Demokrasinin Brütüsleri: Batı medyası*
15 Temmuz gecesinden itibaren Batı medyası, başarısız olan darbenin açıklarını kapatmak, tanklara direnen halkı görmezden gelmek ve FETÖ’yü aklamak görevini üstlendi. Bu görevi hakkıyla ifa edebilmek için de yalan haber yapmaktan, bilgileri çarpıtmaktan, demokrasini kendine yontmaktan ve darbeyi küçümsemekten kaçınmıyor. Tıpkı daha önce Bosna’da ve Mısır’da olduğu gibi.

21 Temmuz 2016 günü, BBC Dünya Haberleri prodüktörü James Bryant’tan Türkiye’deki kimi gazetecilere bir e-posta gitti. E-posta’da özetle, “Başarısız kalan darbe girişimi sonrası geçtiğimiz hafta iktidarın icraatlarını eleştiren pek çok kişiyi yayına almıştık, bu hafta ise yeni isim bulmakta zorlanıyoruz, eğer bize iktidarı eleştirecek yeni isimler bulmamızda yardımcı olursanız, seviniriz,” deniyordu. Türkiye tarihinin en kanlı ve dünya tarihinin de en kanlı darbe girişimlerinden biri Türk halkının güçlü desteği, sivil siyasetin dik duruşu ve ulusal medyanın demokratik yaklaşımıyla engellenmişken, dünyanın en güçlü medya organlarından BBC, iktidarı eleştirecek isimler bulmaya çalışıyordu. Batı medyasının demokrasi havariliği maskesinin çıkıp, çirkin yüzünün meydana çıkışının belgelerinden bir bu metindi. Aslında 15 Temmuz FETÖ’cü işgal girişimi sürecinde ve devamında Batı medyasının genel fotoğrafına bakıldığında, Türkiye’deki darbe girişiminin başarısız kalmasına ilişkin haber ve yorumlarıyla demokrasiye ihanet içinde oldukları bir kez daha açıkça ifşa oldu.

15 Temmuz gecesiyle birlikte Batı medyası, açığa çıkan çirkin yüzünü maskelemek ve FETÖ’yü korumak için bin bir yalan ve iftira ile Türkiye’ye saldırdı. “Türkiye’deki darbe girişiminin bir senaryo olduğu”, “Erdoğan’ın ‘otokratik’ yönetiminin daha da güçleneceği”, “IŞİD ile mücadelenin artık daha da zorlaşacağı”, “Türkiye’nin 15 Temmuz öncesine göre daha kötü günlerin beklediği” gibi iddiaların, haber, köşe yazısı ya da yorum olarak gazetelerde yer bulduğu bir çılgınlık hali mevcuttu. Bu çılgınlık yerini bir süre sonra, “darbe girişimi neden başarısız oldu sorusu”na bıraktı. Yabancı basın, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öldürülmesinden, kritik kurumların ele geçirilmesine kadar” adeta yol yordam öğretmeye girişen, “yorum” adı altındaki Türkiye’ye ilişkin terzilik faaliyetleriyle devam etti. Örneğin, ABD’de neo-con kliğe yakın yayın kuruluşu Fox News’un yorum bölümünde 16 Temmuz tarihli, Ralph Peters imzalı “Türkiye’nin son umudu yok oldu” başlıklı yazıda “Cuma gecesi başarısız olan darbe girişimi, iktidarın İslamileşmesini ve toplumun çökmesini önleyecek son umuttu” deniliyor, başarısız kalan darbe girişinin ardından ağıt yakılıyordu.

