Hayat’a bağ-kur’un gözünden bakmak

Öncelikle hayatı ve insanları takdir etmeye başlıyorsunuz.

İşe giderken önünden geçtiğiniz ama adını hiç hatırlayamadığınız börekçiyi düşünün, ya da adı sanı belli olmayan kahve zincirini ya da mahallenizdeki fırını, bağdat caddesinde açılan bir kafeteryayı. Onları dolu gördüğümüzde içimizden geçiririz hep üç liralık şeyi yirmi liraya satıp para kazanıyorlar, köşe olmuşlar diye.

Toplanın, anlatıyorum; o işler o kadar kolay değil.

Kurumsal bir şirkette üst düzey yönetici olmanın en muhteşem yönü firmanızın “ne kadar” büyük olduğu ile övünmenizdir. Bizim sektörde MW’lar havada uçuşur mesela, 100MW GES kurduk, 500MW rüzgarımız var, 1.200MW termik yapıyoruz v.s. Kurumsal yaşamın bir gerekliliği olarak risk almamaya çalışır, problemleri başkasına yıkarız ve ay sonunda hesabımızda bol sıfırlı maaşlar ile köşemize çekiliriz. Buraya kadar herşey kabul edilebilir ama o köşede adını sanını bilmediğiniz börekçi var ya; işte o sizden daha cesur, daha girişken, daha başarılı. O’nu asla asla küçümsemeyin.

Kendimde dahil olmak üzere o büyük şirketin kolları altındayken geriye kalan herşeyi küçümsüyoruz. Börekçi mi? hah! yani ne var ki? Pizzacı mı? Kafeterya hele? Amaaan herkes açıyor. Bugün kirası, iç dekoru, mobilyası, mutfağı ile bir börekçi kaç paraya açılıyor biliyormusunuz? Bilmiyorsunuz elbette…

Hayatta kendiniz bir yola çıkmaya karar verdiğinizde etrafınıza bakışınız değişiyor, alıcı gözle bakmaya başlıyorsunuz. Hayatı, insanları ve yaptıkları işleri takdir etmeye başlıyorsunuz.

Profesyonel olabilirsiniz veya benim gibi kendi ayakları üzerinde durmaya yeni başlayabilirsiniz ama pek çoğumuzun düştüğü hataya düşmeyin; o çalıştığınız şirketler size ait değil. Siz de o şirketlere ait değilsiniz. Etrafınızın farkına varın, insanların başarılarının farkına varın, takdir etmesini bilin.

Arada bir börekçi ekonomisini düşünün; hatırlayacaksınız. :)


Originally published at Orçun Başlak.