Halep kazanıyor

Halep kaybetmiyor, Halep kazanıyor. Halep ölmüyor, aksine Halep birçok ölüden daha diri. Halep düşmüyor, Halep yükseliyor ve yükselmeye devam ediyor zira makamların en yüksekte olanı şehitlik makamı değil midir? Halep şehit oluyor Halep şehit oluyor bizde buna şahidiz ya Rab.

Halep yanmıyor, ciğerlerimizi yakıyor senin yanan yerlerin ciğerlerimize kor ateş gibi düştü şahit ol Halep !!, şahit ol !! şahitlerin şahitliğinin en değerli olduğu gün şahit ol bize. Halep kanamıyor, Halep kanayan yerlerimize merhem olmaya çalışıyor Halep parçalanmış İslam alemini bir çatı altına toplamaya çalışıyor.


Dostlar; Allah’ın mülkünde yaşıyoruz, iyi veya kötü gördüğümüz her şey onun onayıyla ve iradesiyle olan bir dünyadayız. Bizim kötü gördüğümüzde iyi zannettiğimizde bizim kanaatimizi yansıtıyor ama şu kâinatta olup biten her şey Allah’ı yansıtıyor.

Bir Musa göndermek için binlerce çocuğu ana rahmindeyken öldüren firavunun ipleri Allah’ın elindeydi, Peygamber yakma cüretindeki Nemrut’un ipi de Allah’ın elindeydi. Binlerce genç Allah demekten vazgeçmedikleri için ateş çukurlarında yakılırken, bebekli anneler bebekleriyle beraber o çukurlara konarken de Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey olmamıştı.

Eminim ki Halep kuşatılır gibi firavun İsrail oğullarının evlerini, yatak odalarını kuşatmıştı. Hamile kadın araştırması yaptırmıştı. Tek bir yaprağın izin olmadan vakti gelmeden düşmesine izin vermeyen (En’âm,6/59) Allah, firavunun müstakbelde bir erkek çocuk doğmasın diye ana rahimlerine, müsaade edip müdahale ettirmişti.

Dostlar nerenin niye kuşatıldığı anlamadan önce kuşatanları kuşatan Allah’ı tanımak zorundayız. Kim nereyi kuşatırsa kuşatsın her şeyi kuşatan Allah bizim Allah’ımızdır. O Allah’ı bilgiyle bile kuşatmamız mümkün değil eylem olarak bırakın. (Bakara,2/255)

Bu Allah’ın sadece kendisinin bildiği hikmetlerle yaptığı işleri görüyoruz biz. Sayısını yaklaşık bir rakam olarak bile bilmemiz mümkün olmayan ağaç yapraklarına bile barkod koymuş bir Allah yirmi çocuğun otuz çocuğun neden öldürüldüğüne dair hesap mı verir bize?

Basit temennilerle, sloganlarla bu davada yol alınmıyor alınmaz da zaten. Biz cılızlaşmış beyinlerimizle, büzülmüş kafalarımızla, körelmiş gözlerimizle, müzik gürültüsü gibi söz dinleyen kulaklarımızla Allah’ın davasını anlayamayız. Filan yerde şu kadar çocuk kafirler tarafından katledilmiş denirken, Musa aleyhisselâm doğmasın diye kaç çocuk katledilmişti ve Allah ona izin vermişti bunu düşünmek gerek. Çünkü Musa, Musa ise uğruna yüzbinlerce kurban edilse ne olur. Eğer o Musa o aranılan beklenilen Musa değilse uğruna uykusuz kalmaya bile değmez.

Firavun Musa’yı arıyor Halep de fakat Musa nehirde ve firavunun sarayına doğru yola çıktı bile çoktan.

Allah’ın mülkündeyiz, Allah’ın kullarıyız, Allah’ın kanunları işliyor ve her şeyde bir hikmet var.

Herhangi birimiz bir ağaç yaprağı kadar basit değiliz, dünyanın bütün ağaçları bir Müslüman etmez bu kâinatta buna rağmen ağaç yapraklarına barkod koyan Allah şu saatte düşecek dediği için o saatten bir saniye önce ağaç yaprağı düşemez Allah’ın kulları mümin kulları, kafirlerin önünde düşer yıkılır mı hiç?

Hikmet yumağını bizim gözümüzle değil Allah’ın nazarıyla anlamak zorundayız.


Gelin beraber bir Müslüman şahsiyet olan Hasan El-Bennâ ya bakalım;

Hasan El-Bennâ ümmeti Muhammed’in öldü zannedilen çağında zamanında dünya Müslümanlarının tamamını kuşatacak projeye sahiplik eden bir şahsiyettir. İngilizler becerdik hilafeti kaldırdık halifesiz Müslümanlar bir daha ayağa kalkamaz diye plan yaptıklarında, mısırda hoca olmayan âlim olmayan, hadisçi, tefsirci, bir şeyhin müridi bir kimse olmayan 20 yaşını geçmemiş bir deli kanlı olduğu halde hilafet manasında yeniden dünya çapında bir örgüt kuran adamdır.

