İçki Yasaklarını Nasıl Okumalı?

Zonguldak’ta halk plajında bira içen kadına polis müdahalesini, New York’ta da açık alanda içki içmenin yasak olması ile karşılaştıran bir yoruma denk geldim. Bu gibi yasaklarda, Batı ile Türkiye mukayeselerinden tiksinti geldi açıkçası.

Sırf bira içtiği için kadınlara müdahale etmeye 4 polis, 1 zabıta, 1 de plaj görevlisi gelmiş!

Öncelikle, Batı’daki her yasağı alıp aynen uygulamakta çok iyiyiz ama Batı’daki herhangi bir özgürlüğe heves etmişliğimiz yok uzun zamandır.

İkinci olarak, bu benzetmeler, ‘niyet okumayın’ retoriği ile birleşerek asıl meseleyi kaçırmamıza sebep oluyor. Tr’de iktidar, belli bir tartışma sonrasında, iyi kötü katılımcı ve rasyonel bir karar alma süreciyle, rasyonel saiklere dayanarak almıyor bu gibi kamusal ve özel hayatı ilgilendiren yasak kararlarını. Dışarıdan ne söylerlerse söylesinler (işin sağlık kısmı kesinlikle umurlarında değil, öyle olsa tuz ve şeker de yasaklarlardı NY gibi), ideolojilerinin temelini oluşturan dinlerine ve törelerine yaslanıyorlar ki bunlar rasyonel bir zeminde tartışılabilecek şeyler değil. Tanrı kelamı oldukları ya da bu toplumun metafizik değerleri oldukları inancıyla, sorgulanamayan bu kaidelere itiraz ettiğinizde de doğrudan düşman oluyorsunuz. Hal bu olunca, sonuçta akıl, mantık, etik vs.’ye değil de, güce dayalı bir sistem ortaya çıkıyor. Adam, bir şeye inanıyor, o şey birilerinin belli yerlerde belli şeyleri yapmasını yasaklıyor, adam da gücü yettiği için bu yasağı uygulamaya geçiriyor.

Uzun lafın kısası, bu gibi uygulamalar Tr’de seküler ve dolayısı ile akıl/insan merkezli bir temele değil, ‘tanrısal’/insan dışı temele dayandığından, usul bakımından geçersiz, gayr-ı meşrudur. Laiklik, tek başına huzur ve mutluluğa yetmez ama olmadığı yerde huzur ve mutluluk (en azından zihnen özgür bireyler için) mümkün deği. Başlığa konu olan eylemi, bu şekilde okumak lazım gelir.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.