Yine “Yayımlanmaya değer her haber” sloganına sahip olan, -ki aslında bu işimize gelen haberleri basıyoruz demektir-, The New York Times gazetesinin 17 Temmuz tarihli editoryal yazısında, “Türkiye’de karşı darbe” başlıklı bir metin yayınlandı. Metinde Türkiye’nin darbe girişimi sonrası aldığı önlemler “eleştiri” konusu ediliyor, bu önlemlerin alınmasına neden olan FETÖ’cü darbe girişimi gözden kaçırılıyordu. New York Times’ın editoryal yönetiminin görüşlerini açıklayan metnin içeriği de, “darbe neden gerekliydi” sorusunun cevaplarını içerecek ve meşrulaştıracak şekilde oluşturulmuştu. Öyle ki, darbe girişimi metnin sonunda “isyan” olarak sunuluyor ve Türkiye’nin varlık alanında bir istikrar unsuru olmaktan çıktığı iddia ediliyordu.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öldüremezdiniz”
Demokrasi ve medya tarihine kara leke olarak geçecek tüm bu yorumların zirve noktası ise BBC-1'de 17 Temmuz tarihinde yayınlanan bir program oldu. Yayına dış politika analisti titriyle katılan Tim Marshall adlı yorumcu, FETÖ’cü hainlerin “iki büyük hatası olduğunu” gülerek sunucuya değerlendirdi. Peki, neydi bu iki büyük hata? “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öldürülmemesi” ve “kritik kurumların kontrolünün ele geçirilememesi.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öldürülmemesini bir hata olarak gören İngiliz devlet televizyonuyla paralel giden bir başka medya kuruluşu İngiltere’de sol entelektüel çevrelerin gazetesi Guardian’dı.

Gazetede yayımlanan, Andrew Finkel ve Ece Temelkuran imzalı yayınladığı yorum yazılarında, Türkiye’nin 15 Temmuz sonrası “daha da kötüye gideceği” tezini ileri sürüldü. Guardian’daki yazısında Finkel, “Türkiye zaten, ordu tarafından değil Erdoğan tarafından yürütülen yavaş çekim bir darbe yaşıyordu” yazıyor, bir başka kara propagandaya imza atıyordu. Aynı Finkel, darbe girişiminin engellendiği gün, 16 Temmuz’da CNN canlı yayınında “darbe girişiminin ardında Gülen’in olmasının imkânsız olduğu” yorumunda bulunuyor, tüm istihbarat servislerinden daha hızlı sonuca ulaşıyordu.
Batıya yüz vermeyen isimler
Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin de, Batılı medya kuruluşlarındaki meslektaşlarından gelen istekleri hayretle karşılayanlar arasında. Yetkin, 26 Temmuz tarihli köşe yazısında, Batılı medya kuruluşlarından gelen anti-Türkiye çerçeveli yayın yapma isteğine tepki gösteriyordu:
“Türkiye’deki askeri darbe girişiminin boşa çıkarılmasına yarım ağızla memnuniyet ifade edip, aslında içten içe hayıflanılmasını görmekten derin hayal kırıklığı ve tepki duyduğumu söylemeliyim.” Anlaşıldığı kadarıyla Yetkin, kendisine gelen sorulardan ve yakın ilişki içinde olduğu Batı medyasındaki meslektaşlarının Türkiye’deki darbe girişimine ilişkin sözlerinden büyük bir hayrete ve şaşkınlığa uğramıştı. Yetkin, Batı medyasının “demokrasi”ye ilişkin gerçek niyetleriyle ilk kez bu kadar net yüzleşmişti. Sadece Yetkin değil, darbe girişimine karşı daha ilk saatlerde net tepki gösteren ve karşı duran gazeteci Nedim Şener de, Batı medyasının darbe girişimini destekleyici duruşunu yüzlerine çarpanlardan biriydi. Şener, Batı medyasının demokrasiye ihanetinden duyduğu üzüntüyü ve umutsuzluğunu, “Batı medyasına Hrant Dink cinayetinde başı çekenlerin FETÖ’cü polisler olduğunu söyleyin belki bakışları değişir, belki…” tweetiyle dile getiriyordu.
Tanka karşı duranları görmeyen medya
Tabii yukarıda belirttiğimiz ve Batı medyasının, kendi oluşturdukları demokrasi mitini yine kendi elleriyle yıktıkları yayınların ötesinde bir başka durum daha var. O da bu kurumların adeta FETÖ lideri Fetullah Gülen’in sözcülüğü yarışına girişmiş olması. Daha darbe girişiminin başarısız kaldığı ilk gün, Gülen’in Pensilvanya’da yaşadığı yerde soluğu alan Batılı medya kuruluşları, bu kirli örgütün ve liderinin borazanlığını üstlenerek, “darbenin Erdoğan tarafından tertip edilmiş bir senaryo olabileceği” tezini soruyordu.

