Fenerbahçe-Kasımpaşa: Dominant

Modern futbolu sadece istatistikler ve rakamlar üzerinden yorumlayan ve bunu içselleştirmiş bir kitle oluştu malesef. X dakika top oyunda kaldı, Y kere ceza sahasında topla buluştuk, Z tane dripling yaptık vs. vs. İlk 13 haftaki tabloyu istatistik bilimiyle açıklamak malesef mümkün değildi çünkü Fenerbahçe birçok istatistikte ligde liderken, puan tablosunda liderin 6 puan gerisindeydi. Sahada izlediğimiz futbolsa, istatistik kağıdının tam tersine, korkak, özgüvensiz, öne geçse dahi kazanacakmış hissi vermeyen bir görüntüdeydi. Ta ki bu haftaya kadar.

Forvetsiz çıktığımız maçta kadroyu görünce herkes gibi ben de aynı şeyi düşündüm, yine, yeniden! Neden bu Topal-Souza ısrarı, neden Valbuena yedek, kim nasıl gol atacak! Takım maça öyle bir başladı ki, sanırım son 2 sene izlediğimiz en iştahlı futbol vardı sahada. Tribüne dönmeye başlayan taraftar, takımda taktiksel ve mental olarak yerini bulan Giuliano, sağ kanadı koridora çeviren Şener, topuyla tüfeğiyle gol arayan bir Fenerbahçe. Kaybedilen topları o kadar hızlı geri kazandık ki, maç bir ara yalnızca Kasımpaşa yarı sahasında geçti. Golü yan toptan bulup, standart Fenerbahçe golünü yedikten sonra bile ilk defa maçı kazanacağını hissediyordu herkes. Kimse tribünde ve tv başında küfür kıyamet tırnaklarını yemiyordu çünkü herkesin ümidini kestiği takım, formasının ağırlığını ve rengini, büyüklüğünü hatırlamış gibi duruyordu.

2. yarı yine müthiş saldıran bir Fenerbahçe, bu sefer bulduklarını atan, doğru yerde topu doğru adamla buluşturan, her şeyden önemlisi galip geleceğini taraftara ve rakip takıma hissettirmiş bir Fenerbahçe vardı sahada. Giuliano’nun özellikle ilk goldeki bitiriciliği top-class. Dirar’ın hakkını da verelim!

Günün sonunda 4–2 kazandı Fenerbahçe. İstatistik kağıdında ligin en çok gol atan takımı yazıyordu. Los galacticos Beşiktaş’ın üstünde, vuran kıran parçalayan Galatasaray’ın 3 puan gerisinde! İçerideki Galatasaray maçını kazanacağına emin taraftarlar liderlik havasına girdi bile.

Ama. Hala bir sürü ama var bence.

1) Valbuena hep kenarda mı oturacak? Oyuna girince takımda bir çözülme oldu ve neden oynamadığını az çok gördük. Asla adam kovalamıyor ve topu malesef ayağında çok tutuyor. Takımın önüne geçmeden taktiksel olarak takımın bir parçası olmayı kabul etmesi çok önemli. Etmezse sorun yaratabilir!

2) Topal-Souza ikilisinden ne zaman kurtulacağız? Topal bu takımda kaptanlığa kadar yükseldi ama malesef Josef varken fazla. Josef giderse de yerini doldurabilir mi, şu anki görüntüsüyle zor. Çok tutuk, topla ilişkisi daha da gerilemiş, malesef hiç güven vermiyor.

3) Ne olacak bu İsmail-Hasan Ali ikilisi. Bu maçta bile İsmail hatalarıyla, topu aldığında yaptığı acemiliklerle saç baş yoldurttu. Umarım devre arası bir sol bek gelir takıma.

4) Bu en önemli soru. Fenerbahçe bu futbolu sürdürebilecek mi?

Bursaspor şu anda ligin en formda takımı. Taraftarıyla, hocasıyla, direksiyonda Batalla’yla çok skı takım oldular. Oradan alınacak 3 puan herkese önemli mesaj verecektir. Her hafta dönüm maçı mı olur diye düşünsek de, Bursa maçı sezonun devamı için çok çok önemli bir dönüm olabilir. Ben şampiyonluk yarışındaki en büyük rakibin Tudor tartışmalarını bitirmeleri halinde (Fatih Terim gelirse ne olur bilemesem de) Galatasaray olacağını, onların da haftaya olmasa da Yeni Malatya-Göztepe maçlarında puan/lar bırakacağını düşünüyorum.

Takımdaki ve taraftardaki negatif hava dağıldı. 3 hafta 9 puan matematiksel ve psikolojik olarak takımı yarışa döndürdü. Mesele bu büyük takım reaksiyonunu sürdürmekte. Bu baskın oyunu 2–3 maç daha sürdürürsek, başta biz taraftarlar herkes mesajı net bir şekilde alır.

Fenerbahçe geliyor!

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.