyla başlıyor da diyebiliriz. O günkü davete farklılık katmak isteyen ikili Einar’ı Lili kılığına sokup öylece gidiveriyorlar. Ve Lili tüm bakışları üzerine çekiyor. Öyle ki günün sonunda Henrix ile kuytu bir köşede öpüşmeye kadar varıyor bu süreç.

Fotoğrafta göreceğiniz üzere filmdeki Lili Elbe gerçekteki Lili’den çok daha güzel olmuş. Gönül istiyor ki yaşanmış hikayeleri anlatan filmlerde ana karakterler gerçekteki halleriyle daha uyumlu olsun. Neredeyse aynısı, değilse çok benzeri olsun. Ancak sinemanın aynı zamanda ticari kaygı barındıran bir unsur olduğu düşünüldüğünde işin PR’ ı gerçeğe yakınlığını gölgede bırakabiliyor. Neyse ki Eddie Redmayne muhteşem oyunculuğu ile bu gerçekliği yakalamış. Einar Wegener ile Lili Elbe birlikteliğini, çatışmasını çok başarılı bir şekilde yansıtmış ve sonunda gerçek bir Lili olmuş. Hani Di Caprio ‘nun 8 senelik macerası olmasa bu Oscar kesinlikle Eddie Redmayne’ın olmalı diyebilirdik.
Peki ya yönetmen Tom Hooper’ a ne demeli? Akademi Ödüllü yönetmen bu filminde fevkalade çekimler yakalamış. Ressam çiftimiz Einar ve Gerda Wegener çiftini sükutu hayale uğratmamak için çabalamış sanki. Bir ressam titizliğiyle tablo gibi sahneler çıkmış ortaya.

Nihayetinde Danimarkalı Kız bu yılın izlenmezse olmaz yapımlarından birisi olarak sinema salonlarındaki yerlerini aldı ve raflardaki yerini bekliyor. Gerda Wegener rolü ile Alicia Vikander’ in oyunculuğunu da oldukça beğeneceğinizi söyleyebilirim. Eddi Redmayne gibi o da karakterinin içine girmiş ve her ikisi de oynadıkları rolün kendisi olabilmişler Danimarkalı Kız’ da.Zaten Alicia Vikander’in hakkını teslim etmiş ve bu yılki Oscar ödüllerinde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu vasfı ile taltif etmişlerdi hatırlarsanız. Burada Ercan Kesal’ı saygıyla anıp “Artislik yapmayan artistir” sözünü anımsayalım.
Ve Danimarkalı Kız fragmanı ile başbaşa bırakalım sizleri;