Reuters’inden New York Times’a, Huffington Post’a kadar tüm Batı medyası hala daha FETÖ liderini birinci elden ya da dolaylı olarak savunan yazılar ile dolup taşıyor. Aynı medya kuruluşları darbe girişimini flulaştırarak, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesinin zayıflayacağı, istikrarlı bir ülke olmaktan çıkacağı, İslamcı bir yapıya bürüneceği gibi akla hayale gelmeyecek onlarca tezviratı dolaşıma sokuyor. Uluslararası Af Örgütü’nün 10 gün gibi bir sürede hazırladığı darbe girişimi sonrası yakalanan askerlere yönelik raporu, gözaltındaki askerlere kötü muamele yapıldığını anlatırken, darbe girişimini önlerken şehit olan, yaralanan insanların hikâyesini göz ardı ediyor. Raporun somut bir veriye dayanmadığını da ekleyelim.

Tiananmen Meydanı’nda Çin Komünist rejiminin tanklarına karşı duran Çinli protestocunun fotoğrafları ve görüntüleri Batılı medya kuruluşlarının sözde “demokrasi” propagandalarının en kullanışlı malzemelerinden biriyken, çıplak elleriyle tankları durdurmaya çalışan, hareket etmesinler diye önlerine yatan, 7'den 70'e, kadını ve erkeğiyle Türk halkının demokrasiye ve özgürlüğüne sahip çıkışı ısrarla gözden kaçırılıyor. Bu görüntüleri görmeyenler, Türk halkının demokrasiye sahip çıkışını, “İslamcı kitlelerin kendi askerini öldürme girişimi”, “Erdoğan’ın peşinden giden koyun sürüsü”, “bir avuç başıbozuğun sokakları terörize etmesi” olarak sunuyor.

Batı medyasında en sağ görüşlü yayın organından yelpazenin en solundakine kadar, ana akım tüm mecralar, 15 Temmuz gecesinden itibaren Brütüs rolü oynayarak sadece Türkiye’ye değil, dünyada demokrasiye inanan her kesime ihanet etmiştir. Bu onların ilk vukuatı değil. Batı’nın siyasi, ekonomik ve kültürel çıkarları söz konusu olduğunda her türlü ihaneti ve suikastı gerçekleştirebileceklerini, tarihten ve yakın zamanda Mısır’dan biliyoruz. Mısır’da Sisi tarafından gerçekleştirilen kanlı darbenin Batılı siyasiler, sonra da medya kuruluşları tarafından önce yumuşatılıp sonra da meşrulaştırılmasını hep birlikte izlemiştik. Türkiye’de son 2 hafta içinde yaşadıklarımız da benzer bir süreç. Ne var ki bu sefer senaryo tutmadı.
Türk halkının demokrasiye olan inancı ve vatanlarına sahip çıkma bilinci, demokrasinin bu sahte havarilerinin çirkin yüzünü tüm dünyanın vicdan sahiplerine en yalın hali ile gösterdi. Batı’nın demokrasi oyunu, geniş kitleler tarafından artık kabul görmüyor. Biliniyor ki, Batı için demokrasi çıkarlarının başladığı yerde sona erer. O nedenle her geçen gün siyaset alanında olduğu gibi medya alanında da kendilerine hizmet edecek mankurtlar bulmakta zorlanıyorlar. Ve bir gün gelecek, kendilerine konuşacak “eleştirel isimler” aradıkları e-postalara hiçbir geri dönüş olmayacak. İşte o gün, demokrasinin gerçek anlamda zafer kazandığı gün olacak.
*Bu yazı Gerçek Hayat dergisinin 1 Ağustos 2016 tarihli nüshasında yayımlanmıştır.