Very Veri.

(An English Version will be available soon.)

Veri kullanımından beslenen kampanyalar üretmek sektörün yıllardır konuştuğu ve gün geçtikçe daha da normlaşan bir konu. Kişiselleştirme mega-trend’i insanoğlunun bencilliği devam ettikçe daha da önem kazanacak. Dijital deneyimleri giderek daha da kişiselleştirmek demek toplanan verinin belki de daha büyük oranda artması demek olacak.

Çığ gibi büyüyen bu bitmek tükenmek bilmez bilgi akışını anlamlandırmak işin en zor kısmı biliyorsunuz. Doğru analiz edilmediğinde, keşfedilmemiş bir altın madeninden farkı kalmaz verinin. Oradadır, tam üzerine basıyorsunuzdur ama kullanamazsınız. Tam da burada “yapay zeka” devreye giriyor artık. Başa çıkamayacağımız kadar büyük birşey yarattık ve onunla başa çıkabilmek için, yine başa çıkamayacağımız kadar büyük birşey yaratmamız gerekiyordu.

Dünya gündeminden inmeyen, hakkında yazılan makale sayısı katlanarak artan bir fenomen “yapay zeka”. Son birkaç yılda o kadar fazla kupür okuduğunuzdan eminim ki bu konuda, uzun uzun anlatmak yerine size daha taze bir perspektif sağlamaya çalışalım.


Biliyorsunuz yaratıcı endüstrilerin en büyük, en vazgeçilmez, en efsanevi, en paha biçilmez kaynağı insan beynidir. Yüzyıllardır insan ırkının ilerlemesindeki en büyük rolü üstlenen “zeka”, bugünlerde “yapay” kısmına duyduğumuz heyecan yüzünden geri plana atılmış gibi görünüyor. Ben bu durumu çok tehlikeli buluyorum. Yapay zekanın ilerlemesi için harcanan eforun organik zekanın gelişimi için de harcanmasının öneminin altını çizmeliyiz.

Bu iki kavram arasındaki ilişkiyi doğru açıklayabilmek için öncelikle Biyolojik Taklitçilik prensibinden bahsetmemiz gerekir. Biyolojik Taklitçilik (Bio-Mimicry), doğanın kendini kanıtlamış teknikleri ve stratejilerini taklit ederek insanlığın çeşitli sorunlarına sürdürülebilir çözümler arar. 3.7 milyar yıldan sonra doğa, dünyada neyin çalışıp neyin çalışmadığını öğrendi. Sıra bizde.

Bu müthiş tekniğin birçok örneğini her gün kullanıyoruz farkında olmadan. Bir ağacın dalları, ciğerlerimiz ve dünyanın etrafında inşa ettiğimiz otoyollar Murray Kuramı ile açıklanan aynı matematiksel yapıya sahiptir. Mesela özel bir tür kuşun gagası gibi tasarlanan hızlı trenler, yaprak şeklinde düzenlenmiş daha verimli solar paneller, kertenkele ayaklarının zemine tutuşundan ilham alan yapıştırıcılar ve daha birçoğunu sıralamak mümkün.

İşte tam da bunun gibi bir ilişki var yapay ve organik zeka arasında. Ama bu sefer ilham kaynağı organik insan zihni. Bunun en güzel örneği Alpha-Go’nun dünya Go şampiyonu Lee Sedol’u yendiği, belgesellere konu olan nefes kesici müsabaka. Alpha Go, “insan gibi düşünebilmeyi” analitik yeteneklerine eklediği için kazanabildi. Bizim de bundan öğrenecek çok şeyimiz var:

Kendi büyük verimizi yaratmamız lazım.

Bizi biz yapan her türlü beğeni, köken, gelenek ve alışkanlıklarımızın ötesine geçip beynimizi daha büyük bir “veriye” tabi tutmamız gerekiyor. Bu, normalde izlemeyeceğimiz bir içerik izlemek demek. Bu, tahmin etmeyeceğimiz rastlantılara izin verme erdemine sahip olmak demek. Bu, yeni yerler keşfetmek, yeni tadlar denemek demek. Çünkü büyük veri’den beslenen yapay zeka’nın büyüsü buradan geliyor. Ön yargısız, tercihsiz, her olasılığa aynı önemi veren bir yaklaşım.

Hayata ve deneyimlerimize bu büyük veri perspektifinden baktıkça yapay zeka’ya ilham veren organik zekamızın gerçek gücüne tanıklık edeceğiz. Sadece yaratıcı endüstriler değil, tüm insanlık “quantum leap”i yaşayacak. Ne kadar heyecan verici değil mi?