Onun meşhurluğu ilminden gelmiyor; âlim biri değildir, edebiyat öğretmenidir. Ama 18 yaşında okuldan çıktıktan sonra öğretmenliğini okullarda değil, çöllerde, kahvehanelerde ümmeti Muhammed’in dolaştığı her yerde yapmıştır.

Biz elbette ki Hasan El-Bennâ’nın kara kaşına, memleketine filan hayran değiliz. Fotoğraflarını inceleyip gözyaşı akıtmıyoruz, eylemlerini satır satır inceliyoruz, minnet hissediyoruz, rahmet okuyoruz, taklit etmek istiyoruz.

Hasan El-Bennâ demek; herkesin şeyhini, cemaatini, ailesini, kabilesini öne çıkarttığı bir zamanda hayır! Ümmeti Muhammed var gerisi yok diyen adamdır. Ümmet kafalı adamdır.

Hasan El-Bennâ herkesin benim cemaatim benim mezhebim büyüsün dediği zaman çıkıp büyüyecekse İslam büyüsün, önderimiz Resulullah aleyhissalatu vesselam olsun, yaşamak için değil şehitlik için yaşayalım diyerek yola çıktı.

Hasan El-Bennâ’nın çalışma takvimi; 1-öncelikli işler 2-önemli işler. Her işe böyle yaklaştı öncelikli mi? Önemli mi?

Bir gün Hasan El-Bennâ camiye gidiyor ve ezan okunduktan sonra caminin içinde tartışan bir grup Müslüman görüyor, aralarına girip ne kavga ediyorsunuz namaz kılacaz diyor onlarda önemli bir mesele konuşuyoruz ezan okunda duayı sesli mi okusak sessiz mi diye tartışıyoruz diyorlar. Hasan El-Bennâ da diyor ki; ben size bir tavsiyede bulunayım ezan da okumayın yeter ki tartışmayın diyor. Çünkü onun öncelikli konusu ümmetin bir arada durmasıydı. Ezandan sonra duanın nasıl okunacağını tartışan bir ümmet İngiliz’in Mısır’ı sömürmesini anlayamaz da ondan. İngiliz’e karşı direnen insanlar kıblede tek saf olabilen insanlar olur çünkü.

Hasan El-Bennâ cübbe filan giyinip cübbemin altına geleni cennete götürürüm filanda demedi, birlik olursak bir bütün olursak cennete gireriz yoksa parça parça oluruz dedi. Zira Allah bir bütün olanları sever. Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever. (Saf,61/4)

Bu ümmet zamanı bitmiş, peygamberinin peygamberlik süresi bitmiş bir ümmet değildir ki Kafirler Müslüman beldelerini kuşatınca işgal edince işimiz bitsin bizim. Eğer Muhammed aleyhissalatu vesselam kıyamete kadar peygamber olarak kalacaksa yani Allah ben Muhammed’den (aleyhissalatu vesselam) başka peygamber göndermeyeceğim dediyse ki dedi. Kıyamete kadar Kabe’nin bulunduğu Mekke başta olmak üzere bütün şehirlerimiz kuşatılsa, çocuklarımız öldürülse, kadınlarımız kaçırılsa, camilerimiz yıkılsa bile Muhammed’in (aleyhissalatu vesselam) dinine zeval gelmeyecektir. Eğer öldürmekle, ezmekle, sürmekle bitirebilecek olsalardı bunu herhalde şimdiye kadar yüz defa yaparlardı.

100 yıl önce Mısır’ı İngilizlerin elinden kurtarmak velhasıl İslam ümmetini bir araya toplamak için Hasan El-Bennâ’yı gönderen Allah bugün Halep’i, Filistin’i kafirlerin elinden kurtarmak için bir Bennâ gönderecektir biz onu bekliyoruz.

Diliyoruz ki Rabbimizden, bize rahmetiyle muamele buyursun, içimizden Hasan El-Bennâlar yetiştirsin.


Evet Halep kuşatıldı, oradaki kardeşlerimiz katlediliyor, zalimce öldürülüyor, bizimde kalplerimiz yanıyor, yüreğimiz acıyor ama sebebini algılayıp bir bütün olmamız gerekiyor zalimlere karşı durmak zorundayız. Bekle Halep Musa’n yolda geliyor firavunun sarayına, Bekle Halep Hasan’ın geliyor seni kurtarmaya…

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Salih Durak’s story.