Her Türk VIP Doğar!

Contemporary Istanbul geçtiğimiz pazar sona erdi. Ben de yaklaşık bir aydır bu organizasyonunun VIP ilişkilerinde yer alıyorum. Ofiste geçen uzun günlerden sonra fuar süresince fuar alanındaydık, gerek VIP desk’te, gerek fuar kapsamındaki etkinliklerde. Kendi deneyimlediğim kadarıyla bir çağdaş sanat fuarının arkaplanı nasıl birşey onu anlatmak istiyorum- bu blog’da ulaşmaya çalıştığım bir amaç da sanat alanında kariyer yapmak isteyenlere kendi bildiğim kadarıyla ışık tutmak çünkü.
Bu departman çok genel olarak fuara davet edilecek öncelikli kişilerle ve fuar bünyesinde düzenlenen özel davetlerle ilgileniyor. Bu öncelikli kişiler de, sanat alıcısı, koleksiyoner, basın, belli sanat profesyonelleri şeklinde. Bu insanların adları, mailleri, adresleri gibi bilgiler sene boyunca çeşitli kaynaklardan ediniliyor. Daha sonra onlara davetiye gönderilmesi, katılım durumlarının işaretlenmesi, eğer yabancıysa Türkiye’ye gelişi, gidişi, oteli, otele aktarımı vs. her detayıyla ilgileniliyor. Tam bir event management aslında.
Tüm bu işler çok detaylı ve ekstra dikkat gerektiriyor. Bol satır ve sütunlu excel dosyalarıyla çalışırken içinizde hep bir ‘ya yanlışlıkla bir satırı silersem?’ korkusu var. İşler hiç bir zaman pürüzsüz gitmiyor, hep bir çıkıntılık oluyor.
Ofiste bilgisayar başında tatlı tatlı çayınızı yudumlarken, fuar sırasında artık ne iş varsa bir ucundan tutuyorsun. Ben de sık sık VIP desk’te bulundum. Fuarın girişinde, biletlerin satıldığı gişenin hemen yanında. Buradan VIP’lere veya birinin davetlisi olanlara kartları, davetiyeleri vs. veriliyor.
VIP desk manzarası, mahşer yeri tasvirlerine oldukça uygun, aşırı kalabalık. Burada bulunduğum sürede bir şeyi kesin olarak kabullendim: Türk insanı her yerde, her koşulda very important person’dur!
O öyledir sen bilmiyorsundur. Olmadığını farkındaysa da size yutturmayı mutlaka dener. Birisi geldi mesela, kendisini ses sanatçısı olarak tanıttı. İsmi VIP listesinde yok. Bilet almasını rica ettik tabi. Dediki ne bileti ben sesimi bedavaya veriyorum size. Çok ciddiydi. Gerçekten fantastik bir andı.
Neyse sonra, kendisine gönderilmemiş bir davetiye için LCV verir. Fuarın açılmasına iki saat kala telefonda kendisine niye VIP kart gelmediğini inatla sorgular. ( Halbuki ben VIP olmalıyım geçerli nedenlerim de şunlar diye bir mail atsa zaten değerlendirilecek) Bilmemkimin davetlisidir, onun arkadaşıdır… Herkes sıra bekleyip bilet alırken bedava girmenin yolunu arar. Bu insanlar fuardan çıkıp eve dönerken karşıdan karşıya geçecek bir insana asla yol vermeyecek, sinyal yakmış aracı önüne geçirmemek için dibine kadar gireceklerdir. İnsanımızın (yabancılarda da var ama Türkler’de daha baskın gibi) düşüncesizliğini ve saygısızlığını görmek için burada çalışmaya ihtiyaç yok.
Bir de flu VIP’ler vardır. Bunlar çeşitli günlerde, farklı konseptlerde birkaç etkinliğe davetlidir. Katılım durumlarını bildirmek içinse size subject kısmında Party, altındaysa sadece ‘katılıyorum’ yazan mailler atarlar. Davet mailinize cevaben atılmadıkları için acaba hangisine LCV verdi diye 6. hislerinizi yoklamak zorunda kalırsınız.
Bunları gördüm ya artık bir davet aldığımda olumsuz da olsa mutlaka LCV veririm, insanların vaktini çalmadan önce ‘bu işin içinen kendim çıkabilir miyim?’ diye düşünürüm. Velhasılı kelam, fuar dediğimiz şey çok büyük bir organizasyon, zilyon tane detayı var ve bunlarla insan ilgileniyor.Aksaklıklar karşısında ağız burun eğmek yerine anlayışlı olmak veya hiç değilse köstek olmamak lazım.
‘Günün sonunda bazı insanlar VIP’dir bazıları değildir, mühim olan insan olabilmektir’ der ve yazıyı bu küçük aforizmayla noktalarım.
-Rana
Originally published at someartsystuff.co on November 24, 